Kategoriler
    More

      İstanbul Sözleşmesi ve Toplumsal Cinsiyet Eşitliği

      Kamuoyunda “İstanbul Sözleşmesi” olarak anılan ve devamlı olarak tartışma konusu olan, gündemden düşmeyen sözleşmenin resmi adı, “Kadına Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesidir.

      İstanbul Sözleşmesi; kadınlara yönelik her türlü şiddetin önlenmesi, kadınların her türlü şiddetten korunması, kadınlara yönelik şiddetin faillerinin kovuşturulması, yargılanması ve cezalandırılmasına ilişkin hükümler içermektedir.

      İstanbul Sözleşmesi, kadına şiddet konusunda (bu konuya “ayrımcılık” ve “insan hakları” sorunu olarak bakan) Avrupa’da bir bağlayıcılığı olan ilk sözleşme olmasından dolayı ciddi bir öneme sahiptir.

      Söz konusu sözleşme, Avrupa’da kadına yönelik şiddet konusunu insan hakları bağlamında ele alan, bu konuda bağlayıcılığı ve yaptırım gücü olan ilk sözleşmedir (Acar ve Ertürk, 2011: 292). Sözleşmenin hazırlanması aşamasında, insan hakları konusunda daha önceden yapılan düzenlemeler ve AİHM içtihatları göz önüne alınmıştır.

      Sözleşmenin amaçları; kadına yönelik her türlü şiddet ve ev içi şiddeti önlemek, kovuşturmak, ortadan kaldırmak, şiddet mağdurlarının korunması amacıyla politika ve tedbirler geliştirmek, kadınlara karşı her türlü ayrımcılığı ortadan kaldırmak amacıyla kadın erkek eşitliğini yaygınlaştırmak, bu alanda uluslararası işbirliğini geliştirmek ve kuruluşların kolluk birimleriyle etkili işbirliği yapmalarını desteklemek olarak ifade edilmiştir. Ayrıca söz konusu amaçların gerçekleştirilmesi ve gereklerinin yerine getirilip getirilmediğini denetlemek için kadına yönelik şiddet alanında uzman, bağımsız üyelerden oluşan GREVIO (Kadınlara Karşı Şiddet ve Ev İçi Şiddete Karşı Uzman Eylem Grubu) adlı organ kurulmuştur.

      Sözleşmenin “amaç” maddesini incelediğimizde de şiddetle mücadelede özellikle kadınların korunmasının, bu amaçla kadına yönelik ayrımcılığın tasfiye edilmesinin ve kadın-erkek eşitliğinin sağlanmasına dair çalışmalar yapılmasının hedeflendiğine dair bir düzenleme görmekteyiz.

      İstanbul Sözleşmesi’nin getirdiklerini ve iç hukumuzdaki yerini incelemeden önce sözleşmeyi daha iyi anlayabilmek ve irdeleyebilmek adına CEDAW’dan kısaca bahsetmenin yerinde olacağı kanaatindeyiz.

      Birleşmiş Milletler (BM) düzeyindeki 9 temel insan hakları sözleşmesinden biri olan “Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Ortadan Kaldırılması Sözleşmesi” (CEDAW), bu sözleşmeler arasında özellikle kadınların insan haklarını ve toplumsal cinsiyet eşitliğini odağına alan tek sözleşmedir. “Uluslararası Kadın Hakları Sözleşmesi” olarak da kabul edilen CEDAW, sözleşmeye taraf olan ülkelerde kadın haklarının güvence altına alınmasını ve geliştirilmesini hedefleyen en yararlı araçlardan biridir. Gerçek eşitliği hedefleyen CEDAW, sözleşmeyi imzalayan devletlerin; kadınlara yönelik ayrımcılığın tüm biçimlerini önlemek, kadınların toplumsal durumlarını iyileştirmek, toplumsal cinsiyet ilişkilerini ve toplumsal cinsiyete dayalı basmakalıp yargıları değiştirmek adına taahhütlerde bulunmasını sağlar.

      Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 1979 yılında kabul edilen ve 1981 yılında yürürlüğe giren CEDAW, Türkiye tarafından 1985 yılında onaylanmış ve 1986 yılından beri iç hukukun bir parçası haline gelmiştir. Sözleşmeyi onaylayan ülke sayısının 187’ye ulaşmış olması ise CEDAW’ın, onay sayısı itibariyle, uluslararası insan hakları belgeleri içinde geniş kabul gören bir sözleşme olduğunun bir göstergesidir.

      Sözleşmede genel olarak kadına karşı her türlü ayrımcılık bütün alanlarda yasaklanmakta, bu kapsamda kadının insan haklarına ilişkin birtakım evrensel ölçütler belirlenmekte ve bu amaç için devletlere addedilen yükümlülüklerden bahsedilmektedir. Buna göre kadınların hukuki, siyasal, ekonomik, kültürel ve daha pek çok alandaki haklarından “hiçbir ayrım gözetilmeksizin” faydalanmaları amacıyla taraf devletler; öncelikle bu hakların kadınlara tanınması, tanınan bu hakların korunması ve devamında da bu hakların devletler ya da diğer kişiler eliyle ihlal edilmesi durumunda gerekli kovuşturma ve cezalandırmanın yapılması konularında yükümlü tutulmaktadır (Acar ve Ertürk, 2011: 286).

      11 Mayıs 2011’de Türkiye, İstanbul Sözleşmesi’ni ilk imzalayan ülke olmuştur. 

      Sözleşmeyi daha sonra imzalayan diğer ülkeler ise Avusturya, Almanya, Yunanistan, İzlanda, Karadağ, Portekiz, Finlandiya, Fransa, İspanya, İsveç, Slovakya ve Lüksemburg olmuştur.

      İstanbul Sözleşmesi, 14 Mart 2012’de Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından kabul edilmiş olup 1 Ağustos 2014’te yürürlüğe girmiştir.

      Kasım 2017’ye kadar 45 ülke tarafından imzalanan ve 27 ülke tarafından onaylanan sözleşme, Almanya’da 2018’de yürürlüğe girmiştir.

      İstanbul Sözleşmesi, başta Türkiye olmak üzere dünya genelindeki kadın hareketlerinin en önemli somut kazanımı olarak görülmektedir.

      Sözleşmenin koruma çatısı altında, temel amacıyla uyumlu bir şekilde, öncelikli olarak kadınlar vardır. Sözleşme kapsamında yaş, ırk, sosyal köken gibi ayrımlar gözetilmeksizin tüm kadınlar korunmakla birlikte şiddet görme ihtimali daha yüksek olan bazı kırılgan gruplara özel bir önem verilmesi gerekliliği de vurgulanmış ve taraf devletler sözleşmenin, cinsiyetine bakılmaksızın diğer ev içi şiddet mağdurlarını da kapsayacak şekilde uygulanmasının sağlanması hususunda teşvik edilmiştir. (CoE, 2011).

      Sözleşmede “ev içi şiddet” ve “toplumsal cinsiyet” tanımlarının yapılmış olması ayrı bir önem taşımaktadır. Bunlardan ilkinin tanımlanması, aralarında aile bağı aranmaksızın herhangi bir yerleşik birimin üyeleri arasında meydana gelen şiddet eylemlerini kapsaması ve – öncelikli olarak ev içi şiddetin mağdurlarının kadınlar olduğu kabul edilerek – her iki cinsiyeti de hatta kuşaklar arası meydana gelen eylemleri de kapsayan bir çerçeve çizmesi bakımından önemlidir ancak burada “ev içi” tabiri ortak bir mekân olarak düşünülmemelidir. Tanımda amaçlanan şey mağdur ile şiddet uygulayanın aynı mekânı paylaşması durumunda koruma sağlamak değil, aralarında bir ilişki kalmamış olsa dahi insanların şiddetten korunmalarını sağlayacak bir kapsam belirlemektir (CoE, 2011).

      İkincisinin tanımlanması ise bir uluslararası sözleşmede ilk defa “toplumsal cinsiyet” tanımına yer verilmiş olması anlamına gelmektedir.

      Anayasa m. 90/5 uyarınca İstanbul Sözleşmesi, kanun hükmündedir. İstanbul Sözleşmesi ile kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda İstanbul Sözleşmesi’nin hükümleri esas alınır. Anayasa’nın 11. maddesi uyarınca İstanbul Sözleşmesi hükümleri; yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kuralları kapsamındadır.

      Ulusal düzeyde bakıldığında kadına yönelik ve aile içi şiddetin önlenmesi amacıyla yürürlüğe giren ilk kanun, 4320 sayılı “Ailenin Korunmasına Dair Kanun”dur. Bu kanun kapsamında aile içi şiddet sorunu, çeşitli tedbirler ve hükümler çerçevesinde önlenmeye çalışılmış ise de bu kanun yetersiz kalmış ve ne yazık ki kâğıt üzerinde kalan bir metinden öteye gidememiştir.

      Kadına yönelik şiddetin artması ve 4320 sayılı kanunun yetersiz kalması neticesinde kanun koyucu, yeni bir düzenleme arayışına girmiştir ve akabinde ilgili STK’lerin de desteğiyle hazırlanan 6284 Sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun, 8 Mart 2012 tarihinde TBMM Genel Kurulu’nda oy birliği ile kabul edilmiş ve 20 Mart 2012 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.

      Kadına yönelik şiddet; toplumda her geçen gün artış gösteren, çok boyutlu, yaygın bir sosyal sorun olduğu gibi kadınlarda iş gücü kaybına hatta yaşam kaybına neden olabilen ve sağlık hizmeti gerektiren önemli bir halk sağlığı sorunudur. Koronavirüs salgınının başladığı ilk günden bu yana birçok ülkede kadına yönelik şiddet her boyutuyla artmakta, gerek fiziksel gerek psikolojik şiddete uğrayan ve sığınma evi talebinde bulunan kadınların oranında da artış gözlenmektedir.

      İstanbul Sözleşmesi; psikolojik şiddet, ısrarlı takip, fiziksel şiddet, zorla evlendirme, kadın sünneti, kürtaja zorlama ve zorla kısırlaştırmanın yanında tecavüz ve taciz gibi bilumum cinsel şiddet de dahil olmak üzere kadına yönelik şiddetin tüm türlerini içermektedir.

      Sözleşme çerçevesinde ev içi şiddet, aynı evde yaşıyor olup olmamalarının önemsiz olmasıyla birlikte mevcut/eski eş veya partnerler arasında yaşanan her türlü şiddet edimini içermektedir.

      Dolayısıyla söz konusu sözleşmenin maddelerinden yararlanabilmek için “aile” olmak, evlilik birliği içinde bulunmak, aynı evi paylaşmak ya da paylaşmış bulunmak şart değildir. 

      Ayrıca sözleşmede toplumsal cinsiyete uygun davranışların bireylere çok küçük yaşlardan itibaren yerleştiği gözetilerek eğitimin tüm aşamalarında kullanılacak olan materyallerin toplumsal cinsiyete ilişkin yaygın ve eşitsiz davranış kodlarından arındırılması, küçük yaştan itibaren şiddetsiz iletişim yolları hakkında eğitimler verilmesi ve bu eğitimlerin medyanın imkânlarıyla desteklenmesi gerektiği hususuna da yer verilmiştir.

      Görüldüğü üzere İstanbul Sözleşmesi’nin amacı, kadına yönelik ve ev içi şiddeti önlemektir. Sözleşme kadına kadın olduğu için ayrımcılık yapılmasını engeller; kadın, erkek, çocuk, engelli, mülteci ve LGBTİ+ bütün bireyleri ev içinde, dışarıda ve dijital dünyada yaşanan her türlü şiddetten korur. Bahse konu olan sözleşme, aynı zamanda bir kimsenin şiddete uğrama tehlikesi altında bulunması durumunda da o kişiye koruma sağlamaktadır. Bu sözleşme ile hayatımıza “ısrarlı takip” kavramı girmiştir ve bu sayede yazılı olmayan fakat hayatın içerisinde yaşanan bir çok şiddet türüne karşı koruma kalkanı oluşturulmuştur.

      Ne yazık ki şiddet vakaları günden güne artmakta ve her birey zaman zaman şiddetin farklı türlerine maruz kalmaktadır. Şiddet, ani gelişen bir olaydır ve bahse konu olan sözleşmenin amacı şiddeti bıçakla önler gibi kesmektir çünkü şiddeti başka türlü önleyebilmek mümkün değildir. Şiddetin önlenmesi noktasında ise mezkur sözleşme, bu sözleşmeyi imzalayan devletlere birçok yükümlülükler getirmiştir.

      İstanbul Sözleşmesi sık sık gündeme gelmekte ve ne yazık ki ağır eleştirilere maruz bırakılmaktadır. Bu durumun, adaletin ve hukukun üstün olduğu bir ülkede kabul edilebilmesi mümkün değildir.

      İnsanların temel hak ve hürriyetlerinin sağlanması, aile hayatının, yaşam hakkının ve beden bütünlüğünün korunması ile kadın ve erkek eşitliğinin temin edilmesi; anayasal birer hüküm olarak devletin temel amaç ve görevleri arasında sayılmış ve teminat altına alınmıştır.         

      Ülkemizin imzalayıp onayladığı uluslararası sözleşmeler de insanların yaşama hakkını, güvenliğini, aile hayatının korunmasını ve kadın-erkek ayrımcılığı yapılmamasını öngörür. Bunların temin edilmesini, taraf devletlere pozitif yükümlülük olarak yükler.

      Anayasanın 17. maddesinde düzenlenen, beden bütünlüğünün dokunulmazlığını ve yaşam hakkını güvence altına alan hüküm şu şekildedir:

      “MADDE 17. – Herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir. Tıbbî zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve tıbbî deneylere tâbi tutulamaz. Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tâbi tutulamaz.”

      Bu tanıma göre kadına yönelik her tür şiddet, anayasal bir hakkımız olan, kadının insan haklarının ihlalidir. Şiddetin gerçekleşmeden önce önlenmesi veya süren şiddetin sonlandırılması, devletin görevleri arasında yer almaktadır.

      Kadına yönelik şiddetle mücadelede atılması gereken ilk adım şüphesiz ki öncelikle kadına karşı şiddetin önlenmesi olmalıdır. Bu amaçla üye devletlerin etkin önlemler almalarının usulü de sözleşme kapsamında belirlenmiştir. Bunun için bazı köklü değişiklikler yapılması ve öncelikle toplumsal cinsiyet kalıplarının aşılmasına ve bu konuda farkındalık yaratılmasına öncelik verilmesi gerekmektedir. Bu aşamada yerel ve bölgesel aktörlere önemli sorumluluklar düşmektedir (CoE, 2011).

      Son günlerde ise İstanbul Sözleşmesine “Eşcinsellik meşrulaştırılıyor ve aileler dağılıyor.” gibi haksız ve ağır eleştiriler yapılmaktadır ancak bir sözleşmenin ya da kanunun toplumun yapısını bozabilmesi, değiştirebilmesi ya da topluma doğrudan zarar verebilmesi mümkün değildir. Yasalar ve uluslararası sözleşmeler toplumun eşitlik, adalet, düzen ve refah içinde yaşayabilmesi için vardır. Yasalar; bireyleri ayrıştırmak için değil, birleştirmek için vardır.

      İstanbul Sözleşmesi, iddiaların ve eleştirilerin aksine mağdurları her türlü şiddete karşı koruma altına almak amacıyla yazılmış bir metindir.

      Sözleşmenin 3. maddesi; Mağdurların haklarını korumaya yönelik tedbirlerin, cinsiyet, toplumsal cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasi veya başka tür görüş, ulusal veya sosyal köken, bir ulusal azınlıkla bağlantılı olma, mülk, doğum, cinsel yönelim, toplumsal cinsiyet kimliği, sağlık durumu, engellilik, medeni hal, göçmen veya mülteci statüsü veya başka bir statü gibi, herhangi bir temele dayalı olarak ayrımcılık yapılmaksızın uygulanmasını temin edeceklerdir.” şeklindedir.

      TÜİK verilerine göre 37 milyon insanın evli olduğu Türkiye’de, İstanbul Sözleşmesi ve 6284 sayılı yasadan sonra evliliklerde bir azalma olmadığı gibi boşanmalar da artmamıştır. Boşanmaların çoğunun nedeni aile içi şiddet ve ekonomik sorunlardır. Şiddet mağdurlarının büyük bir kısmını ise ne yazık ki kadınlar ve çocuklar oluşturmaktadır. Bireyleri korumak, şiddeti önlemek ise devletin temel görevleri arasında yer almaktadır ve devlet de bunu ancak yasalar ve uluslararası sözleşmeler yoluyla yapabilir.

      Aileyi sarsan ve dağılmasına neden olan şey şiddeti önlemeye yönelik olan kanunlar değil, şiddetin ta kendisidir.

      Hukuk alanındaki eşitlik kavramı, kanunlar önündeki eşitlik ile ifade edilmektedir. Anayasamızın 10. maddesi, hukuk alanındaki eşitlik kavramını açıklar niteliktedir: “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür. Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz. Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.”

      İstanbul Sözleşmesi, kadına yönelik şiddetin bir cinsiyet ayrımcılığı olduğunu özümseyerek kadınların güçlenmesini ve toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamaya yönelik birtakım önemli düzenlemeler içermektedir.

      İstanbul Sözleşmesi’nin öncü yönlerinden biri de LGBTİ+ bireylere yönelik ayrımcılıktan doğrudan ve net bir biçimde söz etmiş olmasıdır. Sözleşmenin “Temel Haklar, Eşitlik ve Ayrımcılık Karşıtlığı” başlıklı 4. maddesi, şu şekildedir: “Bu sözleşme hükümlerinin taraflarca uygulanışında, özellikle de mağdurun haklarını koruyacak tedbirler alınırken; cinsiyet, toplumsal cinsiyet, renk, dil, din, siyasi veya başka görüşler, ulusal veya toplumsal köken, ulusal bir azınlığa mensubiyet, mülkiyet, doğum, cinsel yönelim, cinsiyet kimliği, yaş, sağlık durumu, engellilik, medeni hal, göçmenlik veya mültecilik statüsü veya başka statüler temelinde hiçbir ayrımcılık yapılmayacaktır.”. Ayrıca sözleşme, hane içi şiddetin tanımını yaparken “eş” kavramı ile birlikte “partner” kavramını da ele alarak LGBTİ+ (lezbiyen, gey, biseksüel, transeksüel ve interseks) bireylerin yaşayabilecekleri hane içi şiddet vakalarını da kapsamaktadır.

      Görüldüğü üzere yasa, bireyleri eşcinselliğe özendirmemektedir bilâkis onların da toplumun bireyleri olduklarını, yasalar nezdinde eşit haklara ve korumaya sahip olduklarını vurgulamaktadır.

      “Birey; dini, ırkı, mezhebi, inancı ve cinsel kimliği ne olursa olsun şiddet göremez.” diyen bir sözleşmeye karşı çıkmak, temel insan haklarına aykırı bir tutum sergilemek olacaktır ki demokratik toplumlarda böylesi bir tavır hiçbir surette kabul edilemez.

      İstanbul Sözleşmesi, ülkemiz için çok değerlidir ve bu sözleşmeye karşı çıkmak yerine ona sahip çıkmamız gerekmektedir.

      Söz konusu sözleşme, iddia edilenin aksine şiddet uygulayan veya uygulama ihtimali olan kişinin bu eylemini önleme amacı taşımaktadır. Toplumun her bireyini eşit gören ve bireyleri şiddete karşı eşit biçimde koruyan bir sözleşmeyi daha fazla tartışmak yerine söz konusu sözleşmede şiddeti önleme amacıyla yer alan düzenlemelerin hayata geçirilmesi için gerekli olan çalışmaları yürütmek ve belli kurumların işlerliğini sağlamak adına gerek birey gerekse de devlet kurumları olarak üzerimize düşeni yapmalıyız.

      Kaynaklar:

      “KADINA KARŞI HER TÜRLÜ AYRIMCILIĞIN ORTADAN KALDIRILMASI SÖZLEŞMESİ (CEDAW).” Kadının İnsan Hakları Yeni Çözümler Derneği. İnternet. Erişim Tarihi: 4 Temmuz 2020 <https://www.kadinininsanhaklari.org/savunuculuk/uluslararasi-sozlesmeler-ve-mekanizmalar/cedaw/>.

      Kepenek, E. “7 Soru, 7 Yanıt: İstanbul Sözleşmesi Nedir, Ne Getiriyor?” Bianet. 1 Ağustos 2019. İnternet. Erişim Tarihi: 4 Temmuz 2020. <https://m.bianet.org/bianet/toplumsal-cinsiyet/211141-7-soru-7-yanit-istanbul-sozlesmesi-nedir-ne-getiriyor>.

      Gençoğlu, F. – Karaca, M.R. “Toplumsal Cinsiyet Eşitliği, LGBT+ Politikalarının Kıskacında Türkiye.” Genç Öncüler Dergisi. İnternet. Erişim Tarihi: 4 Temmuz 2020. <https://on5yirmi5.com/kultur-sanat/fikir/toplumsal-cinsiyet-esitligi-lgbt-politikalarinin-kiskacinda-turkiye/>

      Av. Gürel, B – İpek Mengilli. “KORORANAVİRÜSÜN (COVİD-19) KADINA ŞİDDETE ETKİSİ.” Hukuki Haber. 22 Nisan 2020. İnternet. Erişim Tarihi: 4 Temmuz 2020. <https://www.hukukihaber.net/kororanavirusun-covid-19-kadina-siddete-etkisi-makale,7742.html>.

      Par, K. “İstanbul Sözleşmesi’nden geri adım büyük ayıp olur.” Habertürk. 3 Temmuz 2020. İnternet. Erişim Tarihi: 4 Temmuz 2020. <https://www.haberturk.com/yazarlar/kubra-par-2561/2732036-istanbul-sozlesmesi-nden-geri-adim-buyuk-ayip-olur>.

      Av. Gürel, B. “AİLENİN KORUNMASI VE KADINA KARŞI ŞİDDETİN ÖNLENMESİNE DAİR KANUNUN UYGULANMASINDA ORTAYA ÇIKAN SORUNLAR.” Hukuki Haber. 06 Kasım 2017. İnternet. Erişim Tarihi: 4 Temmuz 2020. <https://www.hukukihaber.net/ailenin-korunmasi-ve-kadina-karsi-siddetin-onlenmesine-dair-kanunun-uygulanmasinda-ortaya-cikan-sorunlar-makale,5509.html>.

      Ergüneş Duran, E. “İSTANBUL SÖZLEŞMESİ’NİN İÇ HUKUK BAKIMINDAN
      İNCELENMESİ VE SÖZLEŞME’NİN UYGULANMASINDA
      KADININ STATÜSÜ GENEL MÜDÜRLÜĞÜNÜN ROLÜ”. (Nisan 2014). <https://www.ailevecalisma.gov.tr/media/2513/ezgiergunesduran.pdf>

      Görsel: Semih Özkarakaş

      Begüm Gürel
      Begüm Gürel
      Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesinden 2007 yılında mezun olarak, 2009 yılında Kamu ve Özel Hukuk alanında Yüksek Lisans programını, “İş Koşullarında Değişiklik” adlı tezi hazırlayarak onur derecesiyle tamamladım ve aynı yıl BG HUKUK BÜROSU’NU kurdum. 11 yıllık avukatlık deneyim ve tecrübesine sahip olmanın yanı sıra, birçok basılı dergide ve internet hukuk haber sitesinde düzenli olarak çeşitli makaleler yazmaktayım. Aynı zamanda cumhuriyet savcısı ile birlikte boşanma hukukuna ilişkin bir kitap tamamlamış olup, kitap basım aşamasındadır. Tüm bunların yanı sıra ise, üniversiteler bünyesinde çeşitli eğitim seminerleri vermekteyim. Bazı dernek ve sivil toplum kuruluşlarına üyeyim ve sosyal sorumluluk projelerinde yer almaktayım. 2020 yılının Haziran ayında KKTC Bilişim Suçları Yasa Tasarısında Meclis’te aktif olarak görev aldım.

      Rastgele Yazılar

      Kim Bu Normal İnsanlar?

      Sıradan zamanların birinde iki uzak insanın birlikte boy vermesinin hikayesi. İlk olarak Normal İnsanlar 2018’de yayınlandığı andan itibaren...

      Polonya’dan AB’ye Uçakların Ücretsiz CO2 Kotasını Silmesi Konusunda Baskı

      Yazar: Sam Morgan, Morgane Detry tarafından çevirisi. Çevirmen: İrem Tutcu Avrupalı Çevre Bakanları artık uçaklara ücretsiz...

      Dünyayı Anlamamızı Sağlayan Kelimeler

      Gündelik dilimizde farkına bile varmadan kullandığımız metafor ve mecazlar daha derin düşünmemizi sağlıyor - öyle ki çevremizdeki dünyayı böyle anlamlandırabiliyoruz, diyor Hélène Schumacher.

      İran’daki son protestoların öncekilerden farkı nedir? İran’da protestolar eşik mi atlıyor?

      15 Kasım’da benzin fiyatlarının üç katına çıkarılmasının ardından İran halkı neredeyse tüm ülkeye yayılan protestolara tanıklık...

      İlgili Makaleler

      CEVAP VER

      Lütfen yorumunuzu giriniz!
      Lütfen isminizi buraya giriniz