Çizim: Medha Srivastava

İnsanlar olarak her zaman gücümüzün yettiği şeyleri ezdik. Her zaman kendimizi üstün gördük. Toprağın üstüne bir iki tane bina dikebiliyoruz diye dünyayı kendimize ait sandık. İnsan olmayan diğer her şeyi de kendimize hizmet eden ve biz olmazsak yaşayamayacak olan varlıklar olarak nitelendirdik. İlk ortaya çıktığımızdan beri yaktık, yıktık, öldürdük. Yaptığımız yıkımları her zaman aslı olmayan ama kendimizce geçerli sebeplere dayandırdık. En ufak bir vicdan azabı hissetmeden gece rahat bir şekilde uyuduk. Hayvanları öldürdük, ağaçları kestik, doğayı talan ettik. Ve her birini çok önemli bir şey yapmışız gibi kendimizi takdir ederek başkalarına sunduk.

 Yeri geldi kendimizden olanı da ezdik. Çünkü güçlü değillerdi. Fakir bir coğrafyada doğmuşlardı. Paraları yoktu. Onlara da sahip olduğumuzu düşündük. Gökten yağan yağmuru bizim için yağıyor diye sahiplendik. Bir gün bize sahip olacak olan topraktan bile üstün gördük kendimizi. Her zaman ayrıştırdık. Cinsiyetlere göre ayırdık. Cinsel yönelimlerine göre ayırdık. Yetmedi doğduğu yere göre ayırdık. O da yetmedi peşinden gittiği inancına göre yargıladık. Biz insanlar hiçbir zaman kendi kusurlarımızı görmedik. Bize benzemeyenleri zorla kendimize benzetmeye çalıştık.  Benzemediyse öldürdük. Kendini ait olduğunu hissettiği bedene göre değiştirdiği için hiç acımadan gözümüzü bile kırpmadan Hande Kader’i yaktık. Bir erkeğe ilgi duydu için Hüseyin’i ya da bir kadına ilgi duyduğu için Ece’yi öldürdük. Mini etek giydi diye Leyla’yı öldürdük. Boşanmak istiyor diye Emine’yi öldürdük. Biz insanlar her zaman öldürdük. Öldürmekten başka hiçbir şeyi beceremedik. Bize hiçbir zararı dokunmayan, yanımızdan geçip gidecek olan ve bizden sadece sevgi bekleyen hayvanları canice katlettik. Ve karşılığında sadece üç kuruş para ödedik. Evet parayla hayvanları öldürdük. Bir canlının en temel hakkı olan yaşama hakkını elinden aldık ve bedelini sadece parayla ödedik.

Başımız sıkışınca Allah’a sığındık ama talan edilen her şeyi Allah’ın yarattığını aklımıza getirmedik. Olmayan insanlığımıza sığındık. Katlettiğimiz her bir can için hâkim karşısına geçip “Pişmanım, ben de insanım!” dedik, bir takım elbisenin arkasına saklandık.  Ve bunları söylerken yüzümüz bile kızarmadı. Bizim başımıza gelse ortalığı yakıp yıkacağımız haksızlığı gözümüzü bile kırpmadan başkalarına yaptık. Her zaman kendimizi düşündük. Yaptığımız iki tane bina sayesinde yapıcı olduğumuzu düşündük ama bir zamanlar köklerini toprakla birleştirmiş, iliklerine kadar o toprakla bütünleşmiş olan ağaçların canını aldığımızı aklımızın ucundan bile geçirmedik. En acı verici olanı da bunları yaptığımız için kendimizi yücelttik. Misafir olduğumuz bu dünyayı kendimize tapuladık. Her zaman adaletsizlikten şikâyet ettik ama her zaman da adaletsizliğe neden olduk.

 Biz insanlar kendi vicdanlarımızı katlettik. Sevgiyi bir tebessümde değil para da aradık. Sadece paraya taptık. Parası olanı tanrılaştırdık. “İnsanlar yargılanmamak için yargılamaya koşarlar.” der Albert Camus. Ve her birimiz Albert Camus’nun bu sözünü haklı çıkardık. Ona kilolusun dedik, buna zayıfsın dedik. Kendi seçmemiş olduğu şeylerden vurduk bir başkasını. Tanıştırayım: bunları yapan canlının adı İNSAN. Kendini unutan ve yakıp yıkan…

Sosyal medyada paylaş

Ahmet Furkan Tunahanlı

Ent Dergi Kültür&Sanat Editörü. Anadolu Üniversitesi Adalet Bölümü Öğrencisi. Taze Vejetaryen, Pro-feminist. Kafkaokur Dergisi ile okuma alışkanlığı kazanıp sonradan yazı yazmaya başladı. Rol Modelleri Buket Uzuner ve Franz Kafka. Franz Kafka'ya olan hayranlığı öyle büyük ki yeni tanıştığı insanlara kendini Furkan Kafka olarak tanıtıyor.
Published On: Mayıs 4th, 2020Categories: Edebiyat, Kültür & Sanat0 Yorum

Leave A Comment