İnsan özünde kötü müdür? Bu soruyu ele almadan önce kötülüğün ne olduğunu açıklamaya çalışalım. Kötülük, anlam bakımından iyiliğin zıttıdır; insanda negatif veya yanlış duygular uyandıran durumlar, olaylar, düşünceler ve eylemlere karşılık gelir. Kötülüğü ele alırken doğru ve yanlışa da değinmek kötülüğü açıklamaya yardımcı olacaktır. Sofistlerin İlk Çağda “doğru” olan yaklaşımı doğruluğu açıklamak için yeterlidir diye düşünüyorum. Sofistler, genel bir doğrunun olmadığını şöyle ifade etmişlerdi:

“Rüzgâr üşüyen için soğuk, üşümeyen için sıcaktır.”

Bu sözden anlaşılacağı üzere doğrular durumlara, zamanlara, düşüncelere ve olaylara göre değişkenlik gösterir. Yanlış olan şeyler de doğruluğa göre şekil alırlar ve bu yüzden net ve genel bir yanlıştan bahsetmek mümkün değildir. Yanlışın türevi olan kötülük için de aynı şeyler geçerlidir. Genel, mutlak ve net bir kötülükten bahsetmek mümkün değildir. Bu açıdan örnekler vermek gerekirse çalmanın kötü olduğunu söyleriz fakat çocuğu ölüm döşeğinde olan ve ilaç alacak parası olmayan bir adamın gerekli ilaçları çalmasının da kötü olduğunu söyleyebilir miyiz? Yalan söylemenin de kötü olduğunu söyleriz ama ölüm döşeğinde olan bir hastanın odasına girdiğinizde ve onun o yorgun bedenini görmenize rağmen “Ne kadar güçlü görünüyorsun.” yalanını söylediğinizde kötülük mü yapmış olursunuz?

Özünde problemli olan kötülük kavramı sadece insana özgü müdür? Burada “Kötülük için bilinç gerekiyor mu?” sorusuna ulaşırız. İnsan dışındaki canlıların bilinçli şekilde kötülük yaptığını söylemek, canlıların doğası gereği pek mümkün değildir. Kötülük bilinçsizce yapıldığı zaman kötülük olmaktan çıkıyor, bilmeden yapılan bir eylem, her ne kadar kötü olsa da, kötülük değil, bilinçsiz eylemdir.  Buradan hareketle kötülüğün insana özgü olduğunu söyleyebiliriz. Diğer canlılar sadece doğalarına uygun bir yaşam sürerler. Elbette bilinçsizce yapılan eylemleri de kötü bulanlar olacaktır fakat burada ele aldığımız husus eylemin kötülüğü değil, eylemi yapanın kötü olmasıdır; bilinçsizce yapılan kötülük kötülüktür fakat eylemi bilinçsizce yapan canlı kötü değildir. Örneğin, öldürmenin kötü olduğunu düşünürüz ama bir aslanın bir ceylanı öldürmesi ya da bilinçsizce yapılan bir eylem yüzünden meydana gelen kaza sonucunda bir canlının ölmesi gibi durumlarda aslanın veya eylemi yapan canlının kötü olduğunu söylemek pek mümkün değildir. Bu nedenle kötülükte aranacak unsurun bilinç olduğu açıktır.

Bu bilincin de yalnızca insanlarda bulunduğunu söylemek yanlış değildir. Buradan hareketle insan ve kötülük arasındaki ilişkiyi inceleyebiliriz. İnsan geçmişten günümüze süregelen insanlık yaşamında ve tarihinde yalnızca çevresine (doğaya, canlılara vb.) değil, kendisine bile bilinçli olarak ciddi kötülükler yapmıştır. Dahası, bu kötülüğüne sürekli olarak bağımsızlık, akılcılaşma, hümanizm, din ve bilim gibi kılıflar örerek kötülüğün üstünü örtmeye çalışmıştır.

Peki, bu kötülük nasıl gelişmiştir? İnsan, anlamanın her zaman iyi olduğunu düşünür çünkü anlamak, öğrenmek ve bilgi sahibi olmak öğrendiğimiz şeyin eksik yönlerini ve dolayısıyla ona yapabileceğimiz kötülükleri ona gösterir. Burada Bacon’ın sözü bize anahtar olabilir. Bacon “Bilgi güçtür.” diyor. Bilgili olduğumuz bir konuda her zaman güçlüyüz ama bu gücümüzü nasıl kullanacağımız çok önemlidir. İnsanlığın son yüzyılda her zamankinden çok daha kötü olmasının sebebi bir çok erdemden eksik kalmasıdır. İnsanlık, öğrendiği şeye kötülük yapabildiğini anladığı zamandan bu yana kötülüğe başvurmaktan çekinmemiştir ve öğrenmenin bizi güçlü kılacağını anladığında, burada Aydınlanma Çağı’nı eşik alabiliriz, bir çok erdemi unutmuştur. Öğrenme konusunda değindiğim nokta bireysel öğrenmeden çok insanlığın öğrenmesidir. Ben insanlığın “akılcılaşma” adı altında büyük erdemlerden uzak kalarak öğrendiğini sadece kötülük için kullandığı ve bunu bilinçli bir şekilde yaptığı görüşündeyim.

Günümüzde yapılan tüm kötülükleri geçmişte öğrendiğimiz için yapıyoruz. Örneğin savaşlar. Savaşın iyi bir şey olduğunu düşünen insan saf kötüdür fakat geçmişte yaşanmış onca acıya rağmen insanlık hâlâ neden evren, dünya, doğa ve canlılarla savaşıyor? İşte buradan yine insanın kötücül olduğu sonucuna ulaşıyoruz. İnsanlık bu güne kadar öğrenebildiği derecede kötülük yapmıştır. Öldürmeyi önce elleri ile, sonrasında taş aletler ve silahlar ile, şimdiyse teknoloji ve bilim ile yapıyor. İnsan öğrenebildiği kadar kötü olabiliyor. Buradan hareketle insanlık, J. J. Rousseau’nun söylediği gibi özünde aslında iyi bir varlık olup, kendi hâlinde, ağaçtan düşen elmayı yediği mutlu bir hayat sürmemiştir. Zaten doğada mutluluk yoktur ve hiçbir zaman da olmamıştır. Thomas Hobbes’un da dediği gibi “İnsan insanın kurdurdur.” hatta ben, bir adım daha ileri giderek diyorum ki insan, öğrenebildiği her şeyin kurdur.

Toparlayacak olursak yapılan bir kötüük için “Ben öyle şey yapmam.” demek bir insan için oldukça komiktir çünkü sınanmadığımız şeylerin masumları değiliz. İnsanlık tarihi çok büyük kötülüklere sahne olmuştur ve daha büyükleri de çok uzakta değildir. Bizler öğrenmenin kibirinde, gücün zehirlenmesinde, sevginin uzağında olan lanetlenmiş varlıklar gibiyiz ve yaşarken yaşatmayı değil, yaşamak için yok etmeyi öğreniyoruz.

Sosyal medyada paylaş

Mert Ateş

İzmir Katip Çelebi Üniversitesi, Sosyoloji bölümü üçüncü sınıf öğrencisi. 25 yaşında. İzmir'de bir köpek ile birlikte yaşıyor.
Published On: Eylül 21st, 2021Categories: Bilim, Felsefe0 Yorum

Leave A Comment