Sosyal medyada paylaş

Bazen düşünüyorum da; acaba Havva mağarada oturup Adem’in dönmesini mi beklerdi? O dönene kadar etrafı şöyle bir toparlayıp onun önceki gün getirdiklerini yemeğe mi hazırlanırdı? Hiç sanmam.

Toplumsal cinsiyet eşitsizliği toplumun kadına ve erkeğe roller biçtiği dönemden beri süregelmiştir ve en çokta kadınlar üzerinde etkisini göstermiş acı bir gerçekliktir. Günümüzde de dünyanın birincil sorunu haline bürünmüş ve iklim değişikliğinde de kendini göstermiştir. Toplumsal cinsiyet eşitsizliği hayatımızın birçok alanında kadını ötekileştirdiği gibi iklim krizinde de ötekileştirdiği ve eksik gördüğü, kadını toplumun belirlediği sınırlar içine ittiğinden dolayı kadını hem çevre hem de cinsiyet eşitliği noktasında tehlikeli ve adaletsiz bir alana sokmaktadır.

Günümüzde insanlar tarafından çevre üzerinden oluşturulan baskılar; hava, su, toprağın bozulması ve çevre kirliliği şeklinde ortaya çıkmaktadır. Peki, toplumsal cinsiyet farklılıklarının etkileri ne şekilde görülmektedir? Bu sorunun cevabını belirli ve önemli pek çok konuda görmekteyiz. Öncelikle doğal kaynakların kullanımı ve yönetiminde aile ve toplum içindeki eşitsizlik kadınların kaynaklara ulaşımının kısıtlanmasına yol açmaktadır. Bu eşitsizlik kendini geçim stratejilerinde, belirli kaynaklar ve bu kaynakların sorunlarıyla ilgili bilgi düzeyinde de ortaya çıkmıştır. En önemli noktalardan biri olan kaynakların sahiplenilmesi, yönetimi ve kaynaklara erişim hakkının kısıtlanması durumunda açık bir şekilde ortaya çıkan toplumsal cinsiyet eşitsizliği aynı zamanda çevre sorunlarının niteliğinin ve öneminin anlaşılması konusunda da büyük sorunlar yaratabilmektedir.

Bu yönde yürürlüğe sokulan yasaların kadın haklarına karşı ön yargılı olduğu su götürmez bir gerçektir. Bu yönde yapılan yasalar her geçen gün iyileştirilse de hala büyük bir eksiklik mevcuttur. Bu yasaların küreselleşme, yoksulluk, gereksinimlere ulaşım, şiddet, bulaşıcı hastalıklar, kirlilik, ekolojik değişim ve doğal felaketler gibi sorunlar olmak üzere toplumsal cinsiyet eşitliği çerçevesinde tekrar düzenlemesi gerekmektedir. Bu, dünya ve insanlık için büyük bir önem teşkil etmektedir.

İklim değişikliği daha çok yoksulları etkilemektedir ve kadınlar da dünyadaki yoksul nüfusun %80’ini oluşturduğu için iklim değişikliğinden ciddi düzeyde etkilenen gruplar arasındadır. Ayrıca çocukluktan itibaren başlayan toplumsal cinsiyet eşitsizliği kendini çok farklı noktalarda da göstermektedir. Örneğin yüzme, tırmanma gibi fiziksel aktiviteler çoğunlukla erkek çocuklara öğretildiği için kız çocukları herhangi bir doğal felakette çoğunlukla zarar görmektedir ve kaynaklara ulaşmaları da toplumun yüklediği cinsiyet rollerinden dolayı daha zordur.

Tüm araştırmalar gösteriyor ki ekolojinin korunması ve sürdürülebilir bir kalkınma için hedeflenen tüm çalışmalarda toplumsal cinsiyet eşitliği mutlaka sağlanmalıdır. Kadınların bu konudaki teknik operasyonlara ve projelere katılımı sağlanmalıdır ve kadınlar yönetimde de söz sahibi olmalıdır. Bu konuda kadınlar ve erkekler arasındaki eşitsizliği önleyecek, iyileştirici bir politika izlenmelidir. Bu süreçte çevreye ilişkin toplumsal cinsiyet eşitliğine dayalı veriler hazırlanmalıdır ve karar verme sürecinde kadınlar aktif bir şekilde bulunmalıdır. Kadınların bakış açısının bu süreçte çok önemli olduğu da gayet açıktır.

Kadınlar; Havva evde oturup bir şeyler ona gelsin diye beklememiştir ve Adem de onu engelleyebilecek biri değildir. Bize ait olan tüm hakları alacağız; doğa, gelecek ve kendimiz için.

Her alanda toplumsal cinsiyet eşitliği sağlanıncaya değin güçlü ve sesli kalmanız dileğiyle.

Kaynakça

scholar.google.com.tr

bpwankara.org

Sosyal medyada paylaş

Leyla Can

Leyla Can
Kjersti Skomsvold’un “Ben turuncuyum ve hiçbir şey turuncuyla kafiyeli değil.” alıntısında kastettiği renktir Leyla. Biraz yoldur, biraz şiir; nitekim Başak Köklükaya’nın iki kaşı arasındaki gölgesine razı fesleğendir. Yolda olmayı ve rastlaşmaları önemser. Kelimeler, cümleler, jestler ve anlar biriktirir. Kendine has zarifliği ile akar sokaklara. Daima öfkeli baktığı çocukluk fotoğraflarının ardında güzel bir kız çocuğu durur geleceğe karşı. Serpilirken sımsıkı sarılıyordur tutkularına. Detayları sever, gizlenmiş olanda bulduğu bağlar onu sıradanlığa. Pencere pervazına çiçekler gibi kitaplar dizer. Yakasına her sabah bir umut, evden çıktığındaysa yüzüne muzur bir gülümse iliştirir. En güzel mahiyeti dostluktur. Ruhu her an alıp başını gitmeler çekerken zaman akmıyormuş gibi dingindir aynı zamanda. Turuncu gibi hiçbir şeyle kafiyeli olmayan bir yaşayışın umut dolu naifliğini hayata döken şiirin başıbozuk hallerine benzer. Düşlerini gerçeğe dökmektir uğraşı. Bir nevi hep mujer naranja.

Leave A Comment