“Kuzey ve Güney Kore tek başına iklim krizini durduramaz; ancak dünyanın geri kalanının örnek alabileceği bir model oluşturabilir.” 17 Ağustos 2021, John Feffer

Orijinal Metin İçin

İklim krizi hakkındaki yeni BM raporu tam anlamıyla dehşet verici. Rapor bizlere mevcut sıcak hava dalgaları, sel, orman yangınları, buzullardaki erime ve dünyayı saran şiddetli hava olaylarının nedenlerine dair hâlihazırda bildiğimiz şeyleri anlatıyor. Bu değişimlere, biz insanlar her şeyden önce arabalarımızda, uçaklarda ve fabrikalarda fosil yakıtlar kullanarak sebep oluyoruz.

Aynı zamanda rapor bizlere bilmiyor olabileceğimiz bir şeyi daha söylüyor: Ülkeler karbon emisyonlarını azaltmak adına yapmış oldukları mevcut anlaşmaları sürdürseler bile, küresel emisyonlarda 2030 yılına kadar 2010 düzeylerine göre yalnızca %1’lik bir azalma meydana gelecek. İklim bakımından dünyanın geri dönüşü olmayan o noktayı geçmediğinden emin olmak için, bu küresel emisyonların içinde bulunduğumuz on yılın sonuna kadar %50 oranında azaltılması gerekiyor.

BM genel sekreteri António Guterres’in de dediği gibi, yeni BM raporu aslında “insanlık için bir acil durum sinyali”.

İklim krizi dünyadaki farklı bölgeleri farklı şekillerde etkiliyor. Sibirya, Yunanistan ve Kaliforniya’daki dev orman yangınları o bölgeleri yakıp kavuruyor. Grönland ve Antarktika’daki buzul kaybı, deniz seviyesinin ciddi miktarda yükselmesine neden oluyor. Böylece, deniz seviyesi kıyı çizgisini aşarak dünyanın dört bir yanındaki birçok ada için batma tehlikesi oluşturuyor. Kısa süre önce Almanya’da daha önce benzeri görülmemiş bir yağış meydana gelmiş ve Ren Nehri Havzası’nda bulunan birçok şehirde su baskınlarına sebep olmuştu.

Asya’da, iklim değişikliğinin başlıca etkisi muson döngüsü üzerinde oluyor. Şöyle ki, karakteristik olarak çokça yağış alan bölgeler ilerleyen dönemlerde daha fazla yağış alacak, kurak bölgeler daha da kurak hâle gelecek.

Daha bu ay, Orta Çin’de rekor miktarda yağışın meydana getirdiği sel ve çamur kaymaları 300’den fazla insanın ölümüne sebep oldu.

Aynı felaketler Kore’de de yaşandı. Geçtiğimiz yaz, şiddetli yağış Güney Kore’nin göbeğinde hızla ilerleyerek Daejeon şehrini sular altında bırakmış, hatta Seul’daki Han Nehri’nin taşmasına sebep olmuştu. Aralıksız 42 günlük yağış ile bu sezon, yedi yıl içerisindeki en uzun muson sezonu oldu.

Geçtiğimiz yaz, Kuzey Kore’de de şiddetli yağışlar meydana geldi. Şimdi ise ülke tekrardan sel tehlikesi ile karşı karşıya. Ülkenin kuzeydoğusunda meydana gelen şiddetli yağışlar evleri ve tarım arazilerini yerle bir etti. En az 5000 kişi sel baskını nedeniyle tahliye edildi.

Güney Kore’de iklim değişikliği, belirli bölgelerde sel, bazılarında da kuraklık ağırlıklı olmak üzere etkisini çoğunlukla şiddetli hava olayları ile gösterecek. Gelgit düzlükleri yok olacak. Artan sıcaklıklar ve yeni böcek istilaları tarımı etkileyecek. Ancak tarım sektöründe çalışanların sayısı nüfusun yüzde 5’inden az olduğundan ve ülke birçok gıdayı ithal ettiğinden, sonuçlar ağır olmayacak. Güney Kore adapte olabilir bir tarıma sahip.

Ancak Kuzey Kore’de, iklim değişikliğinin nüfusun gıda güvenliği üzerinde yıkıcı bir etkisi olacak. Hükümet, ülkenin “şu ana kadarki en kötü” hâliyle karşı karşıya olduğunu, KOVİD-19’un ve komşu ülke Çin’den gelen ticari kısıtlamanın bu durumu şiddetlendirdiğini kabul etti.

Kuzey Kore’deki güvenlik ve iklim riski hakkındaki yeni bir rapora göre, “İklim tahminleri, Güney Hamgyong ve Kuzey Pyŏngan illerinin toplamda ülkedeki pirincin %38, soyanın ise %30’unun yetiştirildiği alanlarında 2035’e kadar her yıl fazladan 3 aya kadar şiddetli kuraklık yaşanacağına işaret ediyor.” Diğer alanlarda ise şiddetli sel nedeniyle gıda üretimi aksayacak.

Hatırlarsanız bu, 1990’ların başında Kuzey Kore’deki gıda krizini tetikleyerek “Kuzey Kore Kıtlığı”na ve kurumsal çöküşe neden olan kuraklık ve sel kombinasyonunun birebir aynısı. Kuzey Kore’nin bugünkü siyasal ve ekonomik sistemi, bu sistemik zorluklara karşı hazır olma konusunda 1990’lardan bu yana olumlu bir gelişme göstermedi.

Kuzey ve Güney Kore tek başına iklim krizini durduramaz. Endüstriyel ve tarımsal üretimi bir hayli düşük olduğundan, Kuzey Kore’nin karbon ayak izi şu anda Trinidad ve Tobago’nunki gibi oldukça düşük. Aslına bakılırsa, ülke 1990’dan bu yana karbon emisyonlarını yüzde 70’in üzerinde %70’in üzerinde azalttı. Ancak bu, bilinçli bir tercihten çok ciddi bir ekonomik gerilemenin sonucuydu.

Buna karşın Güney Kore, dünyanın en büyük on karbon salıcısından biri. Ülke 2050’ye kadar karbon nötr olacağının sözünü vererek kendi emisyonlarını azaltmak için harekete geçti. Ancak Seul bu sözünü tutsa bile; bu, tek başına iklim değişikliğini durdurmaya yetmeyecek.

Kuzey ve Güney Kore’nin yapabileceği şey, küresel ısınmayla mücadele için bir araya gelmek. Temiz enerjinin olduğu bir geleceğe birlikte geçmek için, tüm yarımadayı kapsayan bir plan oluşturabilirler. İki Kore onları ayıran askeri çatışma, aradaki büyük ekonomik fark ve siyasal sistemlerindeki uyuşmazlık dâhil olmak üzere bütün farklılıkları bir kenara bırakıp, onun yerine her iki ülke için de ortak bir tehlike olan iklim değişikliğine odaklanabilir.

Şu bir gerçek ki, Kuzey Kore bu konuda daha avantajlı konumda. Ülkenin şu anki karbon salınımı nispeten düşük. Güney Kore’ye oranla nispeten daha makul miktarda bir sermaye ile Kuzey Kore, karbon nötr bir ekonomiye daha kolay ulaşabilir.

Karbon emisyonlarını büyük ölçüde azaltarak arayı kapatması gereken taraf Güney Kore. Ülkenin gelişmiş ekonomisinin yönünü değiştirmek çok daha fazlaya mâl olacak, ancak şöyle de bir şey var ki, Güney Kore, yarımadanın iki yarısının da bu geçişi gerçekleştirmesine yardım edebilecek sermayeye sahip.

Bu şekilde Kore ülkeleri tek başına küresel ekonomiyi değiştiremeyecek olsa da, pek çok farklılığı bir kenara bırakarak iklim tehlikesinin ele alınmasının diğer bütün anlaşmazlıkların önüne geçmesi gerektiğini dünyanın geri kalanına gösterebilir. Eğer Kuzey ve Güney Kore, yarımadayı ayıran tarafsız bölgeyi (DMZ) bilfiil görmezden gelebilirse, pekâlâ küresel Kuzey ve küresel Güney’i birbirinden ayıran o eşit ölçüde derin boşluğun nasıl kapatılacağını da diğer dünya ülkelerine gösterebilir.

Kaesong Endüstri Parkı’nın yeniden açılması için işbirliği yapmak mı? Olimpiyatlar için ortak bir takım kurmak mı?

Bunlar iki Kore ülkesinin dikkate değer projeleri. Ancak bu projeler Kore yarımadasını ve bütün dünyayı olumsuz etkileyen iklim tehlikesinin ele alınması için acil ihtiyaç olan işbirliği ile kıyaslanamaz.


Kaynak ve Görsel

İlginizi Çekebilir:

Sosyal medyada paylaş

İpek Meltem Tunay

1999'da Bolu'da doğdu. Ortaöğretiminin ikinci yılına kadar Düzce'de kaldıktan sonra ailesiyle birlikte Bolu'ya gelerek eğitimine orada devam etti. Şu anda Dokuz Eylül Üniversitesi'nde İngilizce mütercim tercümanlık öğrencisi. Çevirinin yanı sıra gastronomiye de ilgili. Sanata, özellikle de müziğe aşık biri. Piyano çalmayı, şarkı söylemeyi ve yazmayı seviyor.
Published On: Ekim 25th, 2021Categories: Çeviri, Ekoloji, İklim ve Su0 Yorum

Leave A Comment