Boş kollarıma sormam gereken bir şey mi var benim, parmağımda olmayan bir yüzük için kendimi yakmalı mıyım? Bunlar olacak diye annemin aniden yaptığı o mantıyı yemeyi kaçıracak mıyım? içimdeki mezat

Didindiğim, yıllarca emek verdiğim şeylerde uzak bir pelesenk gibi diline dolanan cümlelerinizden usanmış olduğumu gördüm, türevi sorularla boğuşan ve pek çoğunun tercihi olan bu durum için ben neden toplumda dışlanıyorum. “O kadınla arkadaş olma, bekar o” denilen kadın oluveriyorum bu memlekette anlamadım ben, gerçi ben bu evrende neyi anlasam yanlış oluyorum.

Ben böyleyim, öyleyse insanların hayatında yanlış olmayı tercih ediyorum. Doğruluğu layık bulmadığım için mi? Haydi doğrularımdan bahsedelim biraz… içimdeki mezat

Gözlerimi her kör ettiğimde sevginin elime yüzüme bulaştığını gördüm, başımın gözümün üstünde yeri var dediğim ne kadar insan varsa eş dost, sevgili her ne ararsan hepsinin beni bir şekilde ayağının altına almaya çalıştığını fark ettim. Saygımı kaybettiğim kimsenin yüzüne yalandan gülmedim, bu biraz onları kurtardı belki. Çünkü bu tip ilişkilerin sonu iki taraf için genelde enkaz oluyor. Kabul ettiğim ve bir o kadar sürdürmek istediğim ilişkilerim de oldu tabi ki, insanın neyin hakikat olduğunu unuttuğu dönemleri oluyor. Gerek sağlığı yerinde olmuyor, gerekse örselenmiş özgüveninin dibinde kalanını sıyırırken zor zamanlarında yanında olduğunu sandıklarının arkalarını dönüşünü görünce insan haliyle panik oluyor.

Her şeyi beraber aşmak dediğimiz şey, kocaman bir konser salonunda içeriye teker teker giren orkestra üyelerinin ellerinde tuttuklarını birbirinden maharetli notalara dönüştürdüğü o an değil mi neticede? Öyle güzeldi ki o ev, o bahçe, o limon ağaçları, o dar ve çam ağaçlarıyla dolu yollarda yürümek; bir insanın hikayesinde, her bir kirpiğin hareketinde büyüyen gözbebeklerini görerek ayna olabilmek. Birkaç milim aşağıda bambaşka bir nefesin göğsüne doğru gelen esintisinde sarhoş olmak. içimdeki mezat

İnsan sevmeyi özlemiyor değil. Ama ne yazık ki her gece böyle yıldızlı geçmiyor.

Beni vurdular, ben ölmedim. Her yerden vurdular ama ben kendimi canlı tuttum diye, her bulanın elinde bir suç aletiyle hayatıma davranması mı gerekir? Baksanıza bana! Yok ya, var mıymış öyle bir dünya! Hatta aynen şöyle bir dünya var – üzgünüm, bu kısım biraz kötü olacak.  Demiştim ya bir önceki yazımda* bir kadın kocasına para vererek yaşıyordu, daha neler duyduk gördük… Hayat bu kadarmış dediğimiz kaç cümleye sığan hayatlar. Kocası tarafından elleri kolları bağlanmış şekilde tarlada bulunan kadınlar mesela – hala bulunamayan Gülistan, kızının karşısında boğazı kesilerek öldürülen Emine Bulut.  Aynı adamın elini kolunu sallaya sallaya dolaştığı yerde bulunan iki ceset – birinin adı Aleyna. Bir çatı katında hunharca boğularak öldürülen Mervenur’a sordunuz mu beş yaşındaki çocuğunun okuduğunu görmek ister mi diye mesela?

Kusura bakmasınlar ama bu yıkık hayat bile onların değil miydi?

Sordunuz mu yolun ortasında öldürelim seni, gömelim mi betonla diye? Alıştığımız şey saçımızdan asılarak sevilmek; her gün korumaya çalıştığımız evlatlarımız, ailemiz, çevremiz içinde dövülerek öldürülmek… Çıkmayan koruma kararları bir yana, çıkanlardan da bir fayda görenimiz olmuş mudur düşünüyorum.  Bu halk kadınlarını korumuyor demeyeceğim, o kadar çetrefilli olmayacak yolum. Yapanın hakkını kendine bırakacağım ancak bu adaletsizliğe bizimle seslenenleri o genelin içine sıkıştırmayacağım… kadın hakları

Havuzun ayı ayrı her kenarına tünemiş, elinden telefon düşmeyen, seri sağa kaydıran yoldaşlarım! Tavla biliyor diye bütün akıl oyunlarına münafık, maytaplı kokteyliler ile ortama piyasa yapan, sorsan dinin avaresi mutaassıp kardeşlerim… Kadın görünce oranı buranı yerim diye ağzında salyası önünde baltasıyla dolaşan, benim de kız kardeşim var seni anlıyorum yalanına dadanmış namus bekçisi biladerlerim… Proteinden patlamaya hazır bomba gibi, “fitness” salon camlarını arşınlayan fotoğrafların efsaneler yaratan kahramanları… Üç kitap okuyup yazım yanlışı yapanlara Türkçe dersi veren değerli öğretmenlerim. ne öğrendik? içimdeki mezat

Kendi nefsini insan nefsinden ayıran, her noktada kadını yaftalayan ve piyasa yapma gayesiyle sadece “hashtag” atarak Twitter’dan duyar kasan; elinde alkol şişesi, bulduğu her arabanın üzerinde poz veren; göçmen kuşlara özenen, aslen mahallenin muhtarı dostlarım. Sabah aydınlığında ya da gecenin herhangi bir saatinde kadınlara verdiği rahatsızlığı biliyorsun libido işte, erkeklik hali gibi bir cümlenin altına sığınarak yapan ağır başlı abilerim. Sokak ortasında dövülen kadınları inşaat izler gibi izleyip karışanları da, haksızlık tutanağı tutturanları da istemiyoruz!

Derdimiz yaşamak, anlatacak olursak.

Herkesin konuşmasını izleyecek, ancak kendisine asla konuşma sırası gelmeyecek, yedeğe aldığınız “dur şu çıtırda şurada dursun” dediğiniz kimselerden olmayacağız. Bilmem kaç yerinden bıçaklanan sensin, benim, bunu görmüyor musun?  Sana diyorum, on beş yaşında kızın düğününde halay başı olan, bu işlere bayrak tutan kardeşim. Aynı mendil silmesin gözyaşını sonra… Bak böyle olmaz, ne isterse giyer, kimle isterse konuşur, bunlar seni alakadar etmesin. Ardına yaslanıp ben erkeğim şöyleyim böyleyim demeyiver. Seni düşünen bir insana saygıyla yaklaş mesela, bir insanın hayalleri, hayatı, konuşmak istediği şeyler olabilir. Her şey neticede deneyimden geçer. Karpuz da seçmiyorsun hem, manavdan orasını burasını sıktırarak seçmeyi bırak insanları. Şimdi o cüzdanı, lüks arabayı, telefonu, beyaz çorabı, tespihi al git.

Burası sırat değil, cennete varamazsın geçince… Hurilerin de işi yok seni bekliyor aynen…

Her gün yanında bir tek mısırı eksik film gibi izlediğiniz o hayatların ta kendisiyiz, üzgünüm. Size zulmeden hemcinslerimden bahsetmiyorum. İnsanları insan olmak dışında her sıfata atfeden herkese karşı bu duruşum. İstediğinizde gelen, evinizde rızası olmadan zorladığınız ilişkilerden sonra boynunda parmak izlerinizin kalacağı kadınlardan olmayacağız. Üzerimizde yaptığınız çirkin iddialaşmalarınızı da bizden uzak tutabilir misiniz? Ben senin başına bunlar gelsin istemem, sen de bir kadın çöp kovasında ölüsü bulunsun, valize konulup ormanlığa atılsın isteme bir zahmet…

Bu beraber aşacağımız bir durum; gel birlik olalım. Yüksek binaların tepesinden atılmayalım, ölüm sebebimiz İstanbul sözleşmesinin kabul görmeyen herhangi bir maddesi olmasın. Hep birlikte yaşayalım, zira bunu özlemedik mi? İnsanım ben, insanım…hepsi bu. Bir şey değilim valla. içimdeki mezat

içimdeki mezat

Görsel: “International Day for the Elimination of Violence against Women” (Uluslararası Kadına Şiddeti Önleme Günü), Programmed.    içimdeki mezat

Evlenmeyince evde de kalmıyorsun. Kendine güzel bir hayat isteyince, didinince illa ev almak zorunda da değilsin. Çeyiz parasını da yiyebilirsin, yürü kadınım! Her yerde alnın ak, kaldır kollarını, dik başını yürü. Zamanı gelince olursun anne, eş, ne olmak istersen. Ne zaman istersen o zaman olursun.

Yürü gidelim.

Öptüm.


*Yazarın Bedelat Kodesi adlı yazısına buradan ulaşabilirsiniz.

 

Kapak Görseli: EMILE DECKERS PORTRAIT OF THREE ALGERIAN WOMEN

Sosyal medyada paylaş

Büşra Mutlu Yaşar

1994 yılında İzmir’de doğdu, Arkeoloji mezunu. Tarihe ve edebiyata ilgili. Kadın çalışmaları alanında yüksek lisansını sürdürmekte. Hayali; insan hakları ve hayvan hakları üzerine yapılan çalışmaların içinde yer almak. 76 il gezmiş, coğrafyaya ve doğaya hayran bir kadın. Yazabilmenin kendisine ayrı bir dünya yarattığını düşünüyor. Her gün insanların derdini dinlediği ve çözüm üretebildiği bir işte çalışıyor. İnsanlar için önemli olanın insanlık olduğuna inanıyor, sevgi ve emeğin getirdiği gücün her şeyi aklayabileceğini savunuyor.
Published On: Ağustos 27th, 2021Categories: ENT Kadın, Yaşam0 Yorum

Leave A Comment