Hayatımız betonlarla doldu dolalı hep doğaya özlemle yaşıyoruz ya da yaşamaya çalışıyoruz. Kimilerimiz çiçek kokulu parfümler kullanarak kendini doğa kokuları ile süslemeye çalışıyor, kimileri ise birtakım araçlar-gereçlerle hapsolduğumuz şehir yaşantısında kendimizi doğaya yakınlaştırmaya çalışıyoruz. Çiçek kokuyorsa tehlikesi yoktur bu parfümün diye düşünüyoruz fakat yapılırken içerisinde barındırılan kimyasalları hiç aklımıza getir(e)miyoruz. Bunu bilen üreticiler, üzerine “doğa dostu ürün” ibaresini yerleştiriyor ve piyasaya öyle sürüyor çünkü doğa bizlerin eksik kalan büyük yanı; bunu onlar da biliyor…

Kullandığımız kimyasal ürünlerin doğaya verdiği zarardan bahsettikten sonra gelin biraz da yapaylığa doğru yolculuk edelim. Yazımın başlığında da ifade ettiğim gibi hiç büyümeyen, sürekli aynı boyutlarda duran ve yağmur yağsa bile kokmayan çimenleri aklımıza getirelim ve yazıyı öyle okumaya devam edelim dostlar.

Çevrenize hiç baktınız mı? Saksıya dikseniz bile büyüteceğiniz çiçeğin bile yapayını ortaya çıkartmayı sonunda başardık. Ne tezat öyle değil mi? Çiçekleri yapay olarak tasarladık, görselliği normal olsun diye de onları topraklarla doldurduğumuz saksılara özenle yerleştirdik. Gerçekten kimse de bunun farkına bile varmadı. Herkes orada büyüyen bir çiçek var zannetti fakat o çiçek yıllar geçmesine rağmen ne soldu, ne de büyüdü. Çiçeklerin yapay olup olmadığını onlara dokunarak anlayabilirsiniz. Elinizi sürdüğünüzde size bir yaprak gibi davranıyor ve adeta sizinle konuşuyorsa o çiçek yapay değildir, gerçektir. Fakat dokunduğunuzda elinize plastik kokusu geliyorsa o çiçek değil, yalnızca insanların görselliğine hitap etmek için ortaya çıkartılmış bir şeydir. O şey ise ne kadar zorlarsanız zorlayın, asla bir çiçek gibi sizinle konuşmaz.

Öyle bir duruma geldik ki kitaplarımızın arasına koyup kurutacağımız gül yapraklarını bulamaz olduk çünkü onların bile yapayını ortaya koyduk. Kitaplarımızın arasına koysak ve yıllar sonra tekrar sayfaların arasından çıkartsak aynı şekilde bıraktığımız gibi o yaprakla karşılaşabilsek keşke…

‘’Peki, Dünya’yı düzeltemez miyiz?’’ diye sorar gibiyiz…

Dünya’yı düzeltebilmemiz için betonlar altında kalan ve çıkmaya çalışan otları, çimenleri, ağaçları ve çiçekleri serbest bırakmalıyız değerli okurlar. Bir ağacın betonlaşmış şehirde kurtulup büyütülebilmesi mümkün değildir. Onun büyümesine ve gerçek oksijeni yaymasına yardımcı olacak tek unsur belki de bizleriz çünkü kendi halinde büyüyüp çiçekler açan o ağacın üzerine beton döken unsur da yine biz insanlardık. Hatalarımızı telafi etmediğimiz ve bu şekilde doğaya zarar verdiğimiz müddet bir zaman sonra oksijenin de yapayını bulmak zorunda kalacağız. Fakat o zaman da yapay olan şeyler bile dünyayı terk edip gidecek. Yaptığınız her şeyde düşüncelerinizin yanına duyarlılığı da alarak hareket etmeniz ümidi ile yapaylıktan uzak, gerçeğe doğru ilerleyen hakiki çiçek kokularıyla dolu bir hayat diliyorum.

.

Sosyal medyada paylaş

Kadir Ahiska

1997 yılında sivas merkez'de doğdu ve yaklaşık 6 yıl boyunca orada yaşadı.Eğitim hayatının başlaması ile birlikte ailesiyle Istanbul'a gelerek ilk ve orta okul eğitimimi tamamlamak için Türkan Sabancı Görme Engelliler okuluna kayıt oldu. Burada 8 yıl boyunca eğitim aldıktan sonra Çobançeşme Anadolu Lisesi'nde lise eğitimimi tamamladı Eğitim hayatı sürerken bir yandan da projelerle uğraşmaya başladı ve liseler arası fikir festivaline katılıp aldığı derece sayesinde hayatının yoğun zamanlarının başlamasındaki ilk adımı attı. Lise süreci tamamlandıktan sonra iki hedeflerinden birisi olan Sosyoloji bölümüne odaklanıp üniversite sınavına girerek Istanbul Esenyurt Üniversitesi "Sosyoloji" bölümüne yerleşti ve lisans eğitimine başladım. Şimdi 4. sınıfta ve genel çizgisi üzerinden toplumsal yazılar yazmayı kendisine hedef edinerek hayatına devam ediyor. "Sosyoloji bölümüne başladıktan sonra yazmak artık bir hobi değil görev haline geldi" diyen Kadir toplumun kendinden bahseden yazılara çok ihtiyacı olduğunu düüşünüyor.
Published On: Mart 17th, 2020Categories: Kültür & Sanat0 Yorum

Leave A Comment