2015’te vizyona giren ve Tolga Karaçelik’in yazıp yönettiği ‘Sarmaşık’ filmini sizlerle inceleyeceğiz.

Tolga Karaçelik filme başlamadan önce Samuel Taylor Coleridge, Herman Melville ve Joseph Conrad’a teşekkür ederek başlıyor. Bu üç yazar da denizcilik ile ilgili kitaplar yazmış yazarlardır. Karaçelik’in de dediği gibi, onlardan esinlendiği aşikardır. Karaçelik’in filminde barınan birçok mitolojik öğe vardır. Bunlardan en belirgin olanı da aslında geminin ta kendisidir. Bir anne rolü oynamasıdır.

Film ana karakterlerimizin gemi dışı hayatlarını göstererek başlıyor. Karakterler tek tek gösteriliyor ve hepsi de tek tek dördüncü duvarı yıkıyor. Bu duvarı yıkarak hayatın içinde olduklarını, bizim de bu sıkıntıları çektiğimizi ve maceranın başlayışıyla ilgili bir haber veriyorlar. Karakterlerden sonra sarmaşıkları gördüğümüz ilk sahne olan bir Osmanlı mezarlığı sahnesi geliyor. Aslında yönetmenin burada vermiş olduğu mesaj gayet belli.

Film üç bölümden oluşuyor ve bu sahnelerden sonra asıl hikaye başlıyor. Birinci bölüm başlamadan önce Coleridge’ın Yaşlı Gemici kitabından bir alıntı ekrana geliyor.

‘’Direkler eğik, burnumuz batmış suya

İnsan düşmanın sillesinden kaçar ya,

Soluğunu ensesinde duya duya

Ve koşar başını hiç kaldırmadan,

Gemi öyle koştu, rüzgar öyle coştu

Kaçtık güneye hiç durmadan.’’

Burada anlatılmak istenen karakterlerin neden normal hayatlarından kaçıp gemiye geldikleri. İlk bölüm Cenk, Alper ve Kürt karakterlerinin gemiye katılmasıyla başlıyor. Çeşitli iş bölünmelerinden sonra gemi gayet iyi işler durumda ve hiçbir sorun yok. Cenk ve Alper’in bizi filmin içine soktuğu belki de filmin en bilinen sahnesi geliyor karşımıza. O sahnede Cenk’in aslında nasıl bir insan olduğu ve gemide ne gibi problemler yaratacağı bize önceden gösteriliyor. Gemi, yolculuğuna devam eder ta ki Beybaba karakterine geminin armatörünün iflas ettiği haberi gelene kadar. Gemi rotasından şaşar ve haciz işlemleri devam ettiği için limana yanaşamaz. Beybaba küçük bir toplantı düzenleyerek durumu anlatır ve gemide kimlerin kalıp kimlerin gideceğinin belirlenmesini ister. Film yavaş yavaş şekillenmeye başlar. Gemide kalan karakterler, özellikle Cenk ve Alper işin ciddiyetini kavrayamazlar ve durumdan çabucak kurtulacaklarını sanırlar. Ama maalesef… Yaşamını itaate dayalı sürdürmüş İsmail karakteri, geminin en kıdemlisi olarak Beybaba’nın sağ kolu olarak atanır. Nadir mutfağa, Kürt makine dairesine, Cenk ve Alper ise genel temizlik işlerine bakarlar. Kürt karakterinin arkasında bir yazı dikkat çeker; Danger of falling. Film olacakları bize önceden birçok sahneyle anlatıyor aslında. Bu da o sahnelerden biri. Gemideki disiplinin korunmasını isteyen Beybaba’nın aksine Cenk ve Alper tam tersi davranmaya başlarlar. İsmail ile Cenk’in ilk çatışmaları bu yüzden başlar. Filmin bir başka kırılma noktası bu sahnedir çünkü Cenk bundan sonra iyice zıvanadan çıkmaya başlar. Aylar geçer gemi hala hareket edemez, mürettebat maaşlarını alamaz, artık iş yapmak istemezler, yemek stokları azalmıştır, içlerinde gruplara bölünürler ve yavaş yavaş delirme noktasına gelirler. Özellikle Cenk ve İsmail birçok kez neredeyse kavga eşiğine gelmişlerdir ama Kürt onları ayırmıştır. Nadir sıkıntılı durumlar geçirmeye başlar, kendini öldürme noktasına kadar gelir. Beybaba mürettebatla bütün ilişkisini kesmiştir ve onlara hiçbir haber vermemeye başlar. Bu durum özellikle Cenk ve Alper’in sinirlerinin daha da bozulmasına yol açar. Beybaba’nın odasına gidip onunla konuşmaya karar verirler ve isyan belirtileri kendini burada iyice göstermeye başlar. Nadir, Cenk ve Alper Beybaba’nın odasına giderler lakin odaya girmeden önceki kadar ateşli değillerdir. Beybaba’nın iktidar gücü onları korkutmuştur. Ardından İsmail ve Kürt odaya girerler ve üçünü de dışarı çıkarırlar. Artık herkes odasına çekilmiştir. Ardından Cenk, Kürt’ü güverteye doğru çıkarken görür ve aralarında küçük bir tartışma başlar. Nadir buna şahit olur ve kamera bir an için Nadir’e döndüğünde güvertede Cenk’in tek başına durduğu ve aşağı denize doğru baktığını görürüz. Kürt artık yoktur. Cenk ve İsmail’in kavgalarını ayıracak kişi kaybolmuştur. Kürt sonra çeşitli sahnelerde bir hayalet benzetmesi olarak karşımıza çıkar. Daha sonra karşımıza Cenk’in mutfakta eski aşçının sakladığı sucuğu bulma sahnesi geliyor. Film burada aslında bizim biraz ayarlarımızla oynuyor. Ama o sucuğu yedirmezler. Cenk’in Beybaba’ya da sucuğu ikram etmesiyle Beybaba sinirleniyor ve Cenk’i hırpalıyor. Beybaba bunları güverteye topluyor ve aslında patronun kim olduğunu gösteriyor. Cenk’in elinde uzun süredir bulundurduğu bir çekiç vardır filmde. Çekiç burada gücü ve iktidarı simgeler. Beybaba arkasını dönüp odasına çıkarken hemen yanına bir çekiç fırlatılıyor, filmde bunu kimin yaptığını göremiyoruz ama herkes Cenk diye tahmin edebilir. Cenk kendisine mutluluk sağlayan sucuğu da kaybettikten sonra iyice delirmeye başlıyor ve birçok yerde, özellikle odasında salyangozlar görmeye başlıyoruz. Salyangoz, bu filmin içinden bakarsak Cenk’in yeniden doğuşunu, çekici eline aldığı andaki gücünü simgeliyor. O hiyerarşiyi yıkacak şey artık elindedir ve o yolda da ilerlemektedir. Cenk elinde çekiçle bir cellat gibi dolaşmaya başlıyor. İsmail’e önceden ölüm tehditleri savurduğu için İsmail doğal olarak rahat bile uyuyamaz hale geliyor.

‘’Nasıl ıssız bir yolda yürürken birisi,

Adımlarını korku ve dehşetle atar

Ve dönüp bir kere ardına baktıktan sonra

Çevirip de başını bakmazsa hiç tekrar,

Çünkü bilirse bir adım gerisinde

Kendisini izleyen korkunç bir şeytan var.’’

Bu şiir filmin son bölümünde olacakları tahmin etmemize oldukça yardımcı oluyor. Cenk’in çekici eline almasıyla, mürettebatın içinde İsmail’in iktidarı da artık kaybolmuştur. Cenk tek başına kendi adaletini, kendi kurallarını oynamaya başlar. Çünkü onun çekici ve salyangozları vardır. İsmail’in bir gece uyanıp abdest almaya gitmesiyle yere düşmesi bir olur. Kamera bize yine göstermez bunu kimin yaptığını ama tahmin edebiliyoruz. Nadir koşarak İsmail’in bedeninin yanına gidiyor. Burada filmin isminin nereden geldiğini çok anormal bir olayla anlıyoruz. Birden İsmail’in kafasından sarmaşık çıkmaya başlıyor ve bütün koridoru sarmaya başlıyor. Nadir koşarak odasına gidiyor ve bileklerini kesmeye başlıyor. Ardından nadirin bileklerinden de sarmaşıklar çıkmaya başlıyor. Bu arada Cenk güvertede yüzlerce salyangozla birlikte kafası güzel bir biçimde eğleniyor. Sarmaşığa dönelim, sarmaşık ne anlama geliyor? Karaçelik bize ne anlatmaya çalışıyor? İlk sahnelerde sarmaşığın bir mezara sarılı olduğundan da anlayacağımız üzerine, bir ölüm gibi tüm gemiyi sarıyor. Bütün gemi sarmaşıklarla dolup taşıyor. Tabi bunu bir halüsinasyon gören Nadir’in gözünden görüyoruz. Bunu da Alper’in İsmail’i yerde yatarken görmesinden anlayabiliriz. Filmde genel olarak sanki kameraya normal bir lens yerine halüsinasyon gördüren bir lens takılmış da biz de öyle izliyormuşuz gibi bir sonuca varabiliriz. Buna Kürt’ün hayaletini de ekleyebiliriz. Film bize hiyerarşik düzenin varlığını sorgulatıyor. Alt tabakalardaki insanların bir araya gelemediğini, herkes kendi adaletini kendisi yaratmaya çalışırsa bir kaos ortamı olacağını gösteriyor. Filmin sonunda herkes bir araya gelince nasıl güçlü olup üst tabakaya doğru yürüyebileceklerini anlıyoruz. Görmüyoruz ama anlıyoruz.

Filmi anlatmayı ve incelemeyi burada bitireceğim. Sarmaşıkların gemiyi sarmasının ardından da sahneler var ama ben onları incelemek yerine izleyiciye bırakmayı tercih ediyorum.

Sosyal medyada paylaş

Ege Demirkahyalılar

2001 yılında İzmir Karşıyaka’da doğdu. Şu an Eskişehir’de yaşıyor. Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Karşılaştırmalı Edebiyat bölümünde öğrenim görmekte. Kendini kitaplarda ve yazılarında buluyor. Ent Dergi’de Kültür&Sanat kategorisine düzenli olarak yazılar yazıyor.
Published On: Aralık 14th, 2020Categories: Kültür & Sanat, Sinema0 Yorum

Leave A Comment