Dünyada bizlerle birlikte yaşamını sürdürmeye çalışan, doğuştan gelen haklara sahip, hissedebilen, duyguları olan canlılar olarak tanımlanması gereken hayvanlar; ne yazık ki konum fark etmeksizin dünyanın her noktasında zulme uğruyor. Nitekim ekosistem üzerindeki “egemenlik hırsı” coğrafya, cinsiyet, din, dil, ırk ayrımı yapmaksızın insanın olduğu her yerde varlığını sürdürüyor. Hayvan hakları kavramı, uluslararası alanda bazen yasal düzlemde bazen uygulamada farklılık gösterse de kabul etmek gerekiyor ki; antroposantrizm diye adlandırılan insan merkezci eğilim tüm dünyada hayvan hakkı ihlallerinin devamına sebep oluyor.

Ülkemizde son zamanlarda artış gösteren hayvanlara uygulanan şiddet vakaları; yasa tartışmalarının tekrar gündeme gelmesini, hayvan hakkı konusundaki toplumsal farkındalığın artmasını sağladı. 21. yüzyılda hala insan hakları konusunda mücadele verdiğimiz bir ülkede hayvan hakkının mücadelesini vermek ve bu konuda toplumu bilinçlendirmeye çalışmak elbette bu bakış açısıyla çok zor. Ancak haklar konusunda nispeten gelişmişlik gösteren ülkelere bakıldığında da, hayvan hakları kavramının pek parlak bir içeriğe sahip olmadığını görüyoruz.

Tüm dünyada hayvan hakları kavramının temelini oluşturan, Türkiye’nin de imzalamış olduğu, Hayvan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 15 Ekim 1978’de Paris’te ilan edilmesiyle bütün hayvanların, yaşam önünde eşit doğduğu ve aynı var olma hakkına sahip olduğu kabul edilmiştir. Hayvan haklarını kabul eden ilk uluslararası belge niteliği taşıyan bu bildiri, hukuki yönden herhangi bir bağlayıcılık taşımaması sebebiyle yalnızca tavsiye niteliğinde olsa da; özellikle Avrupa’da hayvanlara ilişkin yasal düzenleme adımlarının atılmasında büyük katkı sağlamıştır. Avrupa Birliği’nin İşleyişi Hakkında Antlaşma’nın 13. maddesinde hayvanların hissedebilen canlılar olarak kabul edildiği görülse de, devamında hayvan refahına ilişkin gereklilikten söz ediliyor olması insan merkezci tutumdan vazgeçilemediğinin en büyük göstergesidir. Çoğu uluslararası sözleşme ve diğer ülke mevzuatlarında da hakim olan hayvan refahı kavramı insan menfaati gözetilerek oluşturulmuş, hayvan hakkı kavramından uzak yasal düzenlemelere sebebiyet vermektedir.

Bu konuda detaylı incelemelerde bulunan Global Animal Law sitesinde yer alan bilgilere göre, dünya geneline bakıldığında ulusal mevzuatlarında hayvan refahına ilişkin düzenlemelere yer veren ve özellikle toplumsal refahın bozulacağı kaygısıyla hayvanlara uygulanan şiddete ilişkin bir ceza sistemi oluşturan İtalya, İngiltere, Rusya, Türkiye gibi ülkelerin çoğunlukta olduğunu görüyoruz. Bu ülkeler dışında Fransa, Belçika, Hollanda gibi ülkelerde hayvan refahına ilişkin temel bir kanunun yanı sıra hayvanlara yeni bir statü tanıyan ulusal medeni kanunlarının da varlığından söz etmek mümkün. Amerika’da ise kapsayıcı bir federal yasa bulunmakla birlikte 50 eyaletin hepsinde farklı uygulamalara sebep olan, kimi eyaletlerin anayasal ilkelerle düzenlediği hayvan hakları mevzuatı bulunmaktadır. Hayvanlar konusunda hem temel bir anayasal ilkeye, hem statü tanıyan medeni kanun hükümlerine hem de hayvan refahını düzenleyen ayrı bir yasaya sahip olan ülkeler ise Almanya, İsviçre ve Avusturya.

World Animal Protection tarafından farklı ülkelerdeki hayvan haklarına ilişkin mevzuatın incelenmesi sonucu oluşturulan Hayvan Koruma Endeksi (API)’ne göre Türkiye şu an D seviyesinde bir ülkedir. Bu endekse göre Türkiye’nin seviyesi mevzuat anlamında oldukça iyi bir konumda gibi görünse de, endeks daha çok “hayvan refahı” temelli ve yalnızca yasal düzenlemeler üzerinden incelemelere yer verdiği için uygulamaya yönelik ihlallerden habersiz diyebiliriz.

Türkiye de Hayvan Hakları Evrensel Bildirgesi sonrası ortaya çıkan sözleşmeler furyasında Avrupa Birliği tarafından hazırlanan birçok uluslararası sözleşmeyi onaylamıştır. 1982 Anayasası’nın 90. Maddesinin, usulüne göre yürürlüğe konulmuş uluslararası anlaşmaların kanun hükmünde olduğunu düzenlediğini göz önünde bulunduracak olursak; bu sözleşmelerin kanun niteliği taşıdığını ve karşılaşılan sorunlar karşısında yasal olarak uygulanabilirliğinin bulunduğunu da belirtebiliriz. Ev Hayvanlarının Korunmasına Dair Avrupa Sözleşmesi evcil hayvanlara yönelik düzenlemelere, Avrupa’nın Yaban Hayatı ve Yaşam Ortamlarını Koruma Sözleşmesi (Bern Sözleşmesi) özellikle nesli tehlikeye düşmüş yabani fauna ve florayı korumaya yönelik düzenlemelere, Hayvanların Uluslararası Nakliyat Sırasında Korunmasına Dair Avrupa Sözleşmesi’nin (feshedilen) yerine getirilen Gözden Geçirilen Uluslararası Taşımacılıkta Hayvanların Korunmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesi taşımacılık kriterlerine yönelik düzenlemelere yer vermesiyle Türkiye’nin taraf olduğu önemli AB sözleşmeleri arasında sayılabilecektir. Bununla birlikte Nesli Tehlikede Olan Yabani Hayvan ve Bitki Türlerinin Uluslararası Ticaretine İlişkin Sözleşme, Özellikle Su Kuşları Yaşama Ortamı Olarak Uluslararası Öneme Sahip Sulak Alanlar Hakkında Sözleşme, Kuşların Himayesine Dair Milletlerarası Sözleşme, Avrupa’nın Yaban Hayatı ve Doğal Yaşama Ortamlarının Korunması Sözleşmesi, Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi gibi sözleşmeler de Türkiye tarafından onaylanan hayvanlara ilişkin düzenlemelere yer veren sözleşmelerdir.

Her ne kadar Anayasa madde 90 bu sözleşmelerin kanun niteliği taşıdığını belirtse de; ne yazık ki başta yaban hayatını yerle bir eden avcılık adı altında gerçekleşen katliamlar olmak üzere ülkemizde uygulanan hak ihlalleri karşısında bu sözleşmelerin bir hükmü bulunmadığına da her gün tanık oluyoruz. Yine de geçtiğimiz günlerde 5 adet yaban keçisi ve 5 adet çengel boynuzlu dağ keçisi hakkında yapılan ihalenin iptali için Bingöl Barosu tarafından açılan davada Erzurum 1. İdare Mahkemesi tarafından yukarıda bahsetmiş olduğum Bern Sözleşmesine atıf yapılmış olması bu konuda bilinçlenme sağlandıktan sonra bu sözleşmelerin uygulanabilir kılınacağının bir göstergesidir. Söz konusu mahkeme kararı şöyle;

“Uluslararası sözleşmelerde de geçtiği üzere, koruma altına alınması gereken türler arasında bulunduğu ile ilgili kuşku bulunmayan yaban keçilerinin avlanabilmesi/avlattırılabilmesi için, hukuken geçerli kabul edilebilecek bir kamu yararının varlığının aranması, insan haklarının bir parçası olan hayvan haklarının ve hukukun üstünlüğünün korunması adına atılmış önemli bir adım ve insan ırkına yakışır bir yaklaşım olacaktır.”

Tüm bu anlatılanlardan da yola çıkılarak Türkiye’de olduğu gibi dünyada da “hayvan refahı” düzenlemeleri ile insan merkezci yasalar var olduğu sürece hayvan haklarının yasaya dayalı olarak ihlal edileceğini söyleyebiliriz. Hayvan hakları mücadelesinin aynı zamanda bir yaşam hakkı mücadelesi olduğunu kabul eden hak savunucuları olarak “tek başıma ne kadar faydam olacak ki?” diye sormadan, türlerin eşit olduğu bir dünya için çabaladığımız sürece değişim yakındır. Zira hayvan hakları aktivisti Steve Best’in de söylediği gibi: “Aydınlamanın anlamı, değişmektir. Onsekizinci yüzyılda aydınlanma, dini dogmaları ve zorbalığı yenmek anlamına geliyordu; yirminci yüzyılın sonlarına doğru aydınlanma, ırkçılığı, cinsiyetçiliği, homofobiyi ve diğer önyargılarını yenmek anlamına geliyordu; ve şimdi yirmibirinci yüzyılda aydınlanma, türcülüğü yenerek hayatın tümünü onore eden evrensel bir etiği kucaklamak anlamına geliyor.”

Görsel: https://parenting.firstcry.com/articles/magazine-world-animal-day-why-and-how-to-celebrate/

Sosyal medyada paylaş

Tuğçe Berber

Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun olup İzmir’de kurucusu olduğu Lotus Hukuk Bürosu’nda avukatlık mesleğini sürdürmektedir. Çocukluğundan gelen hayvan sevgisi “Türk Hukuk Sisteminde Hayvan Hakları ve Uluslararası Hukukun Hayvan Hakları Mevzuatına Etkisi” isimli tez yazısından sonra hayvan hakları aktivistliğine evrilmiştir. Vegan ve sürdürülebilir bir yaşam mücadelesiyle birlikte, türlerin eşitliği için de hak temelli mücadelesine gerek mesleki gerek sosyal alanda devam etmektedir. Hayvanlara Adalet Derneği, Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği, İzmir Barosu Hayvan Hakları Komisyonu üyesi olarak çeşitli sosyal projelere destek vermektedir. Sokaktayken bütün hayvanların, evdeyse bir kedi annesidir. Adalet mücadelesinin karanlık dünyasına renk katmak için yoga ve müzik alanlarıyla da ilgilenmektedir.
Published On: Nisan 9th, 2021Categories: Ekoloji, Hayvan Hakları0 Yorum

Leave A Comment