Sosyal medyada paylaş

Deney hayvanı olmak nedir? Nasıl bir şeydir? Deney hayvanı olmak, mahkumiyettir. Yaşama tek gözle bakmak, bazen hiç bakamamaktır. Duymaktır çınlayan bir acıyı, bazen hiç duyamamak. Her güne tedirgin başlamaktır. Çekeceğin acıları önceden tahmin etmek, buna karşın çaresiz kalmaktır. Beklemektir kapıdan gelen beyaz önlüklü failini. Sıkışmış bir kafeste, tutsak yaşamının sona erme çizgisinde. Bu yazımda beyaz önlüklerin geçmişine, hayvan deneyleri ve tarihçesine bakacağım.

Save Ralph

Geçtiğimiz günlerde, Humane Society International tarafından hazırlanan bir kısa film yayımlandı. Save Ralph (Ralph’i Kurtar) adlı bu kısa film, kozmetik, kişisel hijyen, temizlik gibi firmaların hayvanları denek olarak kullanılmasının yarattığı korkunç boyutları ele alıyor. Kısa sürede sosyal medya mecralarında binlerce kişi tarafından paylaşılan bu kısa film, birçok insanda farkındalık oluşturmaya başladı.

Tavşan Ralph, bir deney hayvanıdır. Üzerinde yapılan testler sonucunda önce bir gözü kör, sonra da bir kulağında duyma kaybı meydana gelmiş, tüylerinin bir kısmı tıraş edilmiş ve kimyasala maruz kalmıştır. Ardından yine teste tabi tutulan Ralph, diğer gözünü de kaybetmiştir… Ralph’in hikayesi, hepimize artık bir şeyleri değiştirmenin vaktidir mesajı verdi. En azından ben öyle düşünüyorum ve düşünmek istiyorum.

Save Ralph’le birlikte hayvan deneylerinin etik boyutu yeniden sorgulanmaya başladı. Yükselen teknolojiye, alternatif deney yöntemleri olmasına rağmen hayvan deneyleri artmaya devam ediyor. Hayvan deneylerinin sınırlandırılması, deneylerde kullanılan yöntemlerin etik boyutu, her ne kadar “anestezi” kuralları olmasına rağmen – hayvanların çektiği acı ve işkencenin bu anestezi altında azaltıldığı yalanı halen bilim insanları tarafından ortaya atılır, savunulmaya devam edilir – bu deneylerin meşrulaştırılması kabul edilemez.

Deneylerde omurgalı veya omurgasız, insan dışı hayvanlar kullanılır. Biyomedikal araştırmalarda en çok; Fare, Sıçan, Hamster, Tavşan, Köpek, Kedi, Balık ve Maymun gibi hayvanlar kullanılmaktadır. Günümüzde kozmetikten, kişisel hijyen, temizlik, erkek bakım, ürünlerine kadar, neredeyse birçok markada hayvan deneyi mevcuttur. Aynı zamanda ilaç sektörü ve bilimsel araştırmalar, hayvan deneylerinin en yoğun kullanıldığı ve en öldürücü sonuçların olduğu alanladır. Peki, insanlar için bir araç kullanılan, hissedebilen varlıklar olmadığını gördüğümüz hayvanları ne zaman kullanmaya başladık biz? Şimdi hayvanların araç kullanıldığı, deneylere tabii tutulduğu bu istismarın, sömürü ve işkencenin tarihini inceleyelim.

Antoposen devriyle birlikte insanlık üstünlük kurma çabasına girer. Karşılarında en büyük rakip olarak gördükleri hayvanları, birlikte yaşadığımız dünyada “ortak yaşamın” dışına atarak, üzerlerinde hiyerarşi uygular. Bu hiyerarşi sonucunda hayvanlar, insanlığa karşı mecburi bir hizmete girer. Bu hizmet, köleliğin başka bir boyutuna ulaşır. İnsanlık, ilk çağlardan günümüze kadar gelişiminde hayvanları kullanmış, doğuştan gelen haklarını ellerinden almışlardır. Bunun en somut örneklerinden biri de insanlığın medeniyete giden yolda, neredeyse tüm çalışmalarında hayvanları kendilerine zorunlu işçi olarak tutmuş, köleleştirmiş olmalarıdır. Hayvanlar üzerinde yapılan çalışmalar, deneyler bugün o dönemden kalma mirastır.

Hayvan Deneylerinin Geçmişi Neolitik Çağa Uzanıyor

Hayvan deneyleri tarihinin en uzun dönemi, herhangi bir sınırlamanın olmadığı ve hayvanların acı çektiğinin görmezden gelindiği ve bu nedenle vahşet dönemi olarak adlandırdığımız dönemdir. Hayvan deneylerinin tarihine bakmak için Neolitik döneme kadar gitmek gerekir. Neolitik döneme ait fosiller üzerinde yapılan çalışmalara göre, erken dönem insanlık tarihinde ilk hayvan deneylerinin yapıldığı tahmin edilir. Birçok fosillerde, hayvanların belli yerlerindeki kemiklerinde oyuklar olduğu, bu savın en önemli bulgularındandır.

Antik Yunanda Hayvan Deneyleri

Antik Yunan tarihine baktığımızda net tarihler olmasa da dönemin kahinlerinin, bazı kehanetlerini hayvanların bedenlerinin içine bakarak gerçekleştirdikleri yine önemli savlardandır. Hayvanların kullanıldığı bu kehanetlerin birçoğu, savaşlar öncesi tanrılara verilen bilgiler olduğu sanılmaktadır. Hayvan deneylerinin, resmi bilimsel kayıtları ise M.Ö. 400. yıllara dayanıyor. Bu dönemde hayvanların da sinir sistemlerinin olduğu ve bu nedenle bunu söyleyemeseler ve dışa vurmasalar da acı çektikleri göz ardı edilmiştir. Dönemin birçok düşünürü de bunu savunmuştur. Empedokles, Alkmeon ve tıbbın kurucusu olarak bilinen Hippokrates gibi dönemin birçok düşünür ve bilim insanının hayvanlar üzerinde seçici fonksiyonların ve bileşenlerin ilişkilerinin gözlemlenmesi için sökme ve iç yapının belirlenmesi (diseksiyon) amacıyla işlemler yaptıkları, doğayı anlayabilmek için hayvan bedenlerini inceledikleri bilinmektedir.

Bilimsel kayıtlarda Hippokrates (MÖ,460-370) tarafından yazılan Corpus Hippocraticum (Hipokrat’ın Toplu Yapıtları) kitabında anatomik yapıyı belirlemeye yönelik ilk deney hayvanı kullanımına rastlanmaktadır. Aristoteles (MÖ 384-322), tarihte bilinen ilk hayvan davranışı gözlemcisi ve bilimsel amaçlı disseksiyon yapan kişi olup, Hippokrates gibi memeliler arasındaki benzerliğin farkındaydı ve farklı hayvan türlerini bu dönemde inceler.

M.S.’ya baktığımızda ise, canlı hayvanlar üzerinde yapılan ilk fizyolojik çalışmalar Bergamalı Galenos tarafından yapılmıştır. Doktor ve bilim insanı olan Galenos, domuz, maymun ve köpeklerin bazı organlarını vücuttan ayırarak, çeşitli organların fonksiyonlarının nasıl olduğunu görmeye çalışmıştır.

Bugüne kanlı miras olarak kalan, günümüzdeki anlamı ile tarihin ilk bilimsel araştırmaları 17. yüzyılda Fransa ve İngiltere’de yapılmıştır. William Harvey (1578-1657), tarafından yapılan ve kalbin pompa görevinin kanıtlandığı deneyler modern hayvan deneylerinin başlangıcı olmuştur. Harvey bu deneyinde, bir köpeği kullanmıştır.

Ruhun Varlığı

Fransız yazar, filozof ve matematikçi Descartes (1596-1650), hayvanları düşünme ve hissedebilme yetisi duygusu olmayan makine olarak görüyordu. Ona göre evrende üç töz bulunmaktadır; Tanrı, ruh ve madde. Descartes Tanrı’nın varlığından bir şekilde emindi. Maddeyi de Tanrı’nın varlığıyla açıklayabiliyordu. Geriye sadece ruh kalmıştı. Descartes, ruhun varlığını bulup kanıtlamak için ise hayvanları kullanıyordu. Hayvanların zaten acı çekmediğini düşündüğü için bunun etik bir boyutu olduğunu da düşünüyordu. Descartes, aynı zamanda insanların da beyinlerini incelemeye koyulmuştu. Bu incelemeler sonucunda insan beyninde olup, hayvan beyninde olmayan, Epifiz adlı bir bölüm keşfetti. Descartes’a göre ruh, insan bedeninde Epifiz bezi sayesinde bulunuyordu ve bu parça hayvanlarda olmadığı için, hayvanlar bir ruha sahip değildi.

Spinoza (1632-1677), hayvanların yapısal olarak insanlardan farklı olduğunu, bu bakımdan da hayvanlara insanlara davranıldığı gibi davranılmasının gerekmediğini söylüyordu. O’na göre insanlar, hayvanlara karşı, kendi çıkarlarına uygun bir davranış şekli belirlemelidir. Locke (1632-1704) ise, insanların hayvanlara karşı avantajlarının ve onlara hükmetme gücünün bulunduğunu ve üstelik bu hükmetme gücünün yani hakimiyetin sadece bir gerçeklik değil, aynı zamanda bir hak olduğunu savunmaktadır. Bu nedenlerle Spinoza ve Locke, havyanların hissetme yeteneğine sahip olduklarını inkar etmemiş olsalar da, hayvan deneylerine de karşı çıkmamışlardır.

1700’lü yıllara geldiğimizde, hayvan deneyleri tartışılmaya başlanır. Immanuel Kant (1724- 1804), “Hayvanlar bir amaç uğruna araç olarak kullanılmak üzere vardır. Bu amaç insandır” şeklinde yorum yaparak, bu deneyleri meşru kılmıştır. Kant gibi, İngiliz filozof ve fizikçi Thomas Young’da hayvan deneylerini, kamu yararına olduğu gerekçesiyle savunanlardandır. Bu görüşlerin tam aksine Jeremy Bentham (1748-1832) “Ahlak Yaşamın İlkelerine Giriş” (1789) eserinde, hayvanların ağrıyı hissedecek kapasitede olduğu yönünde görüş bildirir. 1877’de Robert Koch (1843-1910), hayvan deneyleri vasıtasıyla Bacillus Anthracis’in spesifik bir hastalığa yol açtığını ve bunun bir konaktan diğerine bulaşabileceğini gösterir. Bu araştırmacının yöntemleri günümüzde enfeksiyon hastalıkları ile ilgili hayvanlar üzerinde devam eden çalışmaların temelini oluşturur.

İlk Yasa İngiltere’de

Geçmiş araştırmalara baktığımızda, deney hayvanı kullanımına ilişkin ilk yasa İngiltere’de 1876 yılında “Cruelty to Animal Act, Hayvanlara İnsancıl Davranma Yasası” adıyla yürürlüğe girer. Yasa, canlı hayvan deneylerini, bilim için yararlı ise eyalet sekreterliğinin kontrolü altında ve anestezi kullanılarak lisans sahibi kişiler tarafından yapılmasını zorunlu hale getirerek sınırlar. Yasa aynı zamanda deney sonrası, yaşayan ya da öldürülen hayvanların acı çekmeden öldürülmesini, yaşamını acı çekmeden sürdürmesini işaret eder. Bu yüzden deney yapan firmalara, laboratuvarlara bir gözlemci atanır. Bu gözlemci, deney öncesi ve sonrası hayvanların ağrı çekip, çekmediğini raporlar. Bu aklımıza sömürülen, tecavüze uğrayan ineklerin, günümüzde “bakın bunlar acı çekmeyen mutlu inekler” reklamını getiriyor. Mutlu, acısız sömürü yoktur.

3R Kuralı

3R kuralı olarak bilinen “reduction, refinement ve replacement” hakkında tavsiyeler içeren ve günümüzdeki kanun ve yönetmeliklere referans oluşturan “The principles of Humane Experimental Technique” adlı kitap W.M.S. Russell and R.L. Burch tarafından 1959 yılında yayınlanır. Reduction kelimesinin Türkçe karşılığı “azaltmadır.” Russel ve Burch’ün eserindeki orijinal tanımıyla bu ilke “belirli miktar ve kesinlikte bilgi edinmek için kullanılan hayvanların sayısını azaltmak” şeklinde ifade edilir. Yani yine burada bir çeşit vicdan rahatlama yöntemi görebiliriz. Sömürüyü rakamlara indirgemek ne kadar etik?

Refinement terimi ise, deney hayvanlarının doğum ve ölüm arasındaki sürede, ortamlarındaki rahat ve konforlarını ve deneyler sırasında uygulanan işlemlerde en az acı ve eziyete maruz bırakılmalarını ifade eder. Bunu şöyle açıklayabiliriz; kendinize bir köle tutuyorsunuz. Gün boyu türlü işkencelere maruz bıraktığınız, emeğini sömürdüğünüz bu insana “ama ben sana aynı zamanda yatacak bir yer, yiyecek bir ekmek ve su veriyorum. Sayemde refaha erdin” diyorsunuz. Refah sömürü yoktur.

Son olarak Replacement, bilimsel araştırmalarda eğer mümkünse deney hayvanı yerine alternatif materyallerin kullanılmasını ifade eder. Russel ve Burch’ün eserindeki orijinal tanımıyla bu ilke “bilinci yerinde canlı omurgalıların kullanıldığı metotların yerine geçebilecek hissiz materyallerin kullanılması” şeklinde tanımlanmaktadır. Doku ve organ kültürleri, bir hücreliler, omurgasız hayvanlar, embriyonlu yumurta, matematik yöntemler, bilgisayar ve veri bankaları, eğitimde yapay modellerin ve filmlerin kullanılması önerilen modeller içerisindedir. Bu kuralda da yine sömürünün “inceltilmiş” halini görüyoruz. Özellikle omurgasız canlıların sınıf olarak değersiz görülüp, sömürüde araç olarak görülmesi türcülüğün bir çeşidini oluşturuyor.

1963 yılında, Laboratuvar Hayvanları için Kullanım ve Bakım Komitesi Enstitüsünün rehberi (The Institutional Animal Care and Use Committee-IACUC) (Guide for Laboratory Animal Facilities and Care) yayınlanır. Bu rehberin ana hedefi, deney hayvanlarında anksiyete ve ağrıları gideren veya azaltan önlemlerin artırılmasıdır. 1968 yılına geldiğimizde, Kanada Üniversitesi ve Kolejler Birliği’nin daimî komitesi olarak Kanada Hayvanları Koruma Konseyi (CCPA) kurulduğunu görüyoruz. Bunlar belki hayvan deneylerinde acıyı azaltan önlemler önermek yerine, alternatif deneyler önerir diyoruz ama sonuç yine hüsran. Bu konsey de deney hayvanı kullanan bütün kuruluşlara periyodik ziyaretler ile çalışmaları değerlendirme işlevini reva görür sadece hayvanlara. Bakalım siz nasıl sömürüyor, işkence ediyorsunuz?

“Hayvan Hakları Evrensel Bildirgesi”

1978 yılında, Paris’te “Hayvan Hakları Evrensel Bildirgesi” yayınlanır. On Dört maddeden oluşan bu bildirgenin sekizinci maddesi, hayvan deneyleriyle alakalıdır. Bu maddeye göre; “Hayvanlarda fiziksel ya da psikolojik bir acı çektiren deneyler yapmak, hayvan haklarına aykırıdır; tıbbi, bilimsel, ticari ve başka biçimlerdeki her türlü deneyler için de böyledir.” 1978 yılına geldiğimizde, ilk defa hayvanları, sebep – sonuç ilişkisine bakmadan, temel haklarını ele alan bir bildirgeye ilk defa rastlıyoruz böylece.

1982 yılına geldiğimizde ise, Dünya Sağlık Örgütü’nün de işbirliği içinde olduğu “Council for International Organizations of Medical sciences (CIOMS)” adlı bağımsız kuruluşun başlattığı çalışmanın sonunda, 1984 yılında Avrupa Tıp Araştırma Konseyi tarafından Uludağ AU Sağlık Bil. Derg. Sayfa 1405 onaylanan metin “Hayvan Deneyleri Etik Yasası” adıyla yayınlanır. Burada bilimsel amaçla hayvan kullanımının temelde hiç arzu edilmediği, imkân varsa başka yöntemlerin kullanılmasının daha uygun olduğu ve bugünkü olanaklarımızla deneyde hayvan kullanımının kaçınılmazlığı vurgulanmıştır. Gelişen teknoloji ile birlikte, birçok alternatif deneylerin olduğu bir ortamda bu kaçınılmazlıktan bahsetmek, bilimi getirdiği tüm imkanları yok sayarak kolaya kaçmak, alışılan ve düzenin getirdiği sistemin konforuna hizmet etmekten öte değildir. Hayvanı korumak değil, hayvanı sisteme kurban etmektir. Bunun üstüne, ClOMS ‘in bu projesinden yararlanılarak ABD’ de 1984’de Interagency Research Animal Comitee tarafından Araştırma ve Formasyon Kazanmada Kullanılan Omurgalı Deney Hayvanlarının Koruma ve Kullanım Projesi geliştirirler.

Hayvan deneyleri konusunda toplumların duyarlılıklarının artması ve yasal düzenlemelere olan ihtiyaç neticesinde Avrupa birliği (AB) bünyesinde deney hayvanlarının korunmasına yönelik olarak 1986 yılında yürürlüğe giren 86/609/EEC sayılı “Deney ve Diğer Bilimsel Amaçlı Kullanılan Hayvanların Korunmasına İlişkin Konsey Direktif” oluşturulmuştur (14). Konsey Direktifinde değişiklikler yapan 2003/65/EC sayılı Direktif 2003 yılında yürürlüğe girmiştir. 2010 yılında yürürlüğe giren 2010/63/EU sayılı “Bilimsel Amaçlı Kullanılan Hayvanların Korunmasına İlişkin Konsey Direktifi” ile konu yasal olarak daha kapsamlı bir hale getirilmiştir.

Kozmetik Firmalarına Deney Yasağı!

Hayvan hakları aktivistlerinin baskıları sonucunda, AB Mart 2013 yılında resmi olarak, kozmetik ürünlerinde hayvan deneylerini yasaklar. Ancak yasa bu deneyleri tamamen yasaklamıyor. Yasaya göre, bu karar sadece yeni üretilen ürünleri yasaklıyor. Yani eski üreticiler bu yasadan muaf tutuluyor. Bu nedenle kozmetik alışverişlerinde daima ‘zıplayan tavşan’ veya ‘hayvanlar üzerinde test edilmemiştir’ ibaresini arayarak, hayvanlar üzerinde test yapmamayı ilke edinmiş firmaların ürünlerini satın almak hala geçerliliğini koruyor. Üstelik bu yasa, hayvanların sadece kozmetik sektörüne “hizmet” ederken acı çektiğini varsayarak, bir sektörel ayrımda bulunuyor.

Türkiye’de Hayvan Deneyi

Türkiye’de ise hayvan deneylerinin tarihi, hemen hemen Avrupa ile çok farklı olmadığı öngörülüyor. Bu konuyla ilgili herhangi bir resmi veriye rastlamasam da yapılan araştırmalar ve süreçlerin işleyişi bu benzerliği kanıtlar nitelikte. Yine Dünya’da olduğu gibi, Türkiye’de de bilimden kozmetiğe, endüstriden hijyen ürünlerine kadar her sektörde hayvan deneyi yapılıyor.

Türkiye’de 2004 yılında, Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından yayımlanan 5199 sayılı “Hayvanları Koruma Kanunu”nun 9. maddesinde, hayvan deneyleri ile ilgili olarak başka bir seçenek olmaması halinde hayvanların ancak etik kurulların izni ile bilimsel çalışmalarda denek olarak kullanılabileceği, deneylerin hayvanları koruyacak şekilde planlanması ve kullanılan hayvanların uygun biçimde bakılması ve barındırılması gerektiği belirtilir. Bu kanunun esas aldığı maddelere ve Avrupa’daki benzer kanunlara bakarak, aynıların aynı yerde olduğunu görebiliriz.

Yasal Güvence Altında Sömürü

Ayrıca yine 2004 yılında, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı tarafından “Deneysel ve Diğer Bilimsel Amaçlar İçin Kullanılan Deney Hayvanlarının Korunması, Deney Hayvanlarının Üretim Yerleri ile Deney Yapacak Olan Laboratuvarların Kuruluş, Çalışma, Denetleme, Usul ve Esaslarına Dair Yönetmelik” yayımlanarak, Türkiye’de bilimsel araştırmalarda deney hayvanı kullanımı yasal güvence altına alınır. Ne tesadüftür ki yine bu madde, Avrupa’daki benzer düzenlemeler gibi, hayvanların bakım ve kullanılmalarında refahlarının sağlanmasının gerektiğini belirtir. Bakın biz de gerektiği yerde sömürüyor, işkence ediyor, yaşam hakkını elinden alıyor ama aynı zamanda refahını sağlıyoruz.

Yönetmeliğin ikinci bölümünde, hayvanların kullanılabileceği deneysel ve diğer bilimsel çalışmaların neler olduğu, deney hayvanlarının bakımları ve barınma koşulları, deney hayvanlarına uygulanacak işlemlerle ilgili konular değerlendirilir. Üçüncü bölümde, deney hayvanı üretecek veya sağlayacak kuruluşların taşıması gereken koşullarla, çalışanların niteliklerine ilişkin hükümlere yer verilirken, dördüncü bölümde; deney hayvanı kullanan kuruluşların uyması gereken kurallar, eğitim-öğretim amacıyla hayvan kullanımında göz önünde tutulması gereken konular belirtilir. Eğitim öğretim hayatı demişken buraya bir parantez açalım. Tüm dünyanın saygı duyduğu, en saygın, en iyi üniversiteler arasında gösterilen Oxford Üniversitesi 2014 yılında, dünyanın en çok hayvan deneyi yapan üniversitesi olarak kayıtlara geçmiştir.

Yukarıdaki yönetmeliğe dönecek olursak, yönetmeliğin uygulama talimatı “Deneysel ve Diğer Bilimsel Amaçlar İçin Kullanılan Deney Hayvanlarının Korunması, Deney Hayvanlarının Üretim Yerleri ile Deney Yapacak Olan Laboratuvarların Kuruluş, Çalışma, Denetleme, Usul ve Esaslarına Dair Yönetmeliğin Uygulama Talimatı” adıyla 25.04.2006 tarih ve 24. sayı ile çıkartılır. Bu yönetmelikte dikkatimizi çeken, birinci bölümde yer alan “hayvan refahı ve güvenliği” ifadesindeki “refah” kelimesi yerine “gönenç” kelimesinin kullanılmış olmasıdır. Hayvan gönenci, hayvanların hem fiziksel hem de akli iyiliğini içermektedir.

Bu talimatın ikinci bölümü gerçek ve tüzel kişiler ile kamu kurum ve kuruluşlarında, deneysel veya diğer bilimsel uygulamalarda deney hayvanlarının üretimi, kullanımını, bir yerden bir yere nakli sırasında uyulması gereken kuralları, teknik ve hijyenik şartları ve bu talimatın hükümlerine uyulmaması durumunda uygulanacak işlemleri, deney hayvanı üretim, tedarik edici ve uygulayıcı birimlerin kuruluş ve çalışma izinlerine ilişkin esasları belirlemeyi kapsar. Üçüncü bölümde, deney hayvanı üreten veya temin eden kuruluşların, kuruluş izin şartları, çalışma izin şartları, teknik ve hijyenik açıdan uymaları, zorunlu asgari şartlar ile çalışanlarla ilgili konular ele alınır. Hep aynı döngü içerisinde dolaşıp gidiyoruz. Hayvan refahı, hayvan gönenci, barınma koşulları, düzenlemeler, denetimler, sınırlamalar, bunların hepsi sömürünün, işkencenin uzlaşmacı tavrı gibi görünmekte, asıl korumadan uzaklaştırıp, hayvanları oyalamaktadır.

“Hayvan Deneyleri Etik Kurullarının Çalışma Usul ve Esaslarına Dair Yönetmelik”

2006 yılında Tarım ve Çevre Bakanlığı tarafından, 5 bölümden oluşan “Hayvan Deneyleri Etik Kurullarının Çalışma Usul ve Esaslarına Dair Yönetmelik” yürürlüğe girer. Bu yönetmeliğin amacı; deney hayvanları ile yapılacak olan bilimsel araştırmalarda kullanılan yöntemler ile ilgili etik standartları saptamak ve araştırma önerilerini bu açıdan incelemek üzere oluşturulacak “Hayvan Deneyleri Merkezi Etik Kurulu” ve hayvan deneyleri yerel etik kurullarının kuruluş ve çalışma esaslarına, yapılması planlanan işlemlerin sunulmasına, araştırma ve çalışma önerilerinin incelenmesine izin verilmesine, uygulamaların izlenmesine, deney hayvanları üzerinde yapılan bütün işlemlerin kayıt altına alınmalarına, ilgili bütün işlemlerin denetlenebilirliğinin sağlanmasına ve ilgili işlemlerin gerektiğinde sonlandırılmalarına ilişkin esasları belirlemektir.

Bu yönetmelikle birlikte Türkiye’de ilk defa 21. yüzyılda Merkez Etik Kurulu kurulur. Hayvan Deneyleri Merkezi Etik Kurulu (HADMEK), Tarım ve Orman Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, Veteriner Fakülteleri, Tıp Fakülteleri, Türk Tabipleri Birliği, Türk Veteriner Hekimleri Birliği, Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu ve hayvanları korumaya yönelik sivil toplum örgütlerinden olmak üzere toplam 21 üyeden oluşan, deney hayvanlarının kullanılmasına dair etik ilkeleri belirleyen bir kuruldur. Bu kurulun başlıca görevleri; deney hayvanlarının kullanımına dair “etik” ilkeleri belirlemek, denetlemek, raporları değerlendirmek, yerel etik kurullarının verdiği kararlara yapılan itirazları değerlendirmek, yerel etik kurullarının eğitim programlarının uygun olup olmadığını denetlemek ve sertifikaların denkliklerini değerlendirmektir.

Yeni Hukuksal Yapılanmalar

Türkiye’de, Avrupa Birliği standartları çerçevesinde gerçekleştirilen deney hayvanı kullanımı ile ilgili hukuksal yapılanma, 2011-2014 yılları arasında yayımlanan iki yönetmelik ile güncellenir. 13 Aralık 2011 tarihinde Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından, Deneysel ve Diğer Bilimsel Amaçlar için Kullanılan Hayvanların Refah ve Korunmasına Dair Yönetmelik 2010/63/EC sayılı Bilimsel Amaçlarla Kullanılan Hayvanların Korunmasına Dair Avrupa Birliği Direktifi ilgili hükümlerine paralel olarak hazırlanır. Yönetmeliğin amacı, deney hayvanlarının beslenmesi, barınması, “öldürülmesi”, gerektiğinde hayvanların prosedürlerde kullanılmasıyla ilgili projelerin değerlendirilmesi ve prosedürlerin yetkilendirilmesi, çalışan personelin nitelikleri, tutulacak kayıtlar, prosedürlerde kullanılmak üzere izinli kuruluşlarda üretilmesi zorunlu türler, hayvan türlerini ve kuruluşların uyacağı esasları belirlemek, prosedürlerde kullanılmak üzere üretilen, tedarik edilen veya prosedürlerde kullanılan hayvanların refah ve güvenliklerini sağlamaktır. Debelendikçe, daha da dibe batan düzenlemeler, ölümün refahını esas alan yönetmelikler görüyoruz.

Peki, etik sömürü gerçekten vicdanlarımızı rahatlatıyor mu? Sermayeyi, düzeni esas alıyorsak evet. Ya yaşam hakkını? Hayvanların doğuştan gelen, hissedebilen canlılar olduğunu düşündüğümüzde, etik sömürü vicdanımızı rahatlatmak bir yana dursun, en ufak bir yumuşama bile getirmez. Sömürünün, işkencenin acısızı, refahı olmaz. 21. yüzyılda, teknolojik gelişimlerin her gün yenilikler getirdiği, imkanlar sağladığı bir düzende hala hayvanlar üzerinden deneyler yapmak, ne etik ne de ahlakidir. O halde sömürüsüz deneylere yönelmenin tam vakti değil mi? Peki nedir bu sömürüsüz deneyler? Biraz inceleyelim:

Hayvan Deneyleri Yerine Kullanılacak Teknolojik Alternatifler

1.Hücre Kültürleri (In vitro testler)
Hayvanlar üzerinde denenen ilaçlar ve kimyasalların laboratuvar ortamında üretilen hücre ve doku kültürleri üzerinde denenmesini içine alır. Hayvanlardan alınan hücre ya da doku kültürlerinin uygun laboratuvar ortamlarında çoğaltılmasıyla elde edilir. Bu yöntem, hayvanlar üzerinde yapılan deneylerinin kısıtlanmasına önayak olmaktadır.

2. Mikroakışkan çip testleri
Mikroakışkan çip testleri, hücre kültürü alternatifine göre gelişmiş bir prosedürdür. İlaçların etkilerini ve yan etkilerini tanımlamak için biyolojik hastalıklarda kullanılır. Bu çipler çok küçüktür ve içlerindeki odacıklarda vücudun çeşitli yerlerinden dokular barındırır.

3.Doku Organ Banyoları
Vücuttaki ilaç emilimleri, doku-organ banyolarında görülmektedir. İnsan vücudunda meydana gelen bir emilimin, iki farklı gelişmiş düzeyine sahip canlılar üzerinde test etmek kesin sonuçlar vermediğinden, insan doku örnekleri üzerinde yapılmasına denir. İnsan doku örnekleri de ameliyat geçiren insanların, ameliyat sonrasında çıkarılan doku parçalarından elde edilir. Hayvan deneylerini çürüten en önemli yöntemdir.

4. Mikrodoz Uygulamaları
Gönüllü insanlar üzerinde, ilaçların ilk evrelerinde etkileri ve yan etkilerini gözlemek için uygulanır.

5. Bilgisayara Modelleri ve Simülasyonları ( In siliko teknikler )
Bu programlar matematiksel denklemler kullanarak geliştirilen vücut, organlara gerçeklik simülasyonlarına dayanır. Ve bilgisayar kullanarak geliştirilen vücut ve organlara test yapılır.

6. Bakteri Kültürü (Bruce Ames testi)
Antibiyotik deneylerinde sınanacak ilacın karıştırıldığı ortamda yetiştirilen fare tifüsü bakterisi kültürü kullanılır. Bu yöntem 20 yıldır tavşanların yerine başarıyla kullanılmakta ve geliştirilmektedir.

7. Fiziksel- Kimyasal Testler
İnsulin üretimindeki testlerde, eskiden 800 fare katledilirken, şimdi bilimsel laboratuarlarda fiziksel ve kimyasal testlerle bu şiddete son verilmektedir.

8.Veri Bankaları
Veri bankaları sayesinde, yapılan binlerce deney verileri saklanması sayesinde, yapılan çalışmalar gereksiz yere tekrarlanmaz ve insan harici hayvanların kullanımı azaltılmaktadır.

Gördüğünüz gibi, sömürüsüz, işkencesiz, hayvanların görme, duyma, yürüme, nefes alma gibi haklarının elinden çalınmadığı bir deney mümkün. Peki hayvanların “yaşam hakkı”nı korumak, onları sadece laboratuvarlardan kurtararak sağlanıyor mu? Hayır! Sömürüyü uzaklarda aramaya gerek yok. İşe tabağımızdaki çalınmış yaşamları, hayvanlara geri vererek başlayabiliriz. İşe, bir buzağının önünden çaldığımız sütü yerine koyarak başlayabiliriz. Tabağımızdan, üzerimize giydiğimiz kıyafetlerden, hijyen, kozmetik, bakım ürünlerimizden sömürüyü çıkartarak hayvanların temel haklarını, özgürlüklerini, yaşamını onlara kazandırabilir, hayvanları özgürleştirirek, ortak bir yaşam sunabiliriz. İşte o zaman mutlu inekler, refah içerisinde yaşayan tavşanlar, sıçanlar, kediler, köpekler görebiliriz. Ralph’i ve tüm arkadaşlarını kurtarmak için bugün geç değil. Sömürüsüz bir yaşam için; Vegan olun!

Kaynakça:

https://www.mikaforearth.com/post/hayvan-testleri-%C3%BCzerine
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/658740
https://www.bezelyedergi.net/post/bilimsel-%C3%A7al%C4%B1%C5%9Fmalar%C4%B1n-gizli-kahramanlar%C4%B1-drosophila-melanogaster
https://arkeofili.com/neolitik-doneme-ait-delinmis-inek-kafatasi-bulundu/
https://entdergi.com/hayvan-deneyleri-deneylerde-otekilestirilenler/
https://www.deneyehayir.org/belgeler/indir/DHD-Temel%20Bilgiler.pdf
https://www.atilim.edu.tr/uploads/pages/iletisim-1517410938/1601883076-Prof.Dr.Metin_Gunday_Armagani_cilt_2.pdf#page=356
https://steemit.com/tr/@feryuse/hayvanlari-makinelestiren-filozof-descartes-a-philosopher-who-mechanize-animals-12dbeb156899b
https://veganblogg.wordpress.com/2013/03/12/avrupa-birliginin-hayvan-deneyleri-yasagi/

Görsel: https://www.cnnturk.com/yasam/hayvan-deneyi-yapmayan-markalar-nasil-anlasilir-vejetaryen-markalar

 

 

 

Sosyal medyada paylaş

Ömer Aygül

Ömer Aygül
Ent dergi ekoloji editörü. Meslek lisesi bilişim teknolojileri mezunu. IT uzmanlığı ve satın alma uzmanlığı alanlarında çalıştı. Taze veganlardan. Şiir ve öykü alanında yazılar yazıyor. Ruh ve beden sağlığını muhafaza etmek için yoga / meditasyon yapıyor. İran sineması ve Abbas Kiarostami ile alakalı onunla ters düşmenizi tavsiye etmem.

Leave A Comment