Sosyal medyada paylaş

Bir yazarı sanatından, varoluşundan, yazma ruhundan koparan çeşitli nedenler ya da nedensizliklerden dolayı yazmaktan vazgeçen yazarlardır “Bartleby”ler.

Bartleby Sendromuna ise adını Herman Melville’in “Katip Bartleby” öyküsünde başkahraman olan ve birçok esere ilham kaynağı olan Bartleby karakterinden almıştır. Öykünün kahramanı Kâtip Bartleby, Wall Street’de bir hukuk bürosunda yazıcı olarak çalışmaktadır. Önceleri kendi sorumluluğu çerçevesinde verilen her türlü işi yerinde, zamanında yerine getirirken sonraları her nedense  hiçbir şey yapmamaya başlar. Tek satır kaleme almaz, kitap okumaz, kahve içmez, hiçbir yere gitmez hatta konuşmaz. Ofiste yaşar, Pazar günlerini bile ofiste geçirir. Kim olduğunu, nereden geldiğini, nerede doğduğunu söylemez. Kendisinden bir iş yapılması istendiğinde ise “Yapmamayı tercih ederim,” demesiyle okuyucunun aklında kalan bir karakter olur Bartleby.

Kâtip Bartleby’in pasif direnişi, hayır demesi hiçbir anlam ifade etmez ve Bartleby’e bir kazanım sağlamaz. Hüzünlü mizacı ve tercih etmemeyi eylem edinen Bartleby’in varlığı da yok gibidir. Moby Dick romanından da tanıdığımız Herman Melville, Washington’da yardımcı bir kâtip olarak çalışmıştır. Otuzlu yaşlarında yazmayı bırakan Melville, kalan ömrünü New York’ta büro işleri yaparak geçirir. Belki de Kâtip Bartleby, Melville’den başkası değildi ya da Borges’in dediği gibi en usta Bartleby belki de Kafka’dır. Franz Kafka’nın yakın arkadaşı ve yayıncısı Max Brod, Kafka’nın ona bıraktığı yazıları yakmayı seçseydi Franz Kafka belki de edebiyat dünyasının en gizemli Bartleby’si olacaktı. Kafka da yazdığı karakterler gibi hep varoluşsal sıkıntıyı yaşadı ve yazmanın yetersizliğini şu sözlerle söyledi:

“İnsanlar ne kadar yürürlerse varış noktasından o kadar uzaklaşırlar.”

Bir klasik olan Don Quijote (Don Kişot) kitabının yazarı Cervantes ise “Cahillerin sayısının bilgililerden fazla” olduğunu söyler ve şu sözlerle edebiyat hayatına veda eder:

“Elveda incelikler, hoşça kalın nezaketler, elveda sevinçli arkadaşlarım, ölüyorum ve yakında sizi diğer hayatta mutlu görmeyi diliyorum!”

Elveda Rimbaud ve sonbahar geldi. En ürpertici Bartleby olarak anılan Rimbaud, “Sarhoş Gemi” şiirini on altı yaşındayken yazmıştır. Yirmi dokuz yaşına geldiğinde ikinci kitabını çıkartarak ve kitabının yazı taslağına “Artık sanatın bir aptallık olduğunu söyleyebilirsin,” notunu düşerek yazmayı bırakmıştır.

J.D Salinger, “Çavdar Tarlasında Çocuklar” gibi bir başyapıt yazdı ama sonra kendini dış dünyaya kapatarak ortadan kaybolmayı tercih etti. 45 yıl boyunca ne bir söyleşi veren, ne de okurlarıyla fotoğraf çekinen Salinger adeta kayıplara karıştı.

Oscar Wilde ise yazıyı bırakmasını çok yalın sözlerle açıklar:

“Yaşamı tanımadan önce yazıyordum; şimdi yaşamın anlamını bildiğim için yazacak bir şeyim yok.”

Yaşamının son zamanlarına kadar dünya edebiyatına kaliteli eserler ortaya çıkaran Tolstoy, yaşamının son zamanlarında edebiyatın bir uğursuzluk olduğunu söyleyerek ortadan kaybolur. Günlüğüne yazdığı son cümlesi ise “Ne olursa olsun yapman gerekeni yap.” olmuştur.

Yanılsaması ölümsüzlük olan Guy de Maupassant, unutulmayı seçen Henry Roth, yazmıyorum çünkü amcam öldü diyen Juan Rulfo, karısı ölünce yazmayı bırakan Juan Ramon Jimenez, sıradanlık ve reddedişiyle Robert Walser, imkânsız bir felsefeci olan Ludwig Wittgenstain ve daha nice Bartleby’lere…

“Ah, mutluluk ışığı sever, biz de dünyayı şen sanırız; ama sefalet kendini vakurca saklar, biz de sefalet yok sanırız.”

Katip Bartleby


Kaynak: Bartleby ve Şükerası (Can Yay.)

Görsel: Enrique Vila-Matas

Sosyal medyada paylaş

Serap Aydın

Serap Aydın
92 doğumlu. Kitabevinde çalışıyor. 6 yıldır yayın ve kitap alanında çalışmakta. Filmleri iç dünyasında kalmak için izler. Meraklı bir sinema takipçisi ve okurdur. Kiyarüstemi filmlerine farklı bir duygu besler. Bitki ve kaktüs yetiştirmeyi sever. Kahve tutkunudur.

Leave A Comment