Antigone adının da anlamı gibi “karşı durmak için doğmuş olan” bir kadındır. Kız kardeşi İsmene ise kadın oldukları için yasaya karşı çıkamayacaklarını hatırlatan, çaresiz ve güçsüz kadını temsil eder. Kreon’un bir tiran olarak ortaya koyduğu yasaya kan bağı nedeniyle bir kadın olarak karşı çıkan Antigone’ye dönük tavrı, hurisi (aşırı gurur, kibir) olarak tanımlanır. Kral Kreonun taşıdığı hubrisin esas sebeplerinden biri de bir kadının kendi ahlakı, geleneklerini ölümüne savunma direncini ortaya koymasıdır.

“Thebai Kenti, sürgünde ölmüş olan Oedipus’un iki oğlu, Eteokles ile Polinikes arasındaki savaşla parçalanmış durumdadır. Eteokles’i kardeşlerin dayısı Kreon desteklemektedir ve savaşta iki kardeş birbirini öldürünce, Thebai tahtı Kreona kalır. Kreon, Eteokles’e kahraman muamelesi yapıp saygın bir cenaze töreni ile gömülmesini sağlarken, vatan haini ilan ettiği Polinekes’in gömülmeden hayvanlara yem edilmesi buyruğunu verir. Bu yasayı çiğneyen, taşlanarak ölüme mahkum edilecektir. Böylece Tragedyada eylem başlamış olur.

Antigone, Polinikesi de diğer kardeşi gibi gerekli dinsel törenleri uygulayarak gömmeye karar verir ve kentin yasasına karşı gelmek anlamına gelen bu kararını uygulamak için, kız kardeşi İsmene’den yardım ister. Ama İsmene, kadın ve dolayısıyla çaresiz olduklarını öne sürerek, devletin yasalarına meydan okumanın mümkün olmadığını savunur. Antigone cezalandırılacağını bilse de kardeşinin ölüsüne gerekli saygıyı göstermesinin, akrabalığının zorunlu kıldığı dinsel görevi olduğunu düşünür ve kardeşini gömer”

Sofokles’in bu yapıtında iki farklı adalet anlayışının çatıştığı görülür. Biri Kral Kreon’un ataerkil iktidarı ile katı şekilde simgelediği yazılı devlet kurallarıdır; diğeri Antigone’nin simgelediği yazılı olmayan dinsel ahlaki kurallardır. Bu iki değer yargılarının çatıştığı Antik Yunan Atina’da, çatışmayı sağlayan süreç salon yasaları ile birlikte, ölü gömme törenlerinin yasaklanmasıyla boy verir. Bu törenler aristokrasinin gücünü simgelediği kadar, esasında kadınların kamusal alandaki görünürlükleri yasaklanır. Bu çerçevede ölü gömme törenleri yasaklanarak kadınlar, yurttaşlık hakkından men edilirler.

Antigone, bir kadın olarak bu yasaya karşı çıkar. Kan bağına dayanarak da olsa inandığı değerler uğruna Kreon şahsında somutlaşan eril iktidar yasalarına, ölümü göze alarak karşı çıkar. Kreon, Antigone’nin bu karşı çıkışına cevaben; “Bundan sonra bunlar kadın olmalıdır, sokaklarda gezme özgürlüğüne sahip olmamalıdır.”  der. Kreon, kadının erkek otoritesine boyun eğmesinin en uygun tutum olduğunu savunur. Ve Antigone ölüme mahkum edilerek tutuklanır. Daha sonra Kreon kibire bulaşmış inadından vaz geçerek, oğlu ve aynı zamanda Antigone’nin eşi olan Haimon’un sözünü dinler. Ancak geç kalmıştır. Çünkü Antigone kendini öldürmüştür.

Juliette Binoche, Antigone’yi canlandırıyor. Fotoğraf: Jan Versweyveld

Yaklaşık iki bin beş yüz yıl önce Sofokles’in yazdığı bu oyun güncelliğini hiç yitirmemiş.

“KREON: Yurttaşların hiçbiri senin gibi düşünmüyor.

ANTİGONE: Benim gibi düşünüyorlar onlar da ama diyemiyorlar.”

İlk yasa koyucu: Hammurabi

İlk yasa koyucu, Ur-Namu veya Hammurabi olarak bilinir. Tarihte ilk yazılı hukuk belgeleri bunlar tarafından tabletlere veya kayalara işlenmiştir. Kimdir bunlar? Krallardır, köle sahipleridir, egemen sınıfın temsilcileridir. Hammurabi’nin kayalara yazdırdığı bu yasalar toplumsal nüfusun artışı, yaşamı düzene koyma, barışı sağlama vb. hiçbir gerekçeye dayanmamaktadır. Tümden egemen sınıfın çıkarlarını temsil etmektedir. Bu egemen sınıfın sömürü sistemini güvenceye almayı hedeflemektedir. Toplumu iktidar güçlerine göre yaşamaya mecbur ve mahkûm etmektedir. Hammurabi’nin yasaları toplum için, üzerine yazılan kayalar kadar sert, acımasız ve zorbacadır. Topluma o kayalar kadar ağır yük ve görevler yüklemektedir. Tanrı Marduk adına Kral Hammurabi bu kuralları kutsal-ilahi bir emir ve buyruk olarak yazdırırken, özünde kendi iktidarını ve egemen sınıfın düzenini kurduğunu çok iyi bilmektedir.

Hammurabi ahlâka göre yaşayan toplumu, yasaya hukuka göre kurar ve yeniden düzenler. Artık toplum kendine göre ve özgürce yaşayamayacaktır; kendinin öznesi ve iradesi olmaktan çıkarılmıştır. Bir özne ve irade olarak yükselen iktidar ve devlet, toplumun üzerine çöreklenmiş ve bir ur gibi kanını emmeye başlamıştır.

Hammurabi‘nin adına yemin ettiği Marduk ise annesi Tiamat’ı (dönemin ana tanrıçası) her türlü yalan ve hile ile öldüren ve onun yerine kendi iktidarını, kendi dünyasını kuran bir tanrıdır. Tiamat’ı öldürdükten sonra onun ölü bedeninden kendine bir dünya yaratmıştır. Tiamat aynı zamanda kadının toplumsal otoritesini, onun kültür ve iradesini temsil etmektedir. Bu anlamda kadın, tanrıça Tiamat şahsında toplumun vicdanı, ahlâkı, hak ve adaletini temsil etmektedir. Tiamat’ın Marduk tarafından öldürülmesi, kadının artık hiçbir kutsallığının kalmadığını gösterecek şekilde sembolleştirilmiş ve tanrılar meclisinden atıldığı söylenegelmiştir.

Tiamat’ın tanrılar meclisinden atılması; kadının siyaset diyebileceğimiz meclisten atılması, onun yaşam dışına itilmesi, yaşam ve topluma dair kadınca öğelerin öldürülmesi ve toplumun erkek ve kadın kimliklerinden sıyrılarak eş ve egemen erkek formlarıyla düşürülmesini anlatır.

Öyküleştirilerek günümüze kadar taşınan mitolojiler tarihin kimi kesitleri hakkında yorum yapabileceğimiz az sayıdaki kanıtlardandır. Sümer mitolojisi de bu anlamda hiyerarşinin, erkek egemenliğinin, kadın ve erkek köleliğinin nasıl oluştuğuna dair veriler barındırmaktadır. Sümer tabletlerinde yazılmış olmasına rağmen bazı gerçekler yönlendirilmiş yorumlarla değiştirilmiştir. Aslında her iki cinsiyetin de köleleşmesine erkekliğin ideolojikleşmesi neden olmuştur. Çünkü bu zihniyet hiyerarşik devletçi sistemleri inşa etmiştir.

Hukuk Fazlaca Erkek İnşasıdır

Antigone ve Tiamat’a bakarsak, verilecek cevap; hukuk her zaman ve daha fazla erkeğin hukuku olur. Yani hukuk aynı zamanda ve daha fazlaca erkek inşasıdır.

Devlet, toplumun her bir karış bakir alanını kayıt altına almakla orayı esaretine, iktidarına almış olmaktadır. Damgasını vurduğu her toplumsal yaşam alanına müdahale etmiş ve zarar vermiştir. Bir erkeğin “kadını kendi gerçekliğinden kopararak kendi himayesine alması” ile devletin toplumun her karış bakir yaşam alanını kayıt altına alıp, yasaya bağlaması aynı şeydir. Her ikisinde de kendine “mal etme” eylemi ve saldırı vardır.

Devlet mühürünü, damgasını vurduğu her parçayı toplumdan koparmıştır, kontrolüne alıp sömürüsüne açmıştır. Erkek de “mehr”ine aldığı her kadın üzerinde sınırsız bir tasarruf yetkisine kavuşmuştur. Mehr ile mühür aynı kökten gelmektedir. Devletin mührüne aldığı toplum ile erkeğin mehrine aldığı kadın köleleştirilmiş ve nesne durumuna getirilmiştir. Bu tek taraflı bir tasarruf ve eylemdir. Devlet ve erkeğin özne ve irade olduğu, karşı tarafın nesne ve mal olduğu bir fiildir. Köleci dönemde, kızgın demirle kölelerin dağlanması gibi kadının görünür bedenine, yara açacak bir damga vurulmaz ama daha beter bir damga ruhuna ve beynine vurulur. Dışı allanır pullanır, süslü ziynetlerle donatılır, halhal, bilezik, küpelerle bezenir ve erkeğin iştahına sunulurken, kadının iç dünyası karartılır. Kendisine ait ne varsa paramparça edilir. Beyni çalışamaz, yüreği atamaz ve dili konuşamaz hale getirilir.

Antigone’nin İsyanı Sürüyor

Antigone’nin  kavgası, topluma yapılan saldırılara baş kaldıran her birey ile başa baş sürmektedir. Çünkü, kadına ve toplumsallığa saldırının anlamı ve amacı ortaktır. Sofokles’in bu yapıtı baştan sona ideolojik bir inşa ürünüdür. Aynı zamanda ideolojik bir inşayı hedefler. Kral ve aynı zamanda Antigone’nin dayısı olan Kreon profili, kurulmakta olan krallığın kimlerden ve nasıl oluşacağını da göstermektedir.

Devletin, hukukun, yasanın oluşturduğu standartlara göre yaşayan ve hareket eden insan “normal” insandır; bunun dışına çıkan insan ise “anormal”dir. Onların gözünde ya hasta, ya deli olarak görülen bu anormal insan, bir muhalif, bir devrimci, bir işçi, bir kadındır. Bu hukuk sistemi hasta olanı hastaneye kaldırır, deli olanı tımarhaneye tıkar ve muhalif olanı da dört duvar arasına alarak hapseder. Böylece bu ‘kötü örneklerin’ toplum düzenlerini tehdit etmesi ve bozması engellenmiş olur.

Hukuk ne kadar gelişkin olursa olsun toplumsal zihniyet özgürleşmedikçe, toplumsal sorunlara çözüm sağlanamaz. Ancak bu durum hukukun tümden reddedileceği anlamına gelmiyor. Özellikle kadınların vermiş olduğu özgürlük mücadelesinin bir boyutu da hukuk olmaktadır. Hukukun cinsiyetçi karakterini teşhir ederek, kadına dönük pozitif ayrımcılık sağlayan düzenlemeler oluşturarak kadın haklarını güvenceye almak önemlidir. Hukuku geliştirenlerin böyle dertleri ve amaçları yoktur. Onların tek derdi iktidar olma, toplumu sömürme ve bu yolla sermaye biriktirmedir. O zaman yeni bir zihniyet kazanmak ve devletin erkek egemenlikçi, cinsiyetçi zihniyetini değiştirmek için verilecek hukuk mücadelesinde Antigone ve Tiamat’ın vicdanı, ahlâkı, hak ve adalet tavrı ile kazanmak ve yaşamak gerekiyor.

“Eh nihayet, Antigone’nin hazin hikâyelerinin sonuna vardık

Hangisinin izinden gidelim peki?

Yazılı olmayan ilahi yasalara hürmeten

sonuna kadar gitmede ayak diremekte haklı mıydı?

Kreon kent-devletinin ortak iyiliğini hesaba katmakta haklı mıydı?

Yoksa Koro ikisini de tasfiye edip ortak bir yönetim kurmakta haklı mıydı?”

Kaynak:

Antigone – Hasan Ali Yücel Klasikleri

Sümer Tabletleri – Tanrı Enki’nin Sözleri

Görsel:

hangoskonyv.eu

revistavaulderie.blogspot.com

Sosyal medyada paylaş

Tolga Tankaş

“Aslen Dersimli olup 11 Eylül 1993 yılında İstanbul’da dünyaya geldi. Alevi inancının insana ve doğaya olan sevgisinin bilinci ile büyümüş, yaşamın her alanında barışı ve sevgiyi savunup, Hızır Paşalara karşı Pir Sultanca bir duruş sergilemeye ve yaşamına devam etmeye çalışıyor.”
Published On: Mayıs 13th, 2021Categories: Kadın, Tiyatro, Yaşam0 Yorum

Leave A Comment