Sosyal medyada paylaş

Dokuma tekniğinin ilk ne zaman ve nerede başladığı bilinmese de bilinen tek şey Orta Asya’dan yayılmaya başladığıdır. Bu bölgelerde yaşayan yerliler (Yörükler olarak da bilinir) büyük bir nüfus patlaması sonucu batı Asya’ya göç etmek zorunda kaldılar. Göç sırasında çok ağır hava koşulları sebebiyle Yörükler keçi yününden kilimler dokudular ve ısınmayı sağladılar. Kilim, M.Ö. 2300’lü yıllarda “Kraliçe Örtüsü” adıyla bilinir. Kilim, kültürel açıdan bakıldığında geçmiş ile günümüzü bağlayan köprü niteliğinde bir sanat eseridir.

Kilim, yöresinde yaşamını sürdüren insanların iç dünyasına dair duyguları yansıtan renk ve desenlerde üretilir. Eski zamanlarda kilimler, aşiretlerin ya da köylerin adıyla anıldığı gibi motiflere göre de adlandırılmaktaydı. Bazen örülen kilimlere boncuk işlendiği de görülür. Hatta dokuyan genç kızların sevdalarını anlatmak için kendi saçlarından biraz saç kattıkları ve böylece sevdalısına haber göndermeleri kilim dokumacılığının geleneği olduğu söylenir. Günümüzde kilime karşı ilgi oldukça azalmıştır.

Kilim, kullanılan malzeme ve boya açısından halıyla benzerlik gösterir. Bu nedenle ince halı tipi olarak da bilinir. Kilim ile halı arasındaki fark, kilimin yüzünde belirgin olan motifin çeşitli atkı ve çözgülerin birlikte dokunması sonucunda düz bir taban oluşturmasıdır. Halı yapımında ise değişik renkteki yün olan iplikler, çözgülerin üstünde örülerek atkıların sıkıca birbirine bastırılmasıyla bir arada tutulur. Halıya kıyasla çok daha kısa süre içinde ve çok daha ucuza üretildiği için kilim, yörelerde daha çok tercih edilir. El dokuması zorunlu bir süreç olan kilimde de kökboyası kullanılır. Kilimlere işlenen motifler bulunduğu zamanın özelliklerine, yörenin kültürüne, gelenek ve göreneklerine, kilimi dokuyan kişinin beklentilerine ve umutlarına göre farklılıklar gösterir.

Geçmişten günümüze uzanan bu desen ve motiflerin özel anlamları ve isimleri vardır. Bu desenler ve motifler dokuma türünü, toplumsal statüleri, istek, arzu, beklenti, inançlar, evlilik, bekarlık, gibi halleri, göç, felaket, üzüntü, sevinç, mutluluk, özlem ve beklentileri, aşk, ayrılık, dilek ve istekleri ifade eden semboller şeklindedir.

Bu sembollerden birkaçı ve anlamları şöyledir;

 Elibelinde Motifi

Elibelinde motifi

Dişiliğin simgesidir. Uğur, bereket, analık, doğurganlık, kısmet, neşe ve mutluğu sembolize eder. İlk insanlar Ana Tanrıçalara taparlardı. Erkeğin üremedeki biyolojik rolü olmadığını düşündükleri için bereket ve çoğalma sembolü olarak Ana Tanrıçaları görürlerdi. Artemia, Hera, Kibele, Leto, Atena, İştar, Artemis, Hepa, İsis gibi çeşitli adlarla kendilerini isimlendirmişlerdir.

Koç Boynuzu Motifi

Koç Boynuzu motifi

Boynuz sembolü insanlık tarihinde güç, kuvvet ve kahramanlıkla özdeşleşmiştir.

Bereket Motifi

Bereket motifi

Dut, kavun, karpuz, nar, üzüm, bitki, yılan, ejder, koç, boğa, geyik, kelebek gibi motifler bereketi sonsuz mutluluk olarak sembolize eder. Hayat ağacı bolluk ve bereketi, simgesi nar ise bereketin sembolüdür. Cansız kayalar dağlar ve sular ise doğayı sembolize eder.

Saç Bağı Motifi

Saç Bağı motifi

Evlilik isteğinin göstergesidir. Doğum ve çoğalmayı sembolize eder.

Küpe Motifi

Küpe Motifi

Cinselliği sembolize eder. Çatalhöyük’te bulunan eserlerde genç kız ve erkekler evlilik isteğini bu şekilde belirtirlerdi. Ahiler sağ kulaklarına mesleğinin zirvesinde olduklarını göstermek için küpe takarlardı. Padişah, derviş ve Zennelerin de küpe taktıkları oluyordu.

Bukağı Motifi

Bukağı motifi

Ailenin devamını simgeler. Aşk ve birleşmeyi sembol eder. Nişan yüzüğünün kırmızı kurdele ile bağlanması da bu sembollerden biridir.

Su Yolu Motifi

Su Yolu motifi

Yeniden doğuşu, bedensel ve ruhsal yeniliği, yaşamın sürekliliğini, soyluluğu, bilgeliği, saflığı ve erdemliliği sembolize eder.  Hem yaşamın hem ölümün sembolüdür.

El Parmak Tarak Motifi

El Parmak Tarak motifi

Yaratıcı gücün sembolüdür. El, insanı hayvandan ayıran en önemli organdır.  Neolitik ve Paleolitik dönemde mağara resimlerinde el ve parmak figürleri çokça yer alır. El şekillerinin, mağara duvarlarında dinsel bir yaklaşımla tekrarlandığı görülmüştür. Tunç devrinde büyük el ve ayak izleri resmedilmiştir. Eller; kuvvet, kudret ve hükmetme gücünü simgelemiştir. Anadolu’da “El Motifi” dokumalarda gerçekçi bir üslupla stilize edilerek beş çubuk ve beş nokta şeklinde yorumlanır. Parmak ve ona benzer tarak motifleri; geometrik olarak üçlü, beşli, yedili sayılar kullanılarak dokunurdu.

Ejder Motifi

Ejder motifi

Genelde aslan pençeli, kuyruğu yılanı anımsatan, kanatlı bir hayvan olarak sembolize edilir. Büyük bir yılan olarak kabul edilen ejder, hazinelerin ve gizli şeylerin bekçisidir; hava ve suyun hâkimidir. Ejder ile Zümrüdü Anka’nın kavgasının bereketli yağmurlar getireceğine inanılır.

Hayat Ağacı Motifi

Hayat Ağacı motifi

Cennete yükselen hayatın dikey sembolizmini oluşturur. Sürekli gelişim ve değişim içinde yaşayan evreni sembolize eder. Evrenin üç temel elementini, yani toprağın derinliğine inen kökleriyle yeraltını, alt dalları ve gövdesi ile gökyüzünü, ışığa yükselen üst dallarıyla cenneti birleştirir. Servi, sedir, incir, zeytin, asma, hurma, palmiye, kayın, nar, meşe gibi ağaçlar hayat ağacının sembolüdür.

 

 

Kaynakça

https://www.kulturportali.gov.tr/turkiye/tunceli/kulturatlasi/klm511141

https://egitim.tarimorman.gov.tr/elazig/Sayfalar/Detay.aspx?OgeId=9&Liste=Slogan

 

Sosyal medyada paylaş

About the Author: Halime Rüveyda Erdem

Halime Rüveyda Erdem
Halime Adana'da yaşıyor. Dönemsel dizi ve filmleri çok seviyor. Su altı belgesellerini çokça severek takip ediyor ve en sevdiği yazar Mina Urgan. Gezmeyi, fotoğraf çekmeyi, keşfetmeyi seviyor. Şu anlık vejetaryen beslenerek yaşamını sürdürüyor.

Leave A Comment