Sosyal medyada paylaş

Aylar geçti, mevsimleri devirdik. Bugün tam 365 gün oldu kız kardeşimiz Gülistan ardından hiçbir iz bırakılmadan kaybedildiğinden beri. Burada sizlere sayılardan, devrilen her günde gelen yeni günün getirdiği hukuksuzluklardan, sistemin kadın ölümü üzerine düzenlenmiş paradigmalarından bahsetmeyeceğim. Zira 365 gündür sesimizin çıktığı her yerden durmadan haykırdık Gülistan’ın akıbetini istediğimizi, bir kişi daha kaybetmeye tahammülümüzün kalmadığını. Bunun Gülistan’ın adaletinin nasıl alındığına, bir kişi daha kaybetmediğimize dair bir yazı olmasını dilerdim. Lakin Gülistan kaybettirildiğinden bugüne 383 kadın katledildi…

Bu Gülistan için bir iç mektubudur, her neredeyse, nasıl olursa olsun hissettiğini bir kadın olarak bildiğim bir iç mektubu.

Sevgili Gülistan;

Diğerlerinden farkı olmayan bir günün ortasında, gözüme ilişti çiçekli elbisenle bir güneşe benzer gibi gülümsediğin fotoğrafının altındaki o yazı; “Dersim’de okuyan genç kadından 3 gündür haber alınamıyor, 5 Ocak’tan beri haber alınamayan 21 yaşındaki Gülistan Doku hala bulunamadı.”

O an, o yazıyı okuyan dünyanın farklı yerlerinde “kadın olma” mücadelesi veren tüm kız kardeşlerimle aynı hissi paylaştım, kör bir bıçak kalbimde döndü durdu. O yazıları okurken hepimiz aynı cümleyi kurarız çünkü değil mi?: “Lütfen ölmüş olmasın.” Ama hepimizin içten içe söyleyemediği gerçeği de duyuyoruz biz kadınlar. Çünkü bu hikayeyi ne kadar da çok yaşıyor ve tanıyoruz değil mi?

Sen de çok iyi biliyordun bu hikayeyi, o yüzden kız kardeşlerin için elinde “Sen bağır ki şiddet sussun” yazan bir pankartla çıktın meydanlara.

Günler geçti, depremler oldu, çığlar düştü insanların yaşamına, dünya bizi kapıların ardına geçirdi. Kız kardeşlerin seni dünyanın keşmekeşine bırakmamaya ant içti. Kaçmaya çalışanlar oldu yakalarına yapıştılar, intihar diyenler oldu susturdular; kapatmaya, unutturmaya çalışanlar oldu oysaki bilmezler ki bizim belleğimizi diri tutan kız kardeşlerimizin acılarıdır, bilmezler ki yeni güne adım atmamızı sağlayan kadınlara olan borcumuzdandır. Seni suçlayanlar oldu -hep çıkar öyle değil mi?- Ne işi varmış polis çocuğuyla diyenler -hep derler-.

Annenin fotoğrafını gördüğüm o günü hatırlıyorum: Ne kadar da benim annem, başındaki beyaz tülbent, gözlerindeki hüzün… Bakışlarındaki o acıyı biliyorum, güçlülerin ve zalimlerin karşısında durmaktan çöken o omuzları tanıyorum. Çünkü o anneleri ne kadar da çok gördük değil mi?

Sevgili Gülistan;

Bugün bir haber girilecek, hayatın durağan akışında: “Dersim’de okuyan genç kadından hala bir iz yok, 5 Ocak’ tan beri haber alınamayan Gülistan Doku bir yıldır kayıp!”

Bu cümle o ilk gün olduğu gibi kulaklarımda uğuldayıp duracak. Ama bir şeyi çok iyi bileceğim. 365 gün daha geçse yine de senin akıbetini zalimlerin insafına bırakmayacağız.

Biz onların kudretlerine, servetlerine sahip değiliz, evet!

Adaletleri, kanunları, herkes için olan yasaları bizim için değil, evet!

Bu dünya kadınları sevmedi, evet!

Bu yüzden onların kudretinin yarattığı gerçeklere inandılar; bu yüzden kadın katilleri dışarda başka bir kadının yaşamını çalmayı beklerken, Çilemler, Nevinler kör bir kuyuya hapsedildi. Bu yüzden dünyaya gelen her kız çocuğu, ağabeyinin sahip olduğu hakların gölgesine razı edildi. Ama bizden öncekilerin bıraktığı yerden devam ediyoruz bu mücadeleye ve dünyaya gelecek tüm kız çocukları ağabeyleriyle eşit haklara sahip olsun diye devam edeceğiz mücadelemize.

Sevgili Gülistan;

Her neredeysen ve nasılsan bilmelisin ki kız kardeşlerin ne ruhunun ne bedeninin akıbetini zalimlerin insafına bırakmayacak. Ellerimiz daima yakalarında olacak ve tüm olağan gücümüzle bağırmaya devam edeceğiz:

“Gülistan Doku Nerede?”

 

Görsel:

birgun.net

Sosyal medyada paylaş

Leyla Can

Leyla Can
Kjersti Skomsvold’un “Ben turuncuyum ve hiçbir şey turuncuyla kafiyeli değil.” alıntısında kastettiği renktir Leyla. Biraz yoldur, biraz şiir; nitekim Başak Köklükaya’nın iki kaşı arasındaki gölgesine razı fesleğendir. Yolda olmayı ve rastlaşmaları önemser. Kelimeler, cümleler, jestler ve anlar biriktirir. Kendine has zarifliği ile akar sokaklara. Daima öfkeli baktığı çocukluk fotoğraflarının ardında güzel bir kız çocuğu durur geleceğe karşı. Serpilirken sımsıkı sarılıyordur tutkularına. Detayları sever, gizlenmiş olanda bulduğu bağlar onu sıradanlığa. Pencere pervazına çiçekler gibi kitaplar dizer. Yakasına her sabah bir umut, evden çıktığındaysa yüzüne muzur bir gülümse iliştirir. En güzel mahiyeti dostluktur. Ruhu her an alıp başını gitmeler çekerken zaman akmıyormuş gibi dingindir aynı zamanda. Turuncu gibi hiçbir şeyle kafiyeli olmayan bir yaşayışın umut dolu naifliğini hayata döken şiirin başıbozuk hallerine benzer. Düşlerini gerçeğe dökmektir uğraşı. Bir nevi hep mujer naranja.
Categories: Kadın0 Comments

Leave A Comment