1. “Bereketli Hilal” olarak tarif edilen Yukarı Mezopotamya, insanlık tarihinin bilinen en kadim yerleşim yeridir ve ülkemizin Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde bulunan Urfa ve Harran’ı kapsamaktadır. Dinlerin ve mitlerin ortaya çıktığı önemli inanç merkezlerine sahip olan bu bölgede kadim Sümer, Asur, Babil ve Keldani devletleri gibi birçok medeniyet kurulmuştur. Arkeolojik kazılarda bulunduğu üzere geçmişi 12 bin yıl önceye dayanan Göbeklitepe’nin keşfi, dinler tarihi açısından önemli veriler sunmaktadır. Bu megalitik yapı bir höyüğün üzerine inşa edilmiştir ve bu höyük göbeğe benzediği için bölge “Göbeklitepe” olarak adlandırılmıştır.

Gelin, insanlığın aydınlanmamış inanç tarihinin ilk kalıntısı, tarihin sıfır noktası olan Göbeklitepe’nin sır perdesini birlikte aralamaya çalışalım.

Göbeklitepe neden inşa edildi?

Bu yapıların inşa edilme amacı bir ritüel alanı ya da yerleşim yeri oluşturmak mıdır yoksa her ikisinin birleşimi midir? Kritik noktamız burası olacak.

Bereketli Hilal olarak gösterilen Yukarı Mezopotamya, insanlığın bilinen en kadim yerleşim yeridir. Türkiye’nin Güneydoğu’sunda bulunmaktadır. Dinlerin ve mitlerin varoluşlarının gerçekleştiği bu bölgede Sümer, Asur, Babil gibi önemli medeniyetler kurulmuştur. Tarihi 12 bin yıl öncesine dayanan Göbeklitepe’nin keşfi dinler tarihi bakımından önemli bilgiler ortaya koymaktadır. Arkeologlara göre burası insanlığın en eski tapınaklarından biridir. İnsanların yerleşik bir hayatı olmadan, tarım olmadan burayı inşa etmiş olmaları kırılma noktasıdır.

Yıllardır süren kazı ve araştırmalar buranın bir çeşit toplanma noktası olduğunu gösteriyor. Arkeologlar çıkarılan buluntu ve ögelerin ritüellerden kaynaklandığını düşünüyor. Göbeklitepe bir yerleşim yeri değildi, belki de en dikkat çekici kısım burasıdır. Burada bulunan “T” biçimli dikili taşların üzerinde kabartmalar, boyamalar ve simgesel anlatımlar dikkat çekicidir. Taşların üzerine yazılan çivi yazısını Sümerler’in keşfettiğini biliyoruz. Peki, binlerce yıl önce Göbeklitepe’de taşların üzerine yapılan betimlemeler bize ne anlatıyordu? Bunların direkt yazı olduğunu söylemek hata olur ama aynı zamanda aynı coğrafyada bulunmamalarına rağmen Mısır medeniyetinin hiyeroglifleriyle benzer olduğu görülüyor ve bu bakımdan dikkat çekiyor. Henüz tarımın yapılmadığı, yazının keşfedilmediği, hayvanların evcilleştirilmediği bir ortamda yapılan bu eserler din kavramının tarihe Sümer ve Mısır medeniyetleriyle girmesine rağmen bize inanç kavramının daha önceden de var olabileceğini gösteriyor ve bu durum Göbeklitepe’yi çok özel kılıyor.

Burada megalitik yapıların inşası sırasında beslenme ihtiyaçlarının karşılanması gerekiyordu. Bunun için yabani kaynaklar devreye sokulmuş olabilir. Eğer bu düşünce doğruysa bu, “din”in direkt olarak tarım ve avcılığı, dolaylı olarak da yerleşik yaşamı tetiklemiş olduğu anlamına gelir. Yalnız şöyle de bir gerçek var ki Göbeklitepe’de evcilleştirilmiş bitki ve hayvanlara dair hiçbir kanıt bulunmamaktadır. Bu durum her şeyin henüz yabani olduğunu kanıtlar niteliktedir ancak yine de gözden kaçırmamamız gereken durum, bölgenin tarihsel olarak yerleşik yaşama geçiş aşamasını temsil ediyor olduğudur.

Göbeklitepe, Neolitik dönemde kullanıldıktan sonra terk edilmiştir. Neolitik insanlar inşa ettikleri yapıları kapatıp bu bölgeden ayrılmışlardır yani son avcı-toplayıcıların buluşma merkezi bu şekilde günümüze kadar ulaşabilmiştir.

Göbeklitepe’de bulunan tapınakların çevresi taş duvarlarla çevrilidir. Bu gibi kutsal mekânlar her dönemde kendini korumaya almıştır. Kutsal mekânlara giriş yapacak olan kişiler belirli uygulamaları gerçekleştirmelidirler. Birçok kültür ve dinde giriş yapılacak mekanlarda uyulması gereken bazı kurallar vardır. Göbeklitepe tapınakları sonsuzluğu, bütünlüğü ve evreni simgeleyen daire şeklinde inşa edilmiştir. Dünya üzerinde buraya benzeyen pek çok yapı ilerleyen zamanlarda göze çarpmaktadır. Bu gibi tapınaklar ve anıtların tarih boyunca birçok uygarlıkta görülmesinin nedeni arkaik insanın inanç ve düşünce dünyasında yatmaktadır.

Göbeklitepe, bir tapınak olmasının yanı sıra karanlıkta bekleyen bir inanç sisteminin en önemli parçası olarak duruyor. Göbeklitepe, yazılı kaynakların bulunmadığı ve sınırlı olduğu Neolitik dönemden bize ulaşan arkeolojik verilerle birlikte dönemin arkaik insanının inanç ve düşüncelerini gösteren çok önemli bir yapıdır. Bu megalitik yapıların inşasının bize düşündürdüğü, arkaik insanların aslında ilkel olmadıklarıdır. Aynı şekilde, araştırmalara göre dinlerin doğuşunu avcı-toplayıcıların yerleşik hayata ve toplumsal üretime geçmesiyle birlikte oluşan yeni toplumlardaki sorunların çözüm arayışlarının sonucu tetiklemiştir. Yine de bu insanlar Göbeklitepe’deki ortak inanca rağmen daha fazla organize olabilirlerdi. Buna rağmen dinlerin ve fikirlerin ileriye dönük etkilerini özellikle aynı coğrafyalarda binlerce yıl sonra dahi görmemiz mümkün olabiliyor. Örnek vermek gerekirse Göbeklitepe, en az beş bin yıl sonra aynı bölgede kurulan Küçük Asya ve Mezopotamya uygarlıklarını etkilemiştir.

Araştırmalar gösteriyor ki Göbeklitepe’de hâlâ aralanması gereken birçok sır perdesi var. Bu konu üstüne sürdürdüğüm çalışmalar devam ettikçe sürekli karşıma yeni kapılar açılıyor. Göbeklitepe’yi kolektif bir bilinçle ele almak istemememin sebebi de tam olarak budur. Yazıma vermek istediğim isimde olduğu gibi belki de bir “sonsuzluğun başlangıcı” burada başlamıştır, kim bilir?

– Devam edecek –

Kaynakça:

https://arkeofili.com/gobeklitepe-hakkinda-bilinmeyenler-dr-lee-clare-roportaji/

https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/374877

https://www.researchgate.net/publication/321834069_Anadolu’da_Ilk_Tapinak_Gobeklitepe

https://www.youtube.com/watch?v=w8gKuLMPFyY

Görsel:

https://www.kulturportali.gov.tr/portal/gobeklitepe

Sosyal medyada paylaş

Ersel Gündoğan

Hacettepe Üniversitesi Tarih bölümü öğrencisi. Dünya üzerindeki her şeye meraklı. Kendini her daim öğrenci hisseder. Okumayı, gezmeyi, farklı kültürler görmeyi ve bunları diğer insanlara aktarabilmek en büyük gayesidir.
Published On: Ekim 27th, 2021Categories: Bilim, Tarih0 Yorum

Leave A Comment