Kategoriler
    More

      Gergedan: Büyük Küfür Kitabı Üzerinden Toplumsal Ahlak Kavrayışımız

      Toplumsal ahlak kavrayışı, insanların birbirlerine olan davranışları ve birbirleriyle kurdukları ilişkide büyük önemi olan bir kavramdır.

      Gerçekten Ahlak Belamızı Verdi Mi?

      Bu soruyu Haziran 2019’da Gazeteci/Yazar Mine Söğüt’ün “Ahlak Belanızı Versin” atölyesine katıldığımdan beri kendime sormayı hiç bırakmadım. 1 sene geçti ve herkesin aklında binlerce soru…

       ‘‘Mutlu olmak için ne yapmalıyız?’’

      ‘‘Kısa yoldan nasıl para kazanırız?’’

      ‘‘İşimizi neden severek yapmıyoruz?’’

      ‘‘Neden bu hafta da sayısal lotoyu tutturamadım?”

      Atölyeden bana kalan ilk önce kendi ahlakımı sonra toplumun ahlakını sorgulama yoluna gitmem. Birkaç basit tüyo verebilirim bunun için sizlere:

      İlk olarak kendini tanımalısın ki kim olduğunu, ne yapmak istediğini hiç düşünmeden cevapla, sonrasında yaptığın doğru ve yanlışlarını düşün. Hangileri daha ağır basıyor, yaptığın hangi davranışlar kafanı meşgul ediyor? İnsanlık tarihi boyunca yapılan milyarlarca hata ‘‘Başka bir ahlak mümkün” sloganını hayatına entegre ettikten sonra sıfırlanmaz ama temiz bir sayfa için sana güç verebilir.

      Peki Mine Söğüt dokuz sene önce çıkardığı Deli Kadın Hikayeleri ve geçtiğimiz sene çıkardığı Gergedan – Büyük Küfür Kitabı’yla toplumun hangi sorunlarını yüzümüze vurdu.

      Türkiye Cumhuriyeti’nin büyük sorunlarından biri kuşkusuz kadın cinayetleri ve şiddettir. Hala faili bulunamayan, bulunsa da tahrik indirimi, iyi hal indirimi gibi bahanelerle topluma dönen ve aynı suçları defalarca işleyen ‘‘insanlar’’ var. Bu konuya “Gergedan”ın içerisinde yer alan bir öyküyle geri döneceğim fakat şimdi her okuduğumda beni defalarca etkileyen Aile Ölüyor öyküsüyle başlamak istiyorum.

      Yaklaşık on aydır vegan besleniyorum. Her ne kadar giyim, temizlik vs. konularda dikkatli olmaya çalışsam da ne kadar başarıyorum bilemediğim için kesin konuşmak bana yanlış geliyor. Uzun süredir et yerken midemin bulanması ve Twitter’da sürekli karşıma hayvanlara mezbahalarda yapılanların çıkması, ineklerin sütlerini çalmak için tecavüz edilmesini görmem ve bunun üzerine yaptığım araştırmalar sonucu, vicdanımın sızlamasını hayvansal ürünleri bırakarak dindirebildim. Evet bundan on ay önce hayvan bedeni yiyen bir insandım. “Aile Ölüyor”u her okuduğumdaysa o günler hep aklıma geliyor. Mine Söğüt bu öykü de bize anne, baba ve kutsal çocuktan oluşan üç kişilik ataerkil bir ailenin büyüttükleri köpeği pişirip masaya servis etmesi üzerinden hayvan yemenin sorgulanmasını ele alıyor.

      Evet, çoğu okuyan tarafından rahatsız edici bulunan bu öykü tiyatro metni şeklinde yazılmıştı. 6 ay önce Anadolu Üniversitesi’nde bir tiyatro topluluğuna dahil olduğumda Eril Tahakküm metnini okuma tiyatrosu olarak canlandırmıştık. İzleyenlerin tepkilerine baktım ve aralarında ağlayanlar olduğunu fark ettim; yaklaşık kırk kişinin bir vicdan sorgulaması içerisinde olduğunu görebildim. Sonrasında ne mi oldu? O an orada kaldı, etkileri kısa sürdü ve çıkışta hamburger yemeye gidildi. Veganlığı ve eşcinselliği marjinal kesimin popüler yaşam biçimi olarak ele alan ataerkil Türkiye Cumhuriyeti’nde susuyoruz, görmezden geliyoruz. Mine Söğüt’ün bu öyküyle kitabın açılışını yapması vicdanımızı bir hayli sorgulayacağı anlamına geliyor.

      Cinsel yönelimimizi ve kim olduğumuzu keşfetmenin normalleşmesi için ne yapmalıyız?

      Bu soru için bir cevabım yok çünkü bize normal gelen şeyleri normalleştirmek için yaşamalıyız. Yaşadıkça normalleşme sürecinin hızlanacağını düşünüyorum. Peki Türkiye’de bu ne kadar mümkündür? Cevap vermesi çok zor. Hande Kader’in katledilmesi, Eylül Cansın’ın intihar etmesi, Ajda Ender’in transseksüel olduğu için yaşadığı evine girememesi gibi acı örnekler var önümüzde.

      Söğüt’ün “Ablamın Cesedi” öyküsü bunları düşündürüyor; bir annenin kızının kim olduğunu kabullenmeyişini, toplumdan soyutlanmasına göz yumarak intihara sürüklenmesini konu alıyor. Bunun için ne mi yapıyoruz? Aktivistlerin belki de en çok önemsedikleri şey olan toplumun hastalık olarak nitelendirdiği normalliği, yani renklerin mükemmelliğini kabul ettirmek için gösterdiği çabalarına destek oluyoruz. Seviyemizi yükseltmek için birçok sanatçının desteğini görüyoruz. Durum böyleyken milyonlarca satışa ulaşan global fenomen seri Harry Potter’ın yazarı olan J. K. Rowling’in, kitaplarını okuyan eşcinsel ve transseksüelleri düşünmeden yaptığı transfobik açıklamalar okurlarını hüsrana uğratmıştı. LGBTİ+ görünürlüğünü kötü etkileyen unsurları oldukça fazla ve kadın haklarında bir hayli geride olan Türkiye’de de buna benzer örnekler verilebilir tabii. “Ablamın Cesedi” yüreğinizi ağrıtacak ve “Ne zaman huzur içerisinde yaşayabileceğiz?” diye düşüneceksiniz.

      Vicdanımızla yüzleşmeye hayatımız sonlanana kadar devam edeceğiz, peki Gülistan Doku’yu o zamana kadar bulabilecek miyiz? “Kadınların Derisini Yüzen Adamların En Yakışıklısı öyküsüyle Mine Söğüt toplumumuzun kanayan yarası kadın cinayetlerine ağıt yakıyor. Bunun en büyük sebebi ataerkil toplum yapısı. Eril tahakküm ile kadınlara uygulanan şiddetin bin bir çeşidini yok etmek için çabalamamız gerektiğini daha ne kadar söyleyeceğiz?  Kadınlar ölmeye devam ediyor ama failler suçlamalardan aklanıyor, bazıları mahkemede takım elbise giyip iyi hal indirimi alıyor, bazıları da afla çıkıp yine ayın cinayetleri işlemeye devam ediyor. Trans cinayetlerinin, kadın cinayetlerinin, tecavüzlerin politik birer mesele olduğunu unutmayalım ki öfkemizi, isyanımızla birleştirerek güçlenelim ve itirazımızı yüksek sesle haykıralım.

      “Lağımların Aleksandrası” ve “Gergedan” öykülerinde “Faşist bir toplum düzenini ne yapsak devirebiliriz?” sorusuna yanıt arıyoruz. Mine Söğüt’ün Eugene Ionesco’ya selam çaktığı bu öykü kitabı, içerisinde mutlu son bulundurmuyor; yaşanılanları ve çıkmazları olduğu gibi okura bırakıyor ve köşesine çekiliyor. Fakat durmuyor Cumhuriyet Gazetesi’nde uzun yıllardır köşe yazarlığı yapan Mine Söğüt, en ilgi çekici yazılarından alıntılarla oluşturduğu “Alayına İsyan kitabında yer alan aforizmalarla toplumsal ahlakımızı sorgulamaya devam etmemizi istiyor. Bazen bir solukta okuyacağınız, bazense günlerce bekletebileceğiniz kitapların başında gelen “Gergedan – Büyük Küfür Kitabı”nı okuyup da sevmeyecek kimse yoktur. O yüzden beğenerek okuduğum ve iştahla yazdığım bu yazıdan sonra kitabı okuyup yorumlarda kitapla ilgili düşüncelerinizi, yazım hakkındaki düşüncelerinizi ve sorduğum sorulara vereceğiniz cevapları merakla bekliyor olacağım. Son olarak Ent Dergi’yi severek okuyan değerli okurlarımıza şu soruyu sormak istiyorum:

      Peki başka bir ahlak mümkün mü?

      Çizer: Bahadır Baruter

      Batuhan Tozkoparan
      Batuhan Tozkoparan
      Eskişehir’de Medya ve İletişim okurken aynı zamanda Misery Tiyatro’yu kuran yazar, tiyatroyla ilgilenir. Sosyal sorumluluk projesi kapsamında Herdem Dergi’de gönüllü yazarlık yapmaktadır. Lady Gaga’nın küçük canavarı olup Akademi Ödüllü Parazit gibi her yere sızar. Çok harika müzikler dinler ve paylaşmayı sever.

      Rastgele Yazılar

      Çeviri: Seveceğiniz Klasik Müziği Nasıl Bulursunuz?

      Çeviri: Seveceğiniz Klasik Müziği Nasıl Bulursunuz? 600 yıllık bir müzikal geleneğin arasından sevebileceğimiz klasik müziği nasıl buluruz?

      Hokkabaz

      Kuş gibi hafif değil, ben kuş oldum uçuyorum, adeta da değil. Kanat çırparken rüzgârın sesini duyuyorum bu sıcakta. Kendi rüzgarımı kendim yapıyorum...

      Bayram Olmaktan Çoktan Vazgeçmiş Kurban Ritüeli

      “Kurban” ve “bayram” kelimelerinin bir arada kullanılmasından rahatsızlık duyulmaması sizce de hayvan katliamını meşrulaştıran bir söylem değil midir? Bir cana kıymanın kutlanacak...

      Bir Uzay Çağı Ürünü: Kuantum Bilgisayarlar

      Kuantum Bilgisayarlar Nasıl Çalışır? Kuantum bilgisayar düşüncesi, maddeyi ve enerjiyi atom ve atomaltı seviyede açıklamaya çalışan...

      İlgili Makaleler

      CEVAP VER

      Lütfen yorumunuzu giriniz!
      Lütfen isminizi buraya giriniz