Sosyal medyada paylaş

Eko-köyler kendi kendine yeten, tatmin edici bir yaşam tarzı sürdürmeyi isteyen, birbiriyle, tüm canlılarla ve yerküre ile uyum halinde yaşamaya çalışan, kentli veya kırsal toplum insanlarından oluşur. Dayanışma prensibini ve sade bir yaşam tarzını benimseyen eko-köyler; ekoloji, sosyal toplum ve kültür-ruhsallık olmak üzere üç temel unsur üzerine yoğunlaşır.

Kaynakların tükendiği, iklim değişikliklerinin olduğu, toplumsal eşitsizliklerin arttığı, doğadan kopuşun çoğaldığı dünyada gelecekte insan yerleşimi için büyük sorunların doğacağı öngörülmekte ve hatta bu sorunlar yaşanmaktadır. Bu koşullar altında eko-köyler canlılar için alternatif bir yaşam alanı oluşturmaktadır. Bunun için çözüm, sürdürülebilir ve alternatif yaşam biçimlerinin, çevrelerin oluşturulmasıdır.

Eko-köyler bu amaç doğrultusunda kurulmuş, günümüzün sorunlarına çözüm üreten, sürdürülebilir, doğayla bütünleşmiş, sağlıklı topluluk ve yerleşimler oluşturmayı hedefleyen oluşumlardır. Eko-köylerin 21. yüzyılın sağlıksız koşullarını iyileştireceği; doğayla bütünleşmiş, kolektif ve dayanışma ile sürdürülebilir sağlıklı bir yaşamı oluşturacağı öngörülmektedir. Bu oluşumun yararları arasında en az seviyede tüketim, çöplerin geri dönüşümü, demokratik katılım ve yüksek farkındalık, bütünsellik ve doğayla uyum ilkesi içinde yeşil politikalar sayılabilir.

Eko-köyler artan doğal kaynak tüketimine, iklim değişikliğine bağlı gelişen doğal felaketlere, hızla artan nüfusa bağlı sosyal eşitsizliğe, insanın ve doğanın yaşamını tehdit eden ekolojik problemlere en iyi çözüm yoludur. Eko-köyler tüketim kültürünü ve medeniyetin orantısız gelişimini tamamen değiştireceği gibi kendi kendine yetebilen insan topluluklarının oluşmasına da öncülük edecektir. Gelir ve yaşam adaletsizliklerini de ortadan kaldıracaktır. Kolektif, adaletli ve doğa ile yoğrulmuş bir yaşamın bize kapılarını açacak gerçekleşmesi mümkün bir ütopya eko-köyler.

Yaşamı savunurken aynı zamanda yaşamı yaratmalıyız da. Şimdi dünyanın pek çok yerinde başlayan bu hareket, bir ütopya olarak gözükse de gerçekleşmesi hiç zor değil. Varılacak yere elbette ki dayanışma ile varılacaktır. Yarınları beraber yaratalım, doğa için, insan için.

Sosyal medyada paylaş

About the Author: Leyla Can

Leyla Can
Kjersti Skomsvold’un “Ben turuncuyum ve hiçbir şey turuncuyla kafiyeli değil.” alıntısında kastettiği renktir Leyla. Biraz yoldur, biraz şiir; nitekim Başak Köklükaya’nın iki kaşı arasındaki gölgesine razı fesleğendir. Yolda olmayı ve rastlaşmaları önemser. Kelimeler, cümleler, jestler ve anlar biriktirir. Kendine has zarifliği ile akar sokaklara. Daima öfkeli baktığı çocukluk fotoğraflarının ardında güzel bir kız çocuğu durur geleceğe karşı. Serpilirken sımsıkı sarılıyordur tutkularına. Detayları sever, gizlenmiş olanda bulduğu bağlar onu sıradanlığa. Pencere pervazına çiçekler gibi kitaplar dizer. Yakasına her sabah bir umut, evden çıktığındaysa yüzüne muzur bir gülümse iliştirir. En güzel mahiyeti dostluktur. Ruhu her an alıp başını gitmeler çekerken zaman akmıyormuş gibi dingindir aynı zamanda. Turuncu gibi hiçbir şeyle kafiyeli olmayan bir yaşayışın umut dolu naifliğini hayata döken şiirin başıbozuk hallerine benzer. Düşlerini gerçeğe dökmektir uğraşı. Bir nevi hep mujer naranja.

Leave A Comment