Kategoriler
    More

      Film İncelemesi: Üzgünüz, Size Ulaşamadık.

      Geçtiğimiz günlerde 84. Yaşını kutladığımız, filmlerinde genelde sınıf bilinci ve alt tabakayı gördüğümüz, Birleşik Krallık sinemasının yaşayan en önemli yönetmenlerinden biri olan Ken Loach’ın son filmi ‘’Üzgünüz, size ulaşamadık.’’ Toplumcu-gerçekçi sinemacıların en iyilerinden Ken Loach ustanın gözünden işçi sınıfı ve onun çektiği sıkıntıları anlatmaya çalışan bir film.

      Günümüz İngiltere’sinde 4 kişilik çekirdek bir ailenin ebeveynlerinin günde 12 saat haftada 6 gün çalışmalarına rağmen zor bir şekilde geçinmeye çalıştıklarını, temel ihtiyaçlarını karşılamak için nelerden ödün verdiklerini tüm gerçekliğiyle görüyoruz. Direkt ve net olarak yaşanan sıkıntıları, içinde bulunduğumuz düzende en fazla çalışanın en az parayı kazandığını, artık sadece emeğimizin değil psikolojimizin ve ailemizin de sömürülmeye başlandığını görüp sıkıntılar yaşayan bir ailenin evinin ve yaşamlarının içine giriyoruz.

       İzlerken rahatsız olup, üzücü durumların ardından daha da üzücülerinin geldiğini biliyor olmanıza rağmen öyle olmaması için kendi içinizde savaş veriyorsunuz. Yaşlı insanların evlerine giderek onlara bakıcılık yapan Abbie ve bu yaşına kadar hayatta kalabilmek için her türlü işi yapmış olan eşi Ricky, filmin baş rolünde bulunuyor. Ricky son işini kaybedip yeni iş aramaya koyuluyor ve bir kargo dağıtım şirketinde kendi işinin patronu olacaksın denilerek işe giriyor ama ne ne zaman çalışacağına ne ne zaman mola vereceğine ne de ne zaman yemek yiyeceğine çoktan karar verilmiş oluyor ve yalandan bir aile ortamı havası katmak için ‘’bizim için değil, bizimle çalışacaksın’’ deniyor çünkü işçi, sistemin bozukluğunun farkına vardığında vereceği tepkinin şiddeti aidiyet hissiyle azalsın istenir. Ricky çaresiz durumda olduğundan bu işi alıyor ve biraz olsun rahatlayacağını düşünüyor ama kapı yüzümüze bir kere kapandığında sömürü sisteminde 1 değil 10 tekme atmamız gerekir.

      Yoksulluğun verdiği mental bozukluk sadece Ricky’nin hayatını kötü etkilemekle kalmayıp eşinin ve çocuklarının da hayatının zorlaşmasına neden oluyor. Ricky ve ailesi gün ve gün daha da yoksullaşıp kiralarını, faturalarını, temel gereksinimleri karşılayamayacak duruma gelirken patronlar nasıl daha fazla kar ederim diye kendilerini yerler. Patronlar çalışanlarından her zaman daha fazla ve daha az maliyetle çalışmalarını isterler ki emekçinin sırtından daha çok para kazansınlar ama sıra emekçinin alın terinin karşılığını vermeye gelince her zaman en azını vermek isterler çünkü kalplerine bizlerin aksine hümanizm değil kapitalizm işlemiştir.

      İngiltere’de en temel ihtiyaçlar olan barınma, eğitim ve sağlık ihtiyaçlarını karşılayabilecek parası olmadığı için sokaklarda yatan binlerce genç, yaşlı ve aile var. Dünyanın en iyi üniversitelerinin, en iyi sarayların, en iyi caddelerin bulunduğu İngiltere’de 2019’un ilk çeyreğindeki toplam evsiz sayısı 320 bin. Tam 320 bin insan gecesini kaldırımda, apartman girişinde ve yahut meydanlarda geçiriyor ve her gün neredeyse bunlara 36 kişi daha ekleniyor. En temel ihtiyaçlarını bile karşılayamadıktan sonra kendine güvenleri azalsan insanlar çareyi sokaklarda yaşamakta buluyor ve yaklaşık 600’ü bu sokaklarda hayatını kaybedip artık hayatını kaybeden insanlara eklenen bir sayıdan daha fazlası olmayacak şekilde görünmezliğe doğru kayboluyor

      Hayatta da ânı yaşarken olduğu gibi müziksiz, sadece gerçeğin sesiyle izlediğimiz bu film sadece geri kalmış ülkelerde değil aynı zamanda gelişmiş olarak görülen ülkelerde de insanların patronların göbeği altında ezildiğini gayet açık bir şekilde anlatıyor ve benimle beraber birçok kişinin favori 2019 filmi oluyor. Zor yaşam şartlarını anlattığı bir başka film olan 2014 yapımı ‘’I, Daniel Blake’’ ile en prestijli sinema ödülü olan Altın Palmiye ve BAFTA en iyi İngiliz filmi ödülünü kazanan usta Ken Loach, sinemayı reklamlarda, dizilerde ya da filmlerde gördüğümüz zenginlik dolu, cafcaflı, tek dertleri daha fazla gişe yapmak olan insanların elinden alıp yaşamın zorluğunu, çelişkilerle dolu düzenin çarpıklığını ve insan hayatının nasıl değersizleştiğini göstermeye çalışıyor ve dönerken altında insanların ezildiği bu çarkın kırılışını hızlandırmamız için bizlere umut veriyor.

      Düzgün Can Kılıç
      Düzgün Can Kılıç
      18 yıl önce doğdu, sinema ve müziğin büyülü dünyasını keşfedince bunlar üzerine yoğunlaşmaya başladı. Şu sıralar Hacettepe’de Fransız Dili ve Edebiyatı okuyor.

      Rastgele Yazılar

      Virüse Direnen Bitki Tohumları

      Bir konferans sunmak üzere gittiği Etiyopya’da, otel odasında aldığı telefonla Suriye’de olan ailesinin Halep’ten ayrılması gerektiğini öğrendi. Telefonda “Bize hazırlanmak için 10 dakika verdiler.” denilerek durumdan haberdar olan Kumari, tohumları kurtarmak için hemen Suriye’ye dönerek kız kardeşinin evinde bir süre saklandı. “Tohumları Suriye’den nasıl kurtaracağımı düşünüyordum. Arabayla Şam’dan Halep’e kadar gitmem gerekiyordu. Her yerde bombalar vardı ve savaş tüm hızıyla devam ediyordu” diyen Kumari, iki gün araba yolculuğunun sonunda Lübnan’a sağ salim dönmeyi başardı. Tohumları Lübnan’a taşımaksa bu yolculuğun yalnızca başıydı…

      Pandemi Gölgesine Pride: Söyleşilerimizde Buluşmak Üzere!

      LGBTİ+’ları görmezden gelen ya da fobi aşılayan havuz medyaya karşı Ent Dergi olarak söz hakkının gücüne inanıyoruz. Cinsel yönelim ve cinsiyet kimliklerinin medyadaki doğru ve yeterli temsiliyetinin cinsiyetçilik ve düşmanlığı da kıracağını biliyoruz. Birliktelikler arttıkça mücadele gücünün de artacağından eminiz. 

      Sokakta Kalanlar

      İnsan dışındaki canlı varlıkların haklarını savunmak; ekolojiden, çevre haklarından söz etmek ve bu konular uğruna adeta savaşmak... Çok değil, daha bir iki ay öncesine kadar konuştuğumuz konular bunlardı. Ancak hepsini unuttuk; insanlık olarak adeta yaşam savaşı verdiğimiz şu süreçte, dört duvar arasında hasret kaldığımız gökyüzüyle birlikte başka canlıların yaşam savaşlarını da unuttuk. Burada kendimize sormamız gereken tek bir soru var; başka canlıların yaşam hakkı, bizim yaşamlarımız söz konusu olduğunda sona mı ermeli?

      Bugünlerden Geriye Kalmak İçin.

      İnsan sadece tabancanın namlusundan çıkan bir mermiyle mi öldürülür? Bıçaklanarak mı, dövülerek mi? Ya da Hiroşima’daki gibi büyükçe bir bombayla mı?...

      İlgili Makaleler

      CEVAP VER

      Lütfen yorumunuzu giriniz!
      Lütfen isminizi buraya giriniz