Memories of Murder, The Host, Snowpiercer ve Okja gibi sevilen filmlere imza atan, yakın dönem Güney Kore sinemasının önemli yönetmenlerinden biri olan Bong Joon-Ho, yeni filmi “Parasite” ile adından söz ettirmeye devam ediyor. 72. Cannes Film Festivali’nde büyük ödül Altın Palmiye’yi kazanan Parasite, izleyiciler ve eleştirmenler tarafından övgü dolu yorumlara boğulurken; harika oyuncu performansları, sınıf meselesine getirdiği yenilikçi bakışı ve sürprizlerini kademe kademe açığa çıkartan olay örgüsüyle sadece 2019’un değil, sinema tarihinin en önemli filmlerinden biri oldu. Üstelik 92. Oscar Ödülleri’nde aldığı En İyi Orijinal Senaryo, En İyi Uluslararası Film, En İyi Yönetmen ve En İyi Film dahil olmak üzere dört ödülü de unutmamak gerekir. Oscar tarihi boyunca ilk defa ana dili İngilizce olmayan bir filmin ödül kazanıp tarihe geçtiğini de ekleyebiliriz.

Alt sınıfa mensup bir ailenin üyeleri, her açıdan kendilerinden çok daha iyi şartlarda yaşayan bir ailenin hayatına sızıyor, bu sızma durumu da ‘‘rol yapmak’’ üzerinden şekilleniyor. Hayatlarını zor şartlarda idame ettiren Kim ailesinin fertleri, zengin Park ailesinin evine hile ve türlü türlü oyunlar yoluyla teker teker sızıyor. Tıpkı bir parazit gibi!

Oyuncu kadrosunda; Cho Yeo-Jeong, Park So Dam, Choi Woo-Shik, Song Kang-Ho, Jeong Ji-So, Jung Hyeon Jun, Lee Jeong-Eun, Jang Hye-Jin, Park Myung-Hoon, Andreas Fronk, Park Keun-Rok ve Sun-Kyun Lee gibi isimleri bulunduran Parasite, üzerine uzun ve kapsamlı düşünmeniz, değerlendirme yapmanız ve birini bulabilirseniz eğer biraz tartışmanız gereken bir film. (Filmi izlediğim ilk günden beri hayranlığımı gizleyemiyor ve her an her yerde filmi övmeye ve izlemeyenlere izletmeyi sağlıyorum.)

Parasite’ı izlerken Kim ailesinin kendi hayatları için başarılı sayılacak hareketleri beni çok şaşırttı. Her biri manipülasyon konusunda ustalaşmış ve laf ebeliği konusunda kimse ellerine su dökemiyor. Oldukça zeki olan Kim’lerin sosyal statülerinin nasıl altlarda kalmış olduğunu anlayamadım.

Park ailesine gelecek olursak bir teknoloji firmasında tam olarak ne iş yaptığını kestiremediğimiz ukala bir baba, görgüsüz, elinden hiçbir şey gelmeyen, niteliksiz bir anne, depresif bir genç kız ve aşırı yaramaz, hiperaktif bir oğlan çocuğu. Baba karakteri, hikayedeki sınıf farkını bize en sık ve en saf haliyle gösteren kişi. İzlerken bayağı bir gıcık olmuştum çünkü sürekli bu ayrım üzerine konuşması insanı rahatsız ediyor.

Anne Park’a gelirsek çevremizde sıkça gördüğümüz karakterlerden biri. ‘‘Benim çocuğum çok zeki, benim çocuğum özel.’’ gibi laflarla etrafta dolanan annelerden bir tanesi. Oldukça pasif bir karakter olan ve kendi kendine bir şey yapamayan, herhangi bir konuda yatkınlığı olmayan ve sırtını eşine dayadığından bir meslek sahibi bile değil. Tabii kim istemez ki elinde mesleği olan, hiçbir erkeğe muhtaç olmayıp kendi başına bir birey olsun ama karakterimiz tüm bunları reddederek evde kalmayı ve hizmetçilerine emir veren, bazen de onların sözlerine kanan bir ev kadını olmuş.

Ailenin en küçüğüyse aşırı şımartılmış ve yola gelmez gibi görünen, aslında ailesinin etkisi altında kalıp asimile olan sıradan bir çocuk.

Filmin bir düzenbazlık hikayesi olduğu gözümüze sokulsa da Parasite çok daha farklı olayları bize etkili ve klişe gerçeklerle anlatıyor. Filmi izlerken bu olaylardan o kadar etkileniyorsunuz ki bittikten sonra kendinizi toparlamakta zorlanıyorsunuz. Parasite’ı izlerken iki aile arasında taraf tutmak isteseniz de bunu pek rahat yapamıyorsunuz. Bir tarafta düzenbaz Kim ailesi, diğer tarafta burnu havada Park ailesi. Benim şahsi fikrimce ‘‘Aslında iyi veya kötü insan yoktur. Herkes kendi açısından iyidir.’’ Mesajını veriyor.

Film içerisinde komedi, dram ve gerilim unsurlarını içeriyor (aslında kara-komedi diye de adlandırabiliriz). Yönetmen Bong Joon-Ho’nun; Parasite’ı ilk önce tiyatro eseri olarak kaleme aldığı, yazarken kamera açılarının gözünde şekillenmesinden dolayı sinema filmine dönüştürdüğü ayrıntısını atlamayalım. Çünkü filmde gördüğümüz muhteşem ev, bu film için kamera açılarının daha rahat olabileceği gerekçesiyle özel olarak tasarlanmış. Bodrum katından, tekinsiz ve oldukça büyük, insanın içini ferahlatan harika bir eve yolculuğun, özellikle yağmur sahnesindeki tam tersi bir tezatlıkla bodrum katına dönüşün işlendiği metnin oyunculuk performanslarının yanı sıra sinematografisi ve simetrisi izleyeni büyülüyor.

About the Author: Batuhan Tozkoparan

Batuhan Tozkoparan
Eskişehir’de Medya ve İletişim okurken aynı zamanda Misery Tiyatro’yu kuran yazar, tiyatroyla ilgilenir. Sosyal sorumluluk projesi kapsamında Herdem Dergi’de gönüllü yazarlık yapmaktadır. Lady Gaga’nın küçük canavarı olup Akademi Ödüllü Parazit gibi her yere sızar. Çok harika müzikler dinler ve paylaşmayı sever.

Leave A Comment