Et Yememek Ruhani Acımızı Azaltır (mı?)

Siddhartha Gautama pek çok deneyim yaşadıktan sonra bir gün, daha sonraları Bodhi Ağacı (aydınlanma ağacı) denilen, Hint inciri ağacının altına oturdu. Aydınlanasıya, egosundan kurtulasıya kadar oradan kalkmamaya yemin etti. Tüm gece de oradan kalkmadı. Sabah güneşiyle birlikte, o büyük aydınlanmayı geçirdi, Nirvana’ya ulaştı ve Buda oldu. Kendi acısından sıyrıldı ve diğer insanların da acısını sonlandırmak üzere yola çıktı. İlk durağı Sarnatha’daki Deer Park oldu. Oradaki eski arkadaşları olan beş sofuya, dört yüce gerçeği, sekiz aşamalı yolu anlattı ve Dharma çarkı ilk kez çevrildi.

Dört yüce gerçek ve sekiz aşamalı yol; Buda’nın ıstıraptan kurtulma ve acıdan özgürleşme öğretisidir. Dört yüce gerçek şunlardır:

  1. Dukkha (ıstırap)
  2. Dukkha’nın sebebi (samudya)
  3. Dukkha’nın durması (nirodha)
  4. Dukkha’nın durmasına götüren yol (marga ya da sekiz aşamalı yol)

Bu gerçekler, her biri üç kez olmak üzere Çarkı döndürür. Buna Çarkın on iki dönüşü denir. Farkına varma, cesaretlendirme, kavrama; her bir gerçekte tekrarlanır. Buda, tüm hayatını insanlara öğretisini anlatmaya ve onları acıdan kurtarmaya adadı. O bir dini lider değildi, Budizm de bir din değildi. O daha çok bir hekimdi, bir yol gösterici, bir öğretmendi. İnsanların ıstırabına son vermek, onları özgürleştirmek, esas mutluluk ve huzura eriştirmek istiyordu. Ben ise sizlere ikinci yüce gerçeğin ilk dönüşünden ve ilk besin türünden bahsetmek istiyorum: Acının doğuşunun farkına varma. Sonu acıya çıkan oldukça fazla yol var.

Buda şöyle der: “Bir şey meydana geldiği zaman onun varlığını kabul etmeli ve doğasına derinlemesine bakmalıyız. Derinlemesine baktığımız zaman onu meydana getiren ve beslemeye devam eden besin çeşitlerini keşfedeceğiz.”. Ardından, bizi mutluluğumuza ya da acımıza götüren dört çeşit besini detaylandırır: yenilebilir yiyecekler, duyu izlenimleri, niyet ve bilinç.

Buda bir hikaye anlatır: “Genç bir çift ve iki yaşındaki çocukları çölü geçmeye çalışırlar ve yiyecekleri biter. Derin derin düşündükten sonra anne ve baba hayatta kalabilmek için bebeklerini öldürüp etini yemek zorunda kaldıklarını anlarlar. Her gün bebeklerinin etinden falanca miktar yerlerse ve kalanı da omuzlarında kuruturlarsa yolculuğun geri kalanı boyunca yeteceğini hesaplarlar. Ama bebeklerinden her bir lokma yiyişlerinde, genç çift ağladıkça ağlar.”. Bu hikayeyi anlattıktan sonra Buda sorar, “Sevgili dostlar sizce genç adam ve kadın oğullarının etini yemekten keyif almış mıdır?”

“Hayır efendimiz, oğullarının etini yemekten keyif almalarına imkan yok.” 

Buda ise “Ancak birçok insan kendi ebeveynlerinin, kendi çocuklarının, kendi torunlarının etini yer ve bunu bilmezler.” der.

Thich Nhat Hanh bunu çok güzel açıklar: “Acımızın büyük bir çoğunluğu farkındalıkla yememizden kaynaklanır. Yiyeceklerimizi nasıl yetiştirdiğimize derinlemesine bakmalıyız. Bu sayede kolektif esenliğimizi koruyacak şekilde yiyebilir, acımızı ve diğer türlerin acısını azaltabiliriz. Böylelikle dünyanın hepimiz için bir yaşam kaynağı olmaya devam etmesini sağlayabiliriz. Bir şeyleri yerken canlı varlılıkları ya da çevreyi yok ediyorsak, kendi oğullarımız ve kızlarımızın etini yiyoruz demektir. Hep beraber derinlemesine bakmalı; nasıl ve ne yiyeceğimizi, ne giyeceğimizi, nelere karşı koyacağımızı tartışmalıyız. Bu gerçek bir Dharma tartışması olur.”

Budizm’in Baktığı Noktadan Yediklerimize Dair Farkındalığımız

Ne yediğimizin, kimi yediğimizin farkına varmalıyız. Budizm’in üzerinde durduğu sorunlardan birisi de gün içindeki davranışlarımızın farkına varamamamızdır. Alışkanlık haline gelen yaşamlarımız var. Ceset yemek çok olağan geliyor. Herkes yiyor, reklamlarda görüyoruz, büyüklerimizin hep yememiz gerektiğini söylemesiyle büyüdük. Cesedi yerken neyi, kimi yediğimizin farkında olmuyoruz. Normal, yenmesi gereken bir şeymiş gibi geliyor. Üzerine düşünmekse, çoğumuzu rahatsız ediyor. Özellikle yenilen kuzu etinin, kedi köpek etinden farksız olduğu söylenildiğinde çoğu insan dinlemek ve üzerine düşünmek istemiyor. Hatta bu konuyla ilgili yapılan mizahın altında yatan da, sızlayan vicdanı bastırmaktır. Farkında olmuyoruz ama ceset yeme eylemi zihinimizi zarar vermeye ayarlıyor. Yaşam hakkı olan, hissedebilen, duyarlı bir canlının öldürülmesi söz konusu; akabinde getirdiği etik ve ekolojik sorunlar… 

Şiddete ayarlı bir zihin hepimize zarar verecektir. Ahimsa, yani şiddetsizlik ilkesinden, bu durumda bahsedemeyiz. Çünkü büyük bir yıkım gerçekleştiriyoruz. Çocuklarımızın, torunlarımızın, kendimizin etini yemekten farksız bu. Bir noktada sorumsuzca hareket etmek de acıyı doğurur.

Şiddeti hayatınızdan çıkarmak, acıyı azaltmak, hem kendimiz için, hem gezegen için hem de hayvanları için bir adım atıp vegan olun. Sevgiyle kalın.


Kaynak: Thich Nhat Hanh (2019). Buda’nın Öğretileri: Acıyı huzur, neşe ve özgürlüğe dönüştürmek. İstanbul: Sola Unitas Yayınları

Görsel: Sanjay Lokhande

Serenay Sabırlı
Serenay Sabırlı
Okumayı öğrendiği ilk andan itibaren kendini edebiyata, daha fazla okumaya, araştırmaya, öğrenmeye adamış. Henüz ilkokuldayken okuduğu Samipaşazade Sezai’nin Sergüzeşt kitabını asla unutamaz. Türk edebiyatına ayrı bir hayran, doğunun büyüsüne inanıyor ve hep eskiyi özlüyor. Yaşamının anlamını barış ve sevgide bulmuş. Sanata ve doğaya aşık; gerçek ve sonsuz özgürlük peşinde. Hayatının dönüm noktası vejetaryen ardından da vegan olmasıymış. Gelecek kuşağa inanıyor, insan ve hayvan özgürlüğü için mücadele ediyor, mücadelenin zaferle sonuçlanacağına, güzel günlerin geleceğine inanıyor.

Rastgele Yazılar

Nietzsche Tanrıyı Öldürdü, Sartre Özgürlüğü Kaçınılmaz Kıldı!

Nietzsche, “Tanrı öldü” diye haykırmaktadır. Ama düşünülenin aksine bunu bir son nokta olarak değil, ancak bir dönüm noktası olarak kabul etmiştir.

Belediye Barınaklarında Skandal: “Giden Gitsin” Deniyor

Belediyelerin hayvan barınaklarında yaşanan skandalları, son günlerde Meclis'te ve basın toplantılarında sıkça gündeme getiren Milletvekili Gergerlioğlu ile konuştuk. Gergerlioğlu'nun anlattıklarına bakacak olursak, acilen bir önlem alınmazsa hayvan barınaklarının durumu felakete gidiyor.

Covid-19 ve Hayvan Ticareti

Dünya gündeminde yer alan COVID-19 virüsü zoonotik bir virüstür, tıpkı seneler önceki tarihlerde yer alan virüsler gibi… ‘’Zoonotik virüs ne demektir?’’ başlığını ele alırsak; tabiri caizse hayvanları tüketerek vücudumuza aldığımız ölümcül olan virüslere denir. Çin’in Wuhan kentinde ortaya çıkan bu virüs ilk günlerde Çin’de satışa çıkarılıp yemek olarak tüketilen yarasa, yılan ya da maymundan insanlara bulaştığı öngörüldü. Daha sonra ise bu virüsün sebebinin yarasa, yılan ya da maymundan değil de nesli tükenmekte olan ve salgının başlandığı dönemde yasak olmasına rağmen yumuşak, lezzetli bir eti olduğu için Çin pazarında satılan pangolin diye bilinen bir memeli türünden insanlara bulaştığı tespit edildi.

Marsha P. Johnson: Kraliçenin Yaşamı ve Ölümü

Transseksüel öncü, aktivist ve sanatçı Marsha “Pay It No Mind” (Takma Kafana) Johnson, tüm nefrete karşı sevgi ile hayatta kalma mücadelesi veren bir kahramandı.

İlgili Makaleler

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz