Eser miktarda bıraktım kendimden biraz; şimdi sofrayı kurmayı bırak, yemek hazırlayanım olsa tuzluğa uzanacak mecalim yok. Kelimelerin aktığını görüyorum, yazık olunan gözlerde izledim kendimi yıllarca. Her şeyi anlarım da insanın bile isteye kendisine yazık etmesine anlam veremezdim. Zira ne söylesem kafi olmayacak belli ki. İçimde binlerce bölünen ömür, yetmişlik dedeleri ağlatan acılar, mezarının başında çiçekle bekleyen genç bir aşığın ızdırapı var.

Yedi rengi göğü bölerek aşmış gökkuşağının buluta aşkındayım… İnce bir yağmur yağsa dudaklarım konuşmaya hazır, her ses ezberimde ancak vakti gelsin diye bekliyorum… Bir masa başında tutulmuş, yıllar boyunca sorulamamış soruların zabıtı alınıyor hastalıklı kalbimden. Uzaklara sesim değiyor, raylar raylara girdi. İstasyonlarca dolup taştım ve vakti gelmiş her seferden sonra bir durakta rastladım içimdeki bu meczuba, başını eğdi güya zaman zaman. Aklanmadı, akıllanmadı…

Bir iskele oldum çoğu zaman, kışın soğuğunda elleri ceplerinde dolaşan yalnızların uğradığı. Vapurun kıyılarıma, denizleri dalgalandırarak geldiği. İki dudak arası sıcak bir çay sohbetine eşlik ettim aynı kıyıda. Yine de bana dolanmamış halatların pervasız mavi sulara salınışını izlemeyi sevdim hep.

Ben böyle bir yudum su içsem birinin elinden, kırk yıl hatır saydım kendime, oramda açılırdı omuzlarım, yüksüzdüm. Gidilmez yerlerin, açılmayan kapıların eşiklerinde, tuhaf serzenişlerin kuytusunda andıklarım oldu. Başımı selam vermekten sallayarak dolaştığım sokaklardan buraya düştüm üstelik. Bırakılmışlığı değil de bırakmışlığın bedeli mi diye sorduğum geceler, üzerime dolanmış lacivert bir pikenin yalnızlığı hisseder bunu. Şu aynada yüzü olmadan bakıp kendisiyle anlaşabilen tek varlık olmanın mükafatını merak ediyorum.  Geceler boyunca ıslanmış yataklarda düşünmekten, içimde titrek bir sesle kapında yalvardığım günü unutmayacağım. İnsan kendisine yalvarır mıydı? İnsan kendisine verdiği sözleri tutamaz da böyle göğsünün ortasında yanmış bir zemheriyi, bütün ömrüne yayar,  hasretten geberircesine hıçkırarak ağlar mıydı kendi kapısında? En iyi ellerimle çektiğim kapkara perdelere küsen pencereler bilir. Bin kere tekrarı olmaz bir şeylerin, bir şeyler çok önemlidir de herkes için. Ben bir kere önemli olsam bin kere düşünüveririm.

Şimdi yutkunamıyorum, bazı kelimeler sığmıyor boğazıma. Yanımda kimseyi yatırmadığımdan nasıl uyanıyorum bilmiyorum. Tek bildiğim; belki katilim belki de hiç öldüremediğimden kendi mezarım başımda uzattım ellerimi. Yalnızca bildiğimi söylüyorum, duyuyor musun? Yalnızca yalnızım ben, eser miktarda bıraktım kendimden biraz.

Şarkılara köstek olurum, eksilirler ben söylerken. Bana benzerler. Ve ben zerdalilere benzerim, karanlık gecelerde uğultu eşliğinde kurumuş dallar manzaram. Ayın sinesine sarılır, sustukça konuşurum. Sabah ayazına, teslim olmanın beyazına, gece kuşlarının güzelliğine adarım kendimi.

Sordum kendime bugün, “Yıllardır görüşmüyoruz nasılsın?”
Güya “İyiyim.” demişim ağız alışkanlığı belki, belki de şeytana uyarak. Yine varsa doğrular, günahkârım, yoksa yalan söyledim kendime.

Bir fotoğrafta paslı bir makasla oyulmuş yüzüm, baktıkça hatırıma düşer sinesi o senelerin. İşte tam orada unuttum kendimi, eksildim. Çoğalmayı bekledim çocuk gülüşleri gibi, bir senenin ucundan tutmak istedim. Hiç doğmayacak bebeklerimi sevdim, göğsümün içinde ateşler yandı.

Bu öfke, bu bitmeyen trajedi, bu bütün ihtilallere meydan okuyan, bozulmuş disiplin. Ağzında koca bir küfürle dolaşan, sokakların levhalarında baş harfleri gözleriyle kovalamış, duvar yazılarında altı çizili kısımlara başını sallayan ben.  Tanıdık bir şey aramak zor;

Biraz fazla kaybettim kendimden, olur da dönersem bulabilirim belki…

Sosyal medyada paylaş

Büşra Mutlu Yaşar

1994 yılında İzmir’de doğdu, Arkeoloji mezunu. Tarihe ve edebiyata ilgili. Kadın çalışmaları alanında yüksek lisansını sürdürmekte. Hayali; insan hakları ve hayvan hakları üzerine yapılan çalışmaların içinde yer almak. 76 il gezmiş, coğrafyaya ve doğaya hayran bir kadın. Yazabilmenin kendisine ayrı bir dünya yarattığını düşünüyor. Her gün insanların derdini dinlediği ve çözüm üretebildiği bir işte çalışıyor. İnsanlar için önemli olanın insanlık olduğuna inanıyor, sevgi ve emeğin getirdiği gücün her şeyi aklayabileceğini savunuyor.
Published On: Ocak 18th, 2021Categories: Edebiyat, Kültür & Sanat3 Yorum

3 Yorum

  1. Harun BOLAT 18 Ocak 2021 at 7:03 pm - Reply

    Büşra Hanım elinize ve kaleminize sağlık yazılarınız da çok haklısınız.

  2. Ege 18 Ocak 2021 at 7:06 pm - Reply

    Harika bir yazı olmuş. Umarım düzenli olarak yazmaya devam edersin 🙂

  3. gogebakmaduragi 18 Ocak 2021 at 11:06 pm - Reply

    Yapmışsın yine yapacağını. Sözcükler akmış gitmiş. Kalemin varolsun.

Leave A Comment