Sosyal medyada paylaş

Ermenistan ve Azerbaycan arasında Dağlık Karabağ krizi arada nükseden gelişmelere rağmen “dondurulmuş sorun” olarak anılıyordu. Yakın dönemde bölgede çatışmalar tekrar başladı. İki ülke arası çatışmalar, aynı zamanda Ermeni ve Azeri toplumlarından Türkiye’ye uzanan ve zarar verici boyutlara ulaşan milliyetçi bir dalga yarattı. 

11 Temmuz 2020 tarihinden itibaren Azerbaycan-Ermenistan sınırı yeni çatışmalarla ihlal edildi. 27 Eylül 2020 tarihinde ise Dağlık Karabağ’da çatışmalar tekrardan başladı. Türkiye, çatışmaların başındandır Azerbaycan’a askeri ve psikolojik anlamda destek vermeyi sürdürüyor. Türkiye’nin Azerbaycan’a olan savunma ve havacılık sanayii ekipmanı ihracatının geçtiğimiz yıla göre 6 kat artması da, bu durumun en büyük göstergesi. 

Dağlık Karabağ’da Geçmişte Neler Yaşandı?

Dağlık Karabağ, literatürde anklav olarak anılan yani içinde bulunduğu siyasi bölüme göre farklı etnik, dini, kültürel özellikler gösteren bir bölgedir. Azerbaycan toprak bütünlüğü içerisinde yer almasına rağmen hem günümüzde hem tarihsel olarak Ermenilerin ağırlıkta yaşadığı bir bölgedir. 

Dağlık Karabağ sorunun, Sovyetler dönemine uzanan bir tarihi var. 1991’de Sovyetler Birliği dağıldığında bölge Azerbaycan toprakları içinde kaldı. Oysa, bölgede Ermeni nüfus yoğunluktaydı. Buna dayanarak Ermeniler, Ermenistan ile birleşmek istedi. Buna karşı çıkan Azerbaycan ile Ermenistan arasında 6 yıl süren savaşlar başladı. Bu savaşların sonucunda Ermeni nüfusun yoğunlukta olduğu Dağlık Karabağ’ın yanı sıra, Azeri nüfusun yoğunlukta olduğu bölgeler de Ermenistan’ın işgali altına girdi.

South Front

Karabağ Savaşı’nda on binlerce insan yaşamını kaybetti, yüz binlercesi savaş sebebiyle göç etti/ettirildi. 1992 yılında yakın tarihin en büyük katliamlarından biri, Hocalı Katliamı, Azerilere yönelik olarak gerçekleştirildi. Ancak savaş, bölgede yaşayan Ermenileri de Azeriler kadar etkiledi. Sivillere karşı yoğun olarak savaş suçları işlendi.

Birleşmiş Milletler (“BM”) Güvenlik Konseyi, 1993 yılı nisan ayından kasım ayına kadar dört adet BM Güvenlik Konseyi Kararı yayımladı. Bu kararlarda, Dağlık Karabağ’ın Azerbeycan’ın ülkesel bütünlüğü içinde yer aldığını, bölgedeki güçlerin geri çekilmesinin diyalogla ve barışçıl yollarla sağlanması gerektiğini ifade etti. Sonrasında, 1994’te Rusya’nın arabuluculuğuyla bir ateşkes imzalandı. Ancak taraflar arasında sorunların barışçıl çözümüne yönelik bir barış anlaşması imzalanamadı.

Dağlık Karabağ Azerbaycan’dan bağımsızlığını ilan etti ancak dünya devletleri tarafından tanınmadı. Bölge, Birleşmiş Milletler’e göre, Azerbaycan topraklarında yer alıyor. Azerbaycan sorunun çözümü için Ermenistan kuvvetlerinin topraklardan çekilmesini şart koştu ancak bu talep karşılık bulmadı. Böylece, Dağlık Karabağ’ın hukuki statüsü üzerine bir karara varılamadı. 

Çatışmalarda İnsan Yaşamı Büyük Tehlike Altında 

13 Ekim tarihli habere göre, 27 Eylül tarihinden bu tarihe kadar en az 542 milis, 30 sivil yaşamını yitirdi. 25 Ekim tarihinde Ermenistan, 974 Ermeni milis ve 37 sivilin öldürüldüğünü açıkladı. Azerbaycan ise, 91 sivilin öldürüldüğünü ifade etti. Rusya’ya göre ise toplam 5 bin civarı insan öldürüldü. Ermenistan ve Azerbaycan, birbirlerini sivillere yönelik saldırılar sebebiyle suçlamayı sürdürse de, iki taraf da sivillere yaşam alanı sağlamak için çatışmaları durdurma yoluna gitmiyor. 

Azerbaycan Twitter’ında özellikle yaşamını genç yaşta yaşamını kaybeden bir Azeri, bir Ermeni genci gündem oldu.

Genç yaşta savaşta yaşamını yitiren bir Azerbaycan askeri (solda), bir Ermenistan askeri (sağda)

Diğer bir taraftan, Covid-19 salgını döneminde, zaten doğası gereği yıkıcı ve yok edici olan çatışmaların sivilleri daha ciddi şekilde etkilediği gerçeği nedense yadsınıyor. Pandemi sırasında savaş fikri her nedense yeterince gündeme getirilmiyor. 

Çatışmalar, BM Güvenlik Konseyi’nin 1 Temmuz 2020 tarihli pandemi sebebiyle küresel ateşkes çağrısını da ihlali ediyor. Bu sebeplerle, her iki devlet de, bağlayıcı bir dille kaleme alınmış ve “barışa yönelik tehditler”in bulunduğuna yaptığı özel vurguyla hukuken bağlayıcı olduğunu hatırlatan BM Güvenlik Konseyi Kararını ihlal ederek, uluslararası yükümlülüklerine aykırı davranıyor. 

Barış İhtimali Raftan Kaldırılıyor

Yıllardır ortaya konan barış çabalarının önünün tıkanması oldukça talihsiz bir durum olsa da, Türkiye’de ana akım medya bu durumu yeterince gündeme getirmiyor. Diplomatik yollarla çözümün sağlanması için iki toplumda da çaba sarf eden insanlara göre, çatışmalar barışı kurmayı her geçen gün güçleştiriyor. 

OCTOBER 17, 2020: Sergei Bobylev/TASS/Sipa USA

Euronews ile yaptığı röportajda Azeri gazeteci Arzu Geybulla, çatışma ortamının Azerbaycan’da savaş karşıtı kesimlere yönelik yoğun öfkeye yol açtığını söylüyor. Bununla bağlantılı olarak, konunun Müslüman-Hristiyan çatışması olarak ele alınmasını da doğru bulmadığını ifade ediyor. Arzu Geybulla, barışı savunmak ne kadar güçleşse de, savaşın karşıt taraflarında, barışı isteyen birilerinin bulunuyor olmasının umut verici olduğunun altını çiziyor. 

Kürsülerde Sözler, Sokaklarda Nefret Suçlarına Nasıl Dönüşüyor?

Savaşların yıkıcı ve yok edici etkileri, yalnızca savaşın olduğu topraklarda sürmez. Savaşlar, barış inşasını öylesine sekteye uğratır ki, o güne dek barış için yapılmış bütün çabalar yerle bir olur. Geçmişten getirilen, kötü niyetli kişi ve kurumlarca beslenen nefret, gömüldüğü yerlerden çıkarılır. Bu da, sahip olunan nefretin muhatabı ya da krizlerin öznesi dahi olmayan kişilere yönelik nefret suçlarına dönüşür. Irkçılık, gömüldüğü veya sessizliğe terk edildiği yerlerden çıkarılıp giydirilip süslenerek kürsülere; daha sonra sokaklara, mahallelere taşınır.

Türkiye’de yaşayan Ermeniler zaten sıklıkla ırkçı saldırı ve tehditlerin hedefi oluyorlardı. 2020 yılının mayıs ayında, Rakel Dink’in ırkçı tehditlere maruz kaldığını açıklamasıyla bu konu tekrar gündeme gelmişti. Çatışmaların artması ve kutuplaştırma çabalarıyla, Azeri ve Ermeni toplumlarının talepleri bağlamından koparak yerini Türkiye’ye dek uzanan bir nefrete bıraktı. 28 Eylül 2020 akşamında Ermeni patrikhanesinin bulunduğu sokakta yapılan ve Ermeni yurttaşların can güvenliği hususunda endişelendiren “Azerbaycan destek konvoyu” korkulan nefretin bir yansıması oldu. 

Ülkenin yurttaşı olmalarına rağmen, sıklıkla Ermenistan devlet politikalarıyla ilişkilendirilen Türkiye’de yaşayan Ermeniler, haklı kaygılar içerisindeler. Bu durumun sonlandırılması için toplumsal figürlere yüklenmiş en büyük sorumluluk, böyle zamanlarda ırkçılığa engel olmaktır. Bu da ancak toplumsal tansiyonu düşürerek ve tüm yurttaşların güvenli bir ortamda yaşamasını sağlayarak gerçekleşebilir.

 


Görsel: Karen Minasyan – AFP/Getty Images

Kaynak:

https://www.anayasa.gov.tr/media/3542/aihs_tr.pdf

https://www.ejiltalk.org/armenia-v-azerbaijan-before-the-european-court-of-human-rights/

https://www.youtube.com/watch?v=-tY7uEZHSjE

https://www.youtube.com/watch?v=HRgaDhhfACU

https://www.birgun.net/haber/daglik-karabag-da-krizin-anatomisi-317270

https://www.dw.com/tr/ermenistan-azerbaycan-s%C4%B1n%C4%B1r%C4%B1nda-yeni-%C3%A7at%C4%B1%C5%9Fma/a-54331724

Sosyal medyada paylaş

About the Author: Begüm Acar

Begüm Acar
"Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi son sınıf öğrencisi, ENT Dergi yazarı ve Ekoloji editörü. Çocukken hayali belediye başkanı olmak iken, Hukuk Fakültesi'nin getirdiği şok ile ileride üzüm bağı işletmek istiyor. Özellikle, uluslararası ceza hukuku ve insan hakları hukukuyla ilgileniyor. Tek bir şeyle ilgilenmeye bünyesi elvermediği için aklı daima birden fazla projeyle meşgul. Boş zamanlarında çevresindeki insanlara MBTI ve Enneagram testleri yapıyor. Hukuk dışında psikoloji ve mimari ile de ilgileniyor."

Leave A Comment