Sosyal medyada paylaş

Tahsin Yücel, Émile Zola’nın Suçluyorum çevirisi için sunuş yazısına Dreyfus olayı hakkında: “Herkesin bildiği gibi” ifadesiyle başlar. Herkesin bildiği ya da duyduğu diyelim. 1894 yılında Fransa’da Alfred Dreyfus haksız yere casuslukla suçlanır. Yüzeysel biçimde yargılanır ve tutuklanır. Böylece başlayan Dreyfus olayı hakkında hala konuşmamız gerekir mi?

Elli sayfadan az bir metin, gündemimizdeki olaylara da tüm sözde tartışma programlarının söyleyemediğini söylemekle önemini koruyor.

Émile Zola da tüm insani korkularına rağmen L’Aurore gazetesinde yayınlanması için dönemin Cumhurbaşkanına “Suçluyorum” başlığında bir mektup yazıyor. Can Yayınları tarafından baskısı devam eden bu eserde sadece mektubu değil, mektubun öncesi ve sonrasına da ulaşabiliyoruz.

Yıllar önce Fransa’da Yahudi bir subayın tutuklanması ve bu konunun zamanla toplumsal bir olaya dönüşmesini okumak bizlere günümüzü de sorgulatabilir. Düzmece suçlar, yüzeysel mahkemeler, bireylerin cinsiyetlerine ve ırklarına göre belirlenen ceza yılları, sosyal medyadan tuhaf atışmalar yapan sorumlular… Neler oluyor diyerek merakla izlediğimiz tartışma programlarında duyamadığımız cümleleri kim kuracak? 

Geçmişi okurken her şeyin bugüne benzemesi ağzımın tadını kaçırıyor. Dreyfus olayının benzerleri bizi şaşırtmıyor. O zamanlar toplumsal bir olaya dönüşen dava bugün bizler için sıradan bir alışkanlıkken… Büyük bir edebiyatçının hukuksuz bir davayı toplumsal olaya çevirecek etkiye sahip olduğunu görünce de (ses çıkarmanın her zamankinden kolay olduğu muhteşem dijital çağda) gözlerim sorumluluk alacak bir edebiyatçı ya da herhangi bir entelektüel arıyor. Tam bu noktada sık tartışılan o soruyu da düşünüyorum: Entelektüelin işi toplumsal sorunlara ses çıkarıp kahraman olmak mıdır?

Günümüz trendlerinden biri, ölen entelektüellerin ardından yapılan sosyal medya anmaları ve onlarla ilgili geçici tartışmalardır. Bu tartışmaların konusu çoğunlukla ölen entelektüelin toplumsal sorunlara yeteri kadar ses çıkarıp çıkarmadığıdır.

Suçluyorum’u okuduktan sonra bu tartışmayı bir kere daha yapabiliriz. Söylemeden olmaz, bu tartışmayı tarafımıza yakın olanı okuyalım diye yapmayacağız. Kimse Émile Zola olmak gibi bir yükün altına girmek için düşünce ve yazı işiyle ilgilenmek zorunda olmayabilir. Hiç kimseden iyi bir roman yazabildikten sonra Kürt olduğu için, düzmece yargılamalarla tutuklananlar adına da bir mektup yazmasını isteyemeyiz. Edebiyatçı edebiyat yapmalıdır. Ressam resim çizmelidir. Ekonomi bakanı döviz kuruyla ilgilenmeli ve tarım işçisi mahsulü ile uğraşmalıdır. Sınırlar ve uğraşılar bu kadar net çizilmişse Émile Zola’ya Suçluyorum’u yazdıran şey neydi? Gizli bir örgütle mi bağlantılıydı? Peşinden diğer edebiyatçıları da olaya taraf yapmaya mecbur eden bu metin gücünü sadece kelimelerden mi alıyordu? Bugün Émile Zola’dan öncesini ve sonrasını da okuyabilenler onu neden aşamıyor? Sorular soruları doğururken düşünce ile alakadar olmanın yani düşünebilmenin sınırını arıyorum. Bana bu sınırı Émile Zola aratıyor: 

“Benim tek bir tutkum var, öylesine çok acı çekmiş ve mutluluğu hak etmiş olan insanlık adına, ışık tutkusu. Ateşli karşı çıkışım ruhumun çığlığından başka bir şey değil. Beni ağır ceza mahkemesine çıkarmayı göze alsınlar ve soruşturma gün ışığında, apaçık yapılsın.”

Émile Zola’ya yıllar önce Suçluyorum’u yazdıran sorumluluk hissi şimdilerde nerede dinleniyor? “Suçluyorum” herkesi özellikle entelektüelleri ciddiyetle kurulmuş cümlelerle ses çıkarmaya davet ediyor. Birileri için değil adalet kavramının boşluğunu tamir etmek için. Biliyorum okunur okunmasına da şimdiler de konuşmak ne güç.

Görsel

https://fr.wikipedia.org/wiki/J%27accuse…!

Sosyal medyada paylaş

Goncagül Yılmaz

Goncagül Yılmaz
Van’da doğdu. Biraz büyüdü. İstanbul Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım bölümünü bitirdi. Bir süre kurumsal kimlik danışmanlığı yaptı. Son üç yıldır yayın ve kitap alanında çalışıyor. Son gemi, Zamansız ve Oku-yorum dergilerinde öyküler yazdı. Jack London ve Virginia Woolf’un tavsiyelerine uyuyor. İstediği gibi yazabilmek için çok çalışıyor.

One Comment

  1. Avatar
    Hasret 21 Aralık 2020 at 1:20 am - Reply

    Güzel bir yazıydı elinize emeğinize sağlık:)

Leave A Comment