Sosyal medyada paylaş

“Günümüzdeki krizler devrimci fırsatlar olarak görülebilir ve görülmelidir, bunları açığa vurmak ve yaşama geçirmek de bizim görevimizdir.”

Ekososyalizm: Sosyalistlerin; kapitalizmin doğaya verdiği zararı vurgulaması ile oluşmuş “yeşil siyasetin” bir kolu olan ideolojidir. 1994 Şubat’ında Zapatista Ulusal Kurtuluş Ordusu olan Chiapas’ın yaptığı eylemle filizlenmiştir. 2009 yılında yayımlanan “Belem Ekososyalist Bildirgesi” ile de ekolojik krizin atlatılmasında bir yol olarak sunulurken, aynı zamanda “üretimci sosyalizm”e bir eleştiridir.

Ekosistem iklim değişiklikleri, tatlı su kaynaklarının tükenişi ve azot dengesinin bozulmasıyla çoktan yıkım evresine geçerken, bu ekolojik kriz artık günlük yaşamın içinde görülebilecek ölçüde büyümüş ve hayatlarımıza sirayet etmiş durumdadır. Ekososyalizm, bu hızlı yıkım karşısında yalnızca bir fikir değil yepyeni bir düzenin de inşasıdır.

Ekososyalizm, geleceğin inşasında sosyalist düşünceyi temel alırken aynı zamanda bir tarafa insanı, bir tarafa doğayı koyar. Herhangi birini merkeze almadan dengeyi sağlayan Ekososyalist düşünce, insan ile doğanın arasına örülen duvarın yıkılmasına öncülük edecek olan bir fikirdir. Ekososyalizmin sağlandığı bir toplumda –dünyada-, mülkiyet ilişkileri dönüşecek, üretim araçlarının mülkiyeti topluma devredilirken, ekosistemin bütünlüğünün onarıldığı ve korunduğu bir toplum inşa edilecek.

İnsanın özgürleşmesi, doğanın özgürleşmesine ve insan merkezli düşüncenin ortadan kalkmasına bağlıdır. Çünkü insan özünde doğadan ayrı değil, tersine doğanın bir parçasıdır. Ekososyalist düşünceye göre ekolojik krizler ile insanların toplumdaki eylemleri arasında bir bağ vardır. Kapitalist düzenin yarattığı tüketim kültürü, mülkiyet odaklı toplum yapısı ve işleyişi doğa üzerindeki tahribatın oluşmasında en büyük sebeptir. Düğümün çözülmesinin yolu sistemi eleştirmek ve değiştirmekle mümkündür.

Kapitalist sistemin temelinde, olabildiğince büyüme ve kar artırma yatar. Bu yüzden sistem insanı doğaya yabancılaştırmış, insan merkezli bir düzen yaratmıştır. Bu hedefle de emekle beraber, tabiatı da yağmalamaya başlayarak sömürür. Nihayetinde buradan da doğa ve insanın bir bütün olduğu varsayımı tekrar önümüze çıkar. Üretim- tüketim kültürü bir yandan doğanın kaynaklarını sömürürken, bir yandan da kalan atıklar ile doğayı zehirler.

Nitekim böyle bir düzenin diğer bir getirisi de doğanın kaynaklarından yalnızca burjuva sınıfının yararlanmasıdır. Bu işleyiş içinde işçi sınıfı, doğayı burjuva sınıfı için tahrip etmeye başlar, bu düzen içinde sonunda burjuva sınıfının elindeki kaynaklara muhtaç hale gelir ve elinde başka bir seçenek kalmaz. Ekososyalizm, doğanın üzerindeki sınıfı da kaldırmayı hedeflemektedir. Nitekim mülkiyet ilişkilerinin düzenlendiği bir toplumda ilk önce doğanın bir sınıfa ait olduğu görüşü düzenlenecektir.

Ekososyalizm Diğer Siyasetlerin Aksine Çözüm Geliştirmektedir!

Ekososyalizm’ in aksine yeşil sol siyaset çoğu zaman insan odaklı, doğayı ikinci plana koyan bir yol çizmektedirler. Bu temelde yine doğanın ve insanın yararı için en iyi yol sosyalizmin temel oluşturacağı Ekososyalizm fikridir. Ekososyalizm diğer yeşil siyasetlerin aksine doğrudan kapitalist sistemi hedef alan bu doğrultuda çözüm odaklı yollar geliştirmektedir.

Ekososyalizm’le beraber mülkiyet ilişkileri yeniden düzenlenecek, emek özgürleşirken beraberinde doğanın özgürlüğüne de temel olacaktır. Hem emeğin, hem de doğanın kurtuluşu Marksist düşünceden geçmektedir. Ekolojik kriz yalnızca bir ulusun, bir sınıfın veya bir ülkenin sorunu değildir. Bu bağlamda Ekososyalizm’ de enternasyonal bir hareketin örgütlenebileceği en ideal yerdir. Çünkü ekolojik kriz her ne kadar burjuvanın düzeninden meydana gelse de en nihayetinde ona da zarar verecek bir gerçekliktir. Ekososyalist temelli bir enternasyonal ile kapitalist düzenin insan ve doğa üzerindeki tahakkümüne son verilebilir. Aynı zamanda emek özgürleşirken, sürdürülebilir bir yaşamın da temelleri atılacaktır.

Kapitalist sistemin yarattığı düzen ile beraber insanı umutsuzluğa ve tükenişe sürükleyen havasında Ekososyalizm bir umut ışığı yaratmakta, bir çıkış yolu göstermektedir.

Kaynak: birikimdergisi

Görsel: birikimdergisi

Sosyal medyada paylaş

About the Author: Leyla Can

Leyla Can
Kjersti Skomsvold’un “Ben turuncuyum ve hiçbir şey turuncuyla kafiyeli değil.” alıntısında kastettiği renktir Leyla. Biraz yoldur, biraz şiir; nitekim Başak Köklükaya’nın iki kaşı arasındaki gölgesine razı fesleğendir. Yolda olmayı ve rastlaşmaları önemser. Kelimeler, cümleler, jestler ve anlar biriktirir. Kendine has zarifliği ile akar sokaklara. Daima öfkeli baktığı çocukluk fotoğraflarının ardında güzel bir kız çocuğu durur geleceğe karşı. Serpilirken sımsıkı sarılıyordur tutkularına. Detayları sever, gizlenmiş olanda bulduğu bağlar onu sıradanlığa. Pencere pervazına çiçekler gibi kitaplar dizer. Yakasına her sabah bir umut, evden çıktığındaysa yüzüne muzur bir gülümse iliştirir. En güzel mahiyeti dostluktur. Ruhu her an alıp başını gitmeler çekerken zaman akmıyormuş gibi dingindir aynı zamanda. Turuncu gibi hiçbir şeyle kafiyeli olmayan bir yaşayışın umut dolu naifliğini hayata döken şiirin başıbozuk hallerine benzer. Düşlerini gerçeğe dökmektir uğraşı. Bir nevi hep mujer naranja.

Leave A Comment