Sosyal medyada paylaş

“Öyle bir toplum haline geldik ki sadece eşyayı tüketmekle yetinmiyorlar.
İnsanın ruhunu da tüketiyor, paramparça ediyorlar.”

Dünya genelindeki dengesiz kentleşme ve kontrolsüz nüfus artışıyla beraber, doğanın talanı ve hızlı tüketimin sonucunda kentlerdeki yaşam biçimine bir karşı çıkış olarak eko-köylerin oluşum süreçleri başlamıştır. Günümüzde, eko-köy kavramı için birbirinden farklı tanımlamalar bulunmaktadır. On dokuzuncu yüzyıl sosyal bilimcilerinden Charles Fourier, eko-köylerin kavramsal tanımını ve yapısını belirleyen ilk kişidir. Fourier, kapitalist sistemin insanı köleleştirmesine karşı her zaman özgür bireylerden oluşan komünal hayatı savunmuş ve eko-köylerdeki yaşam pratiklerini ortaya koymuştur. Bu noktada karşımıza sıklıkla sürdürülebilirlik kavramı çıkmaktadır.

Sürdürülebilirlik kavramı, 1970’lerden beri tartışmaların merkezinde yer almaktadır. Ekolojik dengeye duyarlı bir üretim sistemi ve ekonomik büyüme modeli, ya da ekolojik dengeyi koruyan tüketim davranışları sürdürülebilir bir yaşamın yapıtaşlarıdır. Bu anlamda yirminci yüzyılın son çeyreğinden bu yana daha çok ilgi gören eko-topluluklar, 21. yüzyılın da dikkate alınan başlıkları arasında yer almaktadır. “Sürdürülebilir bir toplum, mevcut ihtiyaçlarını karşılamak için kaynakları kullanırken, gelecek nesillerin de ihtiyaçlarını karşılayabilecek yeterli kaynağın bulunmasını sağlayan toplumdur” (Irrgang, 2005, s. 22).

Kentlerde meydana gelen kontrolsüz büyüme ve çarpık kentleşme; nüfus fazlasından doğan kaynak ve hizmet yetersizliği; kontrolsüz sanayileşmenin doğurduğu hava kirliliği ve ihtiyaç fazlası enerji tüketimi doğaya ve ekosisteme bir hayli zarar vermiş, bu nedenle toplumlar bu konuda bilinçlenmeye başlamıştır. Bu bahsi geçen durumlar, birtakım bireylerin kentten kırsala göçüne neden olmuştur. Ekolojik dengeyi önemseyen, ekolojiye verdiği zararı azaltmak isteyen, diğer bir deyişle ekolojik ayak izini küçültmek isteyen bireyler, kırsalda eko-köyler kurmuşlardır. “Şehir hayatından duyulan memnuniyetsizlik, bazı insanları doğaya daha yakın, huzurlu ve sağlıklı bir yaşam arayışına itti. Bu amaca hizmet etmesi adına eko-köyler alternatif çözümler olarak ortaya çıktılar” (Adalılar vd., 2015, s. 545).

Son yıllarda dünyada olduğu gibi Türkiye’de de çoğalan eko-köy olgusu, şehir yaşamından uzaklaşmak isteyen, ekolojik farkındalığı artmış bireylerin temel ihtiyaçlarını karşılamak için üretim sürecinde aktif rol almak üzere oluşturdukları bir topluluk/köydür. Gültekin ve Gültekin’in tanımlamasına göre ekolojik köyler; “Ekolojik, ekonomik ve sosyokültürel anlamda sürdürülebilir yerleşim modelleridir” (Gültekin ve Gültekin, 2017, s. 459). Eko-köyler, özellikle ekolojik yaşamı benimsemiş topluluklardır.

Ekolojik köyler 21. yüzyılın küresel çevre krizinden dolayı ortaya çıkan olumsuzluklara karşı bir başkaldırı niteliği taşımaktadır. Bugün, ilk eko-köy denemeleri, genellikle komünal yaşam alanlarını örnek alarak tasarlanmıştır ve temelinde ekonomik olarak küçülerek devamlılığı sağlamak bulunmaktadır. Zira ekonomik anlamda sürekli büyüme sağlamak, kaynakları kısıtlı bir gezegende sonsuza dek sürdürülemez. “Ekonomik küçülme, teorik ve pratik uygulamaları mevcut olan bir slogan olsa bile, akademi dünyası bunu analiz etmeye henüz yeni başladı.  Olumlu vizyonlar geliştirerek ve uygulanabilir çözümler sunarak; ekonomik küçülme, kazançlı ve bir o kadar da adil, katılımcı ve çevresel olarak sürdürülebilir bir topluma katkıda bulunabilir” (Weiss ve Cattaneo, 2017, s. 227).

İmece Evi Örneği

İmece Evi, ilk olarak 2007 yılında İsmail Yenigün tarafından Kaz Dağı’nda kiralık bir alanda ekolojik kamp olarak kurulmuş, sonrasında ekolojik bir çiftliğe dönüşmüş. Bugün ise kendi sakinleri tarafından bir öğrenme merkezi olarak tanımlanıyor.

Şu anda 57 yaşında ve 4 çocuk babası bir aktivist olan İsmail Bey, eko-köy hayatına geçmeden önce ticaret işiyle uğraştığını ancak sonraki dönemde, yaşadığı hayattan kaçarak, bir arayış içine girdiğini belirtiyor. Toplumdaki bireyselleşme ve yalnızlaşmadan duyduğu rahatsızlıkla girdiği bu arayışta “ekolojik köy” terimiyle tanışan İsmail Bey, bu yeni olguyu her yönüyle araştırdıktan sonra tüm hayatını değiştirecek kararlar alarak Kaz Dağ’ında İmece Evini kurmuş. Bunu gerçekleştirirken temel kaygısının, dayanışan, ortak değerler üreten bir toplum olduğunu ve ekolojik kaygıların ikinci sırada geldiğini belirtiyor.

İki bin on bir yılında, İzmir’in Menemen ilçesine bağlı Turgutlar Köyü yakınlarında kendi arazisini alan İsmail Bey, bugünkü İmece Köyü’nün temelini atmıştır. Bugün köyde yerleşik olarak 5 kişi yaşamakta ancak bu rakam sık sık gelen ziyaretçilerle artıp azalmaktadır. Kalıcı, uzun dönem veya kısa dönem kalmak isteyenler için köyün kapısı daima açık. Yapılması gereken tek şey internet sitelerinde bulunan bir formu doldurmak; ancak İsmail Bey, başvuru sahiplerine, iyi düşünmelerini ve acele karar vermemelerini söylediğini belirtiyor. Zira köyde yaşam, dışarıdan göründüğü kadar kolay değil. Büyük heveslerle gelen çok sayıda gönüllünün, kısa sürede pes ederek döndüğünü belirtiyorlar. Günümüz kapitalist toplumlarında yetişen insanların, her şeyin müşterek gerçekleştirildiği, doğaya saygılı ortamlara ayak uydurabilmesi ve modern şehir hayatını terk edebilmesi kolay olmuyor.

Dumanlıdağ’da bulunan Turgutlar Köyü ise 1970’lerde terkedilmiş. O dönemde şehre göçerek işgücüne katılan köylülerden bazıları, şimdilerde emekliliklerini yaşamak için köye geri dönmeye başlamışlar. Söz konusu köylüler geçimlik ihtiyaçlarını ağırlıklı olarak hayvancılık ve tarım ile karşılamaktalar. Yirmi haneli bu köye ulaşım ise, sabah 8.30 ve akşam 18.30 olmak üzere sadece iki sefer olarak düzenlenmiş. Menemen otogarından bindiğiniz minibüs, sizi Çukurköy’e bıraktıktan sonra yaklaşık 8 km’lik bir yürüyüş yolu sizi bekliyor. Minibüs şoförüyle anlaşabilirseniz, cüzi bir fiyat karşılığında rotasından ayrılarak sizi Turgutlar Köyü’ne kadar da getiriyor. Ancak bunu da sabah 8.30 seferi dışında gerçekleştirmeniz mümkün değil. Dışarıdan tek toplu ulaşım bu olmakla birlikte köy halkı ve İmece Evi yerleşikleri, kendi özel araçlarını kullanıyorlar. Buradaki -lar çoğul eki İmece Evi için geçerli değil, zira köyün ortak kullanıma ait bir adet arabası bulunmakta. İhtiyaç durumunda İmece Evi’nin tüm sakinleri kullanabiliyor.

İmece Evi Çiftliğinde; 1 adet ahşap, 2 adet kerpiç ve 1 adet taş olmak üzere 4 ev, 1 otağ (Kütüphane – eğitim alanı), 2 adet cinsiyetsiz tuvalet-banyo ve 2 prefabrik kulübe (hediye) bulunmakta. Evlerin tamamı ekoloji temelli ve yerleşiklerin kendi emeğiyle yapılmış. Öte yandan İmece Evi yerleşikleri, kendi elektriklerini güneş enerjisiyle, su ihtiyaçlarını da dağdan gelen suyu arıtarak kendileri sağlıyor. Kimyasal herhangi bir ürünü kullanmayı tercih etmiyorlar. Sabun, çamaşır tozu gibi temizlik malzemelerini kendileri üretiyorlar. Yemek atıklarıyla kompost yapıyorlar ve böylece atıksız bir yaşam sürüyorlar. Belirtmekte fayda var ki köy sınırları içerisinde sigara kullanımına da karşı çıkıyorlar. Köy sakinlerinden dahi sigara kullanan var ise, içmek için köy sınırının dışına çıkmak zorunda kalıyor. Bu yasak, sigara sağlığa zararlı olduğu için değil, mantık temelinde, tüketen toplumun ortaya çıkardığı amaçsız bir tüketim çeşidi olduğu için hoş karşılanmıyor. Ayrıca sigarayı bırakmak için size yardımcı olmaktan da çekinmiyorlar.

Köyde insanlarla birlikte yaşayan kümes hayvanları da mevcut. Özgürce etrafta geziyorlar. İsmail Bey’in söylediğine göre; daha önceleri köyde küçükbaş hayvanlar da beslenmiş ancak bakımları zahmetli olduğu ve sürekli yapılması gerektiği için bu iş genellikle İsmail Bey’in üzerine kalıyormuş. Dolayısıyla bu hayvanları satmak zorunda kalmışlar. Oysa kümes hayvanlarıyla ilgilenmeniz pek gerekmiyor. Kendi başlarına yaşamakta güçlük çekmiyorlar ve ekinlere de zarar vermeleri pek mümkün olmuyor.

Her sabah 7’de köy halkı uyanıp birlikte kahvaltısını yapıyor ve bir önceki gün içerisinde planlanan işler yapılmaya başlanıyor. Kümesler temizleniyor, hayvanların yemi veriliyor, toprak çapalanıyor, ekim yapılıyor, hasadı gelen ürünler toplanmaya başlıyor. Saat 12’ye kadar devam eden bu işler öğleden sonra yerini siestaya bırakıyor. Bahar ve Yaz aylarında, yaz mutfağında gerçekleştirilen bu siestada, İmece sakinleri hep birlikte yiyip içiyor, sohbet ederek zaman geçiriyor ve eğleniyorlar. İsteyen bu arada şekerleme de yapabiliyor. Saat 16:00’ı gösterdikten sonra kalan işlerini devam ettiriyorlar. Bu süre zarfında gelen ziyaretçilere de çok sıcak davranıyorlar ve ilgi gösteriyorlar.

İmece Evi için gelir elde etmek pek kolay değil zira ekolojik köy olgusunun bir ticari değere dönüşmesine karşı çıkıyorlar. Bu yüzden, bir turizm noktası olmaktan ziyade, bir öğrenim merkezi olarak kamplar düzeliyorlar ve ziyaretçilerine, müşterek hayatın değerlerini, doğaya duyulması gereken saygıyı, ekolojik yaşamın temellerini aktarmaya çalışıyorlar. Yılın belirli dönemlerinde oluşturdukları bu ekoloji kamplarına dünyanın birçok yerinden aktivistler veya bizim gibi gönüllüler katılıyor. Bu kamplar için açık bir ücret talebinde bulunmuyorlar ancak kamp süresince sunulan imkanlar, köy için bir yük anlamına geliyor. Dolayısıyla bunun karşılığında ziyaretçiler gönüllü olarak, ekonomik güçleri çerçevesinde köyün ekonomisine katkıda bulunuyorlar.

Köyün bir diğer gelir kaynağı ise,  uzun bir süre boyunca, tarım alanlarına dışarıdan ürün ve emek ortakları almak olmuş. Civar köylerden ortak olmak isteyenleri hem mahsule hem de ekim-biçim aşamasına ortak etmişler, böylece müşterek üretimi ve tüketimi sürekli kılmışlar. Bu dönemde yıllık olarak mahsul ortaklarından elde edilen toplu paralar ile köye çokça yatırım gerçekleştirilmiş; sulama boruları, su tankları, güneş panelleri gibi ihtiyaçlar karşılanmış. Ancak bu sistem uzun süre yürütülememiş. Köyün popülerleşmeye başlamasıyla birlikte ziyaretçi sayısında yaşanan artış, ister istemez köyün üretim ve tüketim alışkanlıkları üzerinde değişiklere neden olmuş. Böylece üretilen ürünlerin önemli bir kısmı köy içerisinde tüketilmeye başlanmış, bu da köyün tarımdan elde ettiği geliri azaltmış. Hatta bu gelir daralmasından kaynaklı olarak birçok eko-köy toplantısına katılamadıklarını belirtiyor İsmail Bey.

Dışarıya doğal tarım ürünlerini satarken öncelikli olarak tanıdıkları, bildikleri insanları tercih ettiklerini belirtiyorlar. Zira yaptıkları işin “Organik Tarım” ticaretine benzemesini istemiyorlar. İsmail Bey: “Bildiğimiz, tanıdığımız insanlara gönderiyoruz ürünlerimizi yalnızca. İnsanlar koliyi açtıklarında, o ürünlerin ne kadar değerli olduğunu biliyorlar çünkü gelip burada gördüler, deneyimlediler ve ortak oldular. Ona verilen emeği biliyorlar. Sapına kadar yeniliyor o sebzeler ve meyveler. Şu toprağa bakın, ne bir kimyasal değdi bu toprağa ne de bahsettiğiniz hibrit tohum. Sapına kadar doğallık ve emek var burada. Halbuki başka biri baksa, şurası çürük burası ezik der ama orada yatmakta olan doğallığı ve kıymeti görmez. Onların gözleri, market raflarındaki parlak renkli sebzeleri ve meyveleri arar. O kolilere, burada yetişen yabani otlardan da koyarız, ola ki ihtiyaçları olur ya da tatmak isterler.”

Civar köylerin sakinleri ile tohum takası yapıyorlar, belirli zamanlarda ise zeytinyağı verip karşılığında süt alıyorlar. Onun dışında takastan bahsetmek zor zira civardaki köylülerle ortak bir tabanda buluşamadıklarını belirtiyor İsmail Bey. Zorluklar altında ürettikleri ürünlerinin, doğru alıcılarda çok değerli olacağını ancak civar köylülerin takasta kendi ürünleriyle onların ürünlerini bir tuttuğunu belirtiyor. Organik pazarlarda kilosu elli liradan satılan domatesi, köylünün beş liralık ürünle takas etmeye çalıştığını belirtiyor.

Sırayla yemek yapma işini devralmakla birlikte mutfaklarında genellikle vejetaryen yemekler pişiriliyor. İsmail Bey: “Zaten köylü insanın yemeği nedir ki? Tahıl ürünlerini tüketir köylü insan. Köy mutfağı özünde vejetaryendir zaten. Gelen misafirlerimize de vejetaryen yemekler sunuyoruz.”

Köyün en genç üyesi, İsmail Bey’in 4 yaşındaki çocuğu Yunus, başlı başına bir araştırma konusu teşkil ediyor. Çok hareketli, enerjik ve iletişimi güçlü bir insan. Annesiyle birlikte toprağın içine dalıyor, eline çapa alıp toprağı eşeliyor, mutfağa girip ekmek yapıyor ve sonsuz bir merakla bulduğu her şeyi irdeliyor. Şehirdeki yaşıtlarının aksine, gelen giden insanlarla konuşmaktan çekinmiyor. Hatta sizi severse, kendisine masal anlattırıyor. Ama dikkat edin, elinizde dolu bir bardak görürse onu alıp yere döküyor. Belki de sadece toprağı sulamak hoşuna gittiği için böyle yapıyor, kim bilir? Dediğim gibi, Yunus başlı başına bir çalışma konusu olabilir.

Brezilya’daki Topraksızlar hareketi, İmece Evi için önemli bir rol model teşkil ediyor. Herhangi bir toprağı işgal etme düşünceleri olmamakla birlikte, Topraksızlar hareketinin altında yatan mantalitenin takipçisi konumundalar. Köyün internet sitesinin başlığında da görebileceğiniz üzere: “Eleştirdiğimiz, beğenmediğimiz, geleceğimizi karartan sistemi; yozlaşan ve tüketen sistemi değiştirmeye önce kendimizden başladık.” diyorlar. Dolayısıyla önce kendilerini, sonra çevrelerini değiştirmek için çalışıyorlar. Ancak insanların neden ekolojik köyleri tercih ettiğini, en güzel Ali Bey özetliyor. Ali Bey, eski bir tiyatro ve sinema oyuncusu. İmece Evi’ne henüz iki ay önce katılmış ancak şimdiden kalıcı olarak yerleşmek için kararını vermiş durumda. Elinde çapayla, yeni ekilecek domatesler için toprağı çapalarken, sahnede olduğundan daha mutlu ve huzurlu olduğu her halinden belli oluyor. “Ben tamamen insanlardan kaçtım. Öyle bir toplum haline geldik ki sadece eşyayı tüketmekle yetinmiyorlar. İnsanın ruhunu da tüketiyor, paramparça ediyorlar. Aradığım huzuru buradaki sessizlikte ve dinginlikte buldum. İnanın bir müzik bile aramıyor kulağım, doğanın sesi yetiyor.”

Kaynakça

Adalılar, Ş. N., Alkibay, S., Eser, Z. (2015). “Ecovillages as A Destination and A Study of Consumer Approaches to Ecovillages”. Procedia Economics and Finance, 23(1): 539 – 546.

Gültekin, Y. S., Gültekin, P. (2017). “Dadalı Eko-köyü’nün Farklı İlgi Gruplarının Bakış Açılarından Değerlendirilmesi” [Bildiri]. 1st International Sustainable Tourism Congress, 23-25 Kasım 2017, Kastamonu.

Irrgang, B. (2005). “A Study of the Efficiency and Potential of the Eco-Village as an Alternative Urban Model”. Town and Regional Planning at University of Stellenbosch. Degree of Master Thesis. Stellenbosch.

Weiss, M. Cattaneo, C. (2017). “Degrowth – Taking Stock and Reviewing an Emerging Academic Paradigm”. Ecological Economics, 137(1): 220-230.

Sosyal medyada paylaş

About the Author: Nail Ceyran

Nail Ceyran
Ege Üniversitesi, İktisat bölümü mezunudur ve İzmir’de yaşamaktadır. Özel sektörde bağımsız denetçi olarak çalışmaktadır. Ekonomi ve ekoloji alanlarında yazmakta ve makale çevirmenliği yapmaktadır. Çevre aktivisti, Zeytince Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği üyesi ve Zeytin Okulu gönüllüsüdür.

Leave A Comment