Duygusal yeme davranışı, “genellikle negatif duygulardan kurtulma amacıyla besinlere yönelme” olarak tanımlanabilir. Bu durum obezite sorunu olan bireylerde daha sık görülmekle birlikte normal ağırlıklı veya hafif şişman bireylerde de görülebilmektedir.

Beslenme davranışının duygularımız ile ilişkisi birçok araştırmaya konu olan kompleks bir mekanizmadır. Aslında bu davranışın temelleri sizin de tahmin edebileceğiniz gibi bebeklik ve çocukluk dönemine dayanmaktadır. Daha doğduğumuz gün besinlerin yatıştırıcı yönüyle tanışmaktayız. Herhalde bunun en güzel örneği anne sütü aldığı anda fizyolojik ve psikolojik olarak sakinleşen bir bebektir. Stresli ve mutsuz çocukları sakinleştirmek amacıyla onları şekerli besinlerle ödüllendirmek de yaşamın bu döneminde sıkça yapılan hatalardan biridir. Çocukluğunda bu tarz bir tutuma maruz kalmış yetişkin bir birey, karşılaştığı negatif durumlarla yine aynı yöntemle baş etmeye çalışacaktır. Üstelik duygularını farklı yöntemlerle yönetemeyen bu bireylerin duygusal yeme davranışı, ne yazık ki ilerleyici bir hâl alabilmektedir. Buna bağlı olarak bu bireylerde kronik hastalık riski de artmaktadır.

Psikosomatik Teori

Duygusal yemenin kökenleri konusunda birçok teori öne sürülmüştür. Psikosomatik teori ise bunlardan yalnızca biridir. Bu teoriye göre yeme ile sakinleşeceğini erken dönemde keşfeden bir bebek nasıl ki fizyolojik açlığını yeme ile yatıştırabiliyorsa stresli, kaygılı dönemlerde ortaya çıkan duygusal açlığını da bu yöntemle yok etmeye çalışacaktır. Branch’a göre ihtiyaçları oldukça iyi karşılanan fakat açlık hissi yaşamasına izin verilmeyen bebekler ilerleyen dönemlerde açlık-tokluk sinyallerinin farkına varmakta zorlanacak ve her türlü negatif durumla yemek yiyerek baş etmeye çalışacaklardır.

Kaçış Teorisi

Besinleri stresli durumları bastırmak için kullanmak bir başka teori olan kaçış teorisine uygundur. Strese duyarlı insanlarda glükokortikoid hormonu olan kortizol yüksektir. Bu da kan şekerinin sık sık düşmesine ve duygusal açlığın daha da çok tetiklenmesine neden olmaktadır.

Yaşadığım Şey Duygusal Açlık mı Yoksa Fiziksel Açlık mı?

Duygusal açlık, “çeşitli duygu durumlarına karşı meydana gelen acıkma hissi” olarak tanımlanmaktadır. Bu, bireyin gerçekten acıkmasıyla alakalı değil, duygusal sebeplerden ötürü ortaya çıkan açlıktır; aniden başlar ve bu durumda kişide fiziksel açlık belirtileri görülmez. Duygusal açlık yaşayan biri aniden acıkır ve önüne gelen her şeyi açlık-tokluk sinyallerini umursamadan tüketme eğiliminde olur, özellikle de karbonhidrat ve yağ içeriği yüksek besinlere yönelir ancak fiziksel açlık böyle değildir, yavaş yavaş hissedilir ve kan şekeri düşüklüğünü de beraberinde getirir. Bir miktar yemek yiyip doygunluğa ulaştıktan sonra sona erer.

Arzu, Hoşlanma ve Keyif Alma

Dopamin, beynimizde ve vücudumuzda birçok önemli yolakta bulunan katekolamin türevi bir nörotransmitterdir. Beyin ve böbreklerde gerçekleşen bir mekanizma ile üretilir. Beyindeki görevleri arasında idari işlevler, uyarılma, teşvik, motivasyon, hareketin düzenlenmesi, ödül ve öğrenme mekanizmaları bulunmaktadır. Ödül beklentimiz olduğunda ödüle ulaşmak beynimizdeki dopamin miktarını arttırır. Bu nörotransmitter, bağımlılık yapan birçok ilacın da uyardığı bir maddedir yani beynin ödül olarak gördüğü birçok uyuşturucu ve keyif veren madde dopamin salınımını artırmaktır. Fizyolojik açlık söz konusu olmadığı hâlde fazla miktarda yemek yemek, yemeği ödül olarak görmek ile ilişkilendirilebilir. Bu durum beynin bağımlılık bölgesi ile ilgilidir. Dopaminle ilişkili olan yolakların bozulması yemek yeme bağımlılığı, ilaç bağımlılığı gibi davranışlara yol açabilir.

Mutluluk

Serotonin, mutluluk hormonu olarak bilinen ve ruh halini hâlini oldukça fazla etkileyen bir hormondur. Duygusal yeme davranışına yön verdiği düşünülmektedir. Yapılan birçok çalışma; obezite, migren, fibromiyalji, obsesif kompulsif bozukluk, insülin direnci ve depresyon gibi hastalıkların temelinde serotonin eksikliği olduğunu göstermiştir. Beyindeki serotonin eksikliği iştahı bozarak obezitenin yanında bulimia nervoza ve anoreksiya gibi yeme bozukluklarına da sebep olabilir. Bu durum, aynı zamanda depresyonla da oldukça yakından ilişkilidir. Karbonhidrat içermeyen veya çok az karbonhidrat içeren diyetlerle beslenen bireylerde depresyon daha sık görülmektedir. Bu durum tabii ki sadece karbonhidrat içerikli bir diyetle beslenmeyi de desteklemez. Yalnızca karbonhidrat almak da odaklanma bozukluğu, yorgunluk gibi durumlara sebep olur. Kısacası serotonin emilimi için B vitaminleri (genellikle karbonhidratlarda bulunur) ve proteine aynı anda ihtiyaç vardır. Serotonin seviyelerimizi korumak için egzersiz yapmak, gün ışığından faydalanmak ve her besin grubundan dengeli şekilde yararlanmamız gerekmektedir.

Duygusal Yemeyi Önlemek veya Azaltmak

Son yıllarda popüler bir konu olan “yeme farkındalığı”; bireyin kendi duygularını, düşüncelerini, çevresinde olan biteni ve bedenindeki sinyalleri fark etmesi, bunları yargılamadan kabul ederek yola devam etmesi demektir. Bu yaklaşım, besinlere beş duyumuzla da temas etmenin önemini vurgular; sadece yemeğe odaklanmak, açlık tokluk sinyallerini dinlemek, yemeğin hazırlanış aşamalarını zihinde canlandırmak ve tadını fark ederek yemek gibi önerileri barındırır. Bu tarz farkındalık meditasyonlarının aşırı yeme ataklarını ve duygusal yeme davranışını önlediğine dair çalışmalar mevcuttur. 2018’de yapılan bir çalışma da duygusal yeme sendromu yaşayan obezite sorununa sahip kadınların egzersiz yapmaya başlayarak farkındalık kazandıklarını ve duygu durumlarının kontrol gruplarına göre daha iyi bir hâle geldiğini göstermiştir. Egzersizin beden ve beyin bağlantısını güçlendirdiği zaten bilinmektedir. Hareketli bir yaşam, duygusal yemeyi önlemeye ve kontrol etmeye yardımcı olur.

Özetle…

Duygular bizi yönlendirip beslenmemizi etkilerken yediğimiz besinler de aynı şekilde duygularımıza yön verebilir. Stres, öfke, korku, endişe vb. negatif duygularla baş etmek için besin tüketimine yönelmek doğru bir davranış değildir. Bu durum eğer düzeltilemezse ilerleyici bir hâl alarak yeme bağımlılığı, tıkanırcasına yeme davranışı gibi çeşitli yeme bozukluklarına sebep olabilir. Yemek yeme davranışı ve besinler arasındaki ilişki artık bilinmektedir. Günlük enerjiyi her besin grubundan dengeli şekilde almak, düzenli egzersiz yapmak ve yeme farkındalığı kazanmak duygusal yeme davranışını önlemek için potansiyel çözümlerdir. Sonuç olarak ağırlık kontrolü amaçlı düzenlenen beslenme programları kişiye özel olmalıdır ve davranışın kökeni bulunmalıdır. Bu beslenme programları ek olarak davranış değişikliği programlarını da içermelidir, aksi takdirde olumlu sonuçları kalıcı kılmak zordur. Diyetisyenlik ve psikologluk, bu konuda yetkin meslek gruplarıdır. Farklı sağlık sorunları söz konusu olduğunda doktorlar ve fizyoterapistler de bu ekibin bir parçasıdır. Eğer duygusal yeme gibi bir durumdan şüpheleniyorsanız ve bununla baş etmekte zorlanıyorsanız vakit kaybetmeden bir uzmandan yardım isteyiniz.


Kaynaklar:

Macht, M. & Simons, G. (2000). Emotions and eating in everyday life. Appetite, 35, 65-71.

Laitinen, J., Ek, E., Savio, U. (2002). Stress-related eating and drinking behaviour and body mass index and predictors of this behaviour. Preventive Medicine. 34:29-39

Bast, E., & Berry, E. (2014). Laugh Away the Fat? Therapeutic Humor in the Control of Stress-induced Emotional Eating. Rambam Maimonides Medical Journal, 3-4.

Heatherton TF, Baumeister RF. Binge eating as escape from selfawareness. Psychol Bull. 1991;110:86-108.

Sevinçer, G. M. & Konuk, N. (2013). Emosyonel yeme. Journal of Mood Disorders, 3, 171-178.

Toktamış O. Nasıl bağımlı oluyoruz?. www.acikbilim.com.11.03.2015

Wilcox, C.( 24 Haziran 2009 ). Understanding Our Bodies: Serotonin, The Connection Between Food and Mood, http://nutritionwonderland.com/2009/06/understanding-bodies-serotonin-connection-between-food-and-mood/

Nelson, J. Zeratsky, K. (23 Mayıs 2009) .The food and mood connection, http://www.mayoclinic.org/healthy-living/nutrition-and-healthy-eating/expert-blog/food-and-mood/bgp-20056183

Katterman SN, Kleinman BM, Hood MM, Nackers LM, Corsica JA .Mindfullness meditation as an intervention for binge eating ,emotional eating and weight loss ,a systematic review Eat Behav. 2014 Apr;15(2):197-204

Annesi JJ, Mareno N.Indirect effects of exercise on emotional eating through psychological predictors of weight loss in women. Appetite. 2015 Dec;95:219-27

Görsel: Tiny Buddha

Sosyal medyada paylaş

Merve Kalmış

Ege Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü mezunu bir diyetisten. Teorik ve pratik eğitimi boyunca ağırlıklı olarak Yetişkin Gastroenteroloji alanıyla ilgilendi. Sporcu Beslenmesi'ne olan ilgisinden dolayı ise İstanbul Üniversitesi Egzersiz ve Spor Bilimleri Bölümü’nde lisans eğitimine başladı. Bir çok sivil toplum kuruluşunun projesinde gönüllü olarak görev aldı (LÖSEV, İzmir Gönüllü Takımı, TEMA Vakfı). İzmir'de bir tıp merkezinde çeşitli alanlarda beslenme danışmanlığı vermeye devam etmektedir. Branşı ile ilgili doğru bilinen yanlışları düzeltmek, bilimsel içerikler üretmek için 2021 yılında Ent Dergi ailesine dahil oldu.
Published On: Ocak 6th, 2021Categories: Beslenme, Bilim2 Yorum

2 Yorum

  1. Ertuğ yeni 7 Ocak 2021 at 1:12 am - Reply

    Bu güzel bilgilerinizle biz değerli okuyucuları aydınlattığınız için teşekkür ederiz doğru bilinen bir çok yanlış tabiki yapmamak lazım bu yanlışları sizin gibi değerli diyetisyenlerimizden öğrenicez çok teşekkür ediyorum ?

  2. Sevda Erdoğdu 12 Ocak 2021 at 11:04 am - Reply

    Çok güzel tebrikler başarılarının devamını diliyorum ayrıca sayende incelediğim için ayrıca teşekkür ederim iyiki tanıdım seni.

Leave A Comment