Fotoğraf: Tuğçe Berber

DÜNYANIN YALNIZCA BİZE AİT OLMADIĞINI FARK ETMEK

Bir insan size gelse ve “Ben hayvanları anlayabiliyorum.” dese gülersiniz değil mi? Peki anlamaktan kastımız nedir? Anlaşabilmek için sözcüklere ihtiyacımız olmadığını biliyoruz ancak bunu, hayvanlar ve insanlar arasında uygulamaktan niçin kaçınıyoruz? Bu sorulara verilecek tek bir cevap var: Kibirli varlıklar olan biz insanlar, dünyayı başka varlıklarla da paylaştığımızı kabul edemiyor; bu sebeple de durup başka varlıkları anlamaya çalışmıyoruz. Günümüzde “Bir masayı anlamayı çalışmazsın, bir hayvanı da öyle.” cevabını verebilecek insanların yaşadığı bu dünyada, anlaşılmayı bekleyen milyarlarca hayvan var.

Hayvanları anlamaya çalışmak için öncelikle onların da birer canlı varlık olduğunu kabul etmemiz gerekiyor. Peki nedir bu canlılık olgusu? Konuyla ilgili araştırmalarım esnasında canlılığa ilişkin güzel bir tanıma rastlaşmıştım. “Acı ve haz duyabilme yetisine sahip her canlı bir öznedir. Yaşamakta ve mal ya da kaynak olarak muamele görmemekte daima hakkı vardır.” Ne yazık ki biz insanlar, hayvanların da acı çekebileceği, onların da üzülebileceği bilincine sahip değiliz. Yok saydığımız bu canlılık ve duygulara sahip olma gerçeğini yalnızca birkaç sokak hayvanını izleyerek bile fark edebilecek iken, bunu görmezden geliyoruz. Oysa Peter Singer’ın da kitabında bahsettiği gibi “Bir varlık acı çekiyorsa, bu acıyı önemsememek için hiçbir ahlaksal gerekçe öne sürülemez.” Bir insanın acı çektiğini önemsememek, yardıma ihtiyacı olan bir insana göz göre göre yardım etmemek ne kadar korkunç karşılanıyorsa, aynı şekilde bizler gibi birer canlı olan hayvanların da acı çektiğini, üzüldüğünü, yardıma ihtiyacı olduğunu görmezden gelmek o kadar korkunç karşılanmalıdır. Bu eşitlik fikrine karşı çıkan çoğu kişi tarafından ileri sürülen, hayvanların daha az hissettikleri, düşünemedikleri, bilince sahip olmadıkları iddiaları oldukça gülünçtür. Zira çoğu hayvanın sezgilerinin insanlardan güçlü olduğunu gözlemleyebildiğimiz bu çağda, sezgiye sahip olan bir varlığın duyguya sahip olmadığını iddia etmek nereden bakarsanız bakın tutarsızlıktır.

Bu iddialar çerçevesinde hayvanları adeta bir eşyadan ayırt etmeyen bu zihniyet, ısrarla hayvan haklarının varlığını da reddetmektedir. Kendini üstün varlık olarak benimseyen insan ırkı, kendinden başka canlıların varlığını “Onların duyguları yok, onlar konuşamıyor, onlar bizim için yaratılmışlar.” gibi komik iddialarla yok sayarak hayvanlara da bazı temel hakların tanınmasına karşı çıkmaktadır. Oysa bu ezileni ezmekten haz duyan zihniyet ile kadın hakları savunucusu olan Mary Wollstonecraft’ın 1792 senesinde yayınlanan Kadın Haklarının Gerekçelendirilmesi kitabı ile “Eşitlik, kadınlar için geçerliyse, neden kediler, köpekler için de geçerli olmuyor?” diye sorarak dalga geçen filozofun zihniyeti arasında hiçbir fark yoktur. Aradan geçen 228 yılda verilen kadın hakları mücadeleleri günümüzde bizi- her ne kadar mücadelemiz devam etse de- belirli bir seviyeye getirmiş durumda. Peki niçin hayvan haklarında bir ilerleme kaydedemedik? Niçin hiciv adı altında çirkinleşen bu filozofların fikirlerine değer vermeye devam ediyoruz? Günümüzde Wollstonecraft’ın anılmaya ve teşekküre değer çabalarının karşılığını alabilmişken, niçin bizler 18. yüzyıl’da dalga geçilen Wollstonecraftlar olmaya devam ediyoruz?

Bizlerden başka canlı varlıklar ile de dünyayı paylaştığımız bilincinin insanlığa kabul ettirilmesi, hayvanların da haklara sahip olduğu fikrinin temelini güçlendirecektir. Zira her canlı, beslenme, barınma, vücut bütünlüğünün korunması gibi haklara sahip olmalı ve bunların korunmasını talep edebilmelidir. Haklarını talep edemeyen hayvanlar adına bu hakların varlığını savunmak ve korumak biz insanların görevi olmalıdır. Hayvanlara adil davranmak ve hayvan haklarına saygı göstermek her insanın vicdanen yerine getirmesi gereken bir yükümlülüğü olmakla birlikte vicdanı bu konuda yeterli olmayan insanlar için ise kanunların devreye girmesi gerekmektedir.

Hep birlikteyken daha güzel bir dünya mümkün, yeter ki anlamaya çalışalım.

 

İlginizi Çekebilir: Hayvan Hakları Evrensel Mücadelesi – Ent Dergi


Kaynakça
Nerse, Çetin, Hayvan Hakları, Ayrıntı Yayınları, İstanbul, 2016
Singer, Peter, Hayvan Özgürleşmesi, Ayrıntı Yayınları, İstanbul, 2018

Sosyal medyada paylaş

Tuğçe Berber

Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun olup İzmir’de kurucusu olduğu Lotus Hukuk Bürosu’nda avukatlık mesleğini sürdürmektedir. Çocukluğundan gelen hayvan sevgisi “Türk Hukuk Sisteminde Hayvan Hakları ve Uluslararası Hukukun Hayvan Hakları Mevzuatına Etkisi” isimli tez yazısından sonra hayvan hakları aktivistliğine evrilmiştir. Vegan ve sürdürülebilir bir yaşam mücadelesiyle birlikte, türlerin eşitliği için de hak temelli mücadelesine gerek mesleki gerek sosyal alanda devam etmektedir. Hayvanlara Adalet Derneği, Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği, İzmir Barosu Hayvan Hakları Komisyonu üyesi olarak çeşitli sosyal projelere destek vermektedir. Sokaktayken bütün hayvanların, evdeyse bir kedi annesidir. Adalet mücadelesinin karanlık dünyasına renk katmak için yoga ve müzik alanlarıyla da ilgilenmektedir.
Published On: Ekim 19th, 2021Categories: Doğa, Ekoloji, Hayvan Hakları0 Yorum

Leave A Comment