Yaşadığımız gezegeni ve içinde barınan her türlü canlılığı anlamaktan, saygı duymaktan uzak duran biz insanlar, Dünya’yı her daim ilk algıladığımız ve gördüğümüz şekilde olduğunu zannediyoruz. Oysaki Dünya, ne biyolojik olarak ne de jeolojik olarak ilk oluştuğu zamanki formunda değildir. En basit örnekle 250-66 milyon yıl önce Grönland ve Antarktika gibi buz takkeleri bulunmamaktaydı. 90 milyon yıl önce de deniz, neredeyse tüm kıtaları kaplamıştı. Canlılara baktığımızda da başta sadece sucul bitkilerin, likenlerin bulunduğunu gözlemleyebiliriz. Tüm bu örneklerle Dünya’nın gelişen ve evrimleşen bir formda olduğunu söyleyebiliriz.

Değişen koşulları dikkatli incelediğimizde, özellikle iklim açısından, Dünya’nın büyük iklim salınımları yaptığı sonucuna varabiliriz. Kıtaların değişen konumları, deniz seviyesinde gerçekleşen alçalmalar ve yükselmeleri sera gazlarında meydana gelen artış-azalış oranı iklim salınımını da oldukça etkilemektedir.[1]

Dünya’da Buzul Çağı

Dünya’nın, atmosfer ve yeryüzü sıcaklıklarının düşmesiyle birlikte oksijen zenginliği, deniz seviyesi düşüklüğü, bir kıtanın dâhi kutupta bulunmasıyla buzul çağına girmesini etkiler. Pleistosen Çağ ya da diğer ismiyle Buzul Çağı zamanında yeryüzündeki toprakların %30’u buzlarla kaplanmıştır.[2]

320 milyon yıl önce atmosferde bulunan oksijen oranı %35 olduğunda ve kıtaların levha hareketleri sebebiyle çarpışmaları sonucunda deniz seviyesinde düşüş gerçekleştiğinde Gondwanaland Buzul Çağı başlamıştır. Ordovisiyen dönem sebepli olarak Gondwanaland güneye doğru kaymaya başlamıştır ve bunun sonucunda Afrika merkezli bir buzullaşma gerçekleşmiştir. Bu buzullaşmanın sonucunda deniz seviyesinde genel anlamda bir düşüş görülmüştür. Ek olarak ekolojik dengelerde bozulma görülmüş, kitlesel yok oluş yaşanmıştır. Geç Ordovisiyen’e kadar ılıman ve nemli bir iklim görülürken Geç Ordovisiyen’e girildiğinde iklim kötü bir hâl almıştır. Bu dönem buzul çağının en şiddetli dönemi olarak kabul edilir. Gondwanaland güney kutbuna kaydığından buzullar oluşur ve sığ denizlerde çekilme görülür. Canlılığı da etkileyen çekilme sonucunda denizsel omurgasızların cinslerinden %60’ı, familyaların da %25’i yok olmuşlardır. Son buzul periyodu ise bundan 8,000 yıl önce yaşanmış olsa da günümüzde bile etkileri devam etmektedir. Grönland, Kuzey Avrasya ve Antarktika’daki buzullar buzul periyodundan kalma yapılardır.[3]

Volkanların Rolü

Buzulların eriyip iklimin daha ılıman hâle gelmesinde aktif durumdaki volkanların atmosfere saldıkları karbondioksidin rolü büyüktür. Teknik olarak yeryüzünün ısınması yüksek insan nüfusu için tehlike arz etse de aslında genele baktığımızda yeryüzündeki canlıları fazla etkilemediği gibi zenginleştirir. Tabi ki bu sıcaklığın kaynağı, atmosferdeki gazlara oranı ve kritik değeri göz önünde bulundurulmalıdır. Artan sıcaklık değerleri, sera gazlarının salınımından kaynaklanıyorsa ve kritik değer de aşılmışsa geri dönülmez bir noktaya ulaşılmış olur. Zira sıcaklık durmadan artmaya devam edecektir. Bu durum ise runaway heating olarak adlandırılmaktadır.

Dünya ve Venüs Benzerliği

Boyutsal olarak Dünya ile benzerlik gösteren Venüs için “dünyanın ikizi” veya “kardeş gezegen” gibi adlandırılmalar yapılmaktadır. 1 milyar yıldan daha az bir süre önce, Venüs’ün sahip olduğu yüzey sıcaklığı Dünya’nın bugünki yüzey sıcaklığına yakın düzeydeydi. Okyanusları, karaları bulunurken yağmur ve kar gibi hava olayları da gözlemleniyordu. Yaşam olup olmadığı ise şu anlık bilinmezliğini koruyor. Daha öncelerinde atmosferde bulunan sera gazlarının artmasıyla sıcaklık git gide artmaya başladı. Göl, deniz, okyanus ve nehir gibi yapılar buharlaştı. Bu duruma sebep olarak Venüs’ün volkanizma dönemine giriş yaptığı tahmin ediliyor. Bugün ise Venüs’ün yüzey sıcaklığı 464°C’e ulaşmıştır. Kurşunun ergime sıcaklığından (328°C) 136 derece daha sıcaktır. Dünya’nın 2010-2020 yılları arasındaki ortalama yüzey sıcaklığı ise 14,7 °C olarak ölçülmüştür.[4] Venüs’ün başına gelen bu iklimsel olaylar aynı şekilde Dünya’nın da başına gelebilir. Bu noktada korkulan durum doğal sebeplerle ısınmadan ziyade runaway heating dediğimiz olayın gerçekleşmesidir. Ana düzenleme bu noktada sera gazlarının ve CO2 emisyonlarının kritik sıcaklığı geçmesini engellemede yatıyor. Nüfusu düzenlemek adına birden fazla çocuk yapmamak, fosil yakıt kullanımından kaçınmak gibi çözümler ancak hükümetlerce uygulamaya konduğunda dikkate alınıyor.[5]

Küresel ısınmayı her yıl daha da hissettiğimiz dönemde eğer Dünya’nın kritik sıcaklığını aşarsak sonumuz Venüs’ten çok da farklı olmayacak ve Dünya’dan geriye sadece bir alev topu kalacak.

 

 

[1] ŞENGÖR, Celâl. “Venüs’ün başına gelen, Dünya için de en büyük tehlikedir!”. Herkese Bilim Teknoloji. Sayı: 280. Ağustos 2021: 8-9

[2]https://tr.wikipedia.org/wiki/Buzul_%C3%87a%C4%9F%C4%B1#Buz_%C3%A7a%C4%9Flar%C4%B1n%C4%B1n_nedenleri

[3] https://acikders.ankara.edu.tr/pluginfile.php/163448/mod_resource/content/1/2_erken_paleozoyik.pdf

[4] https://www.iklimhaber.org/dunya-meteoroloji-orgutu-en-sicak-10-yil-geride-kaldi/

[5] https://tr.wikipedia.org/wiki/Ven%C3%BCs

Görsel: https://www.dijitalx.com/2016/08/12/venus-bir-zamanlar-dunya-benzeri-gorumume-sahipti/

Sosyal medyada paylaş

Sude Yıldırım

Marmara Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi’nde Biyoloji okumakta. Tema Vakfı gönüllüsü. Genetik ve ekoloji alanıyla ilgileniyor.
Published On: Ekim 20th, 2021Categories: Ekoloji, İklim ve Su0 Yorum

Leave A Comment