Çizdiğimiz her resim anlamlı olmak zorunda mı? Yazılan yazıların tamamı bir akıl ürünü mü olmalı? Yoksa gerçekçi ve mantıklı bir fikir uyandırmayan heykeller sanat eseri olmaz mı? Sahnede oyuncular kalıpların onayladığı senaryoları oynamazsa olmaz mı? Yoksa dadaizm alışılagelmiş tüm sınırları yıkabilir mi?

Dadaizmin Kökleri

Sanatta kuralların olmamasının ve özgür olunmasının sanatı besleyeceğini düşünen dadaizm ya da bir diğer adıyla dadacılık akımı; 20. Yüzyılda 1. Dünya Savaşı’na karşı bir protesto olması amacıyla Zürih, Berlin, Köln, Paris gibi şehirlerde yaşayan ve sanatlarını bu şehirlerde icra eden sanatçılar tarafından başlatılmış bir akımdır. Dadaizm Avrupa’da başlamış olmasına rağmen etkisi kısa süre içinde Amerika’ya da yayılmıştır. Özellikle edebiyat, tiyatro ve resim alanlarında çok etkili olan dadaizm akımı, dönemin kasvetinden uzaklaşma amacını da ortaya çıkan eserlerle gerçekleştirdi. Savaş karşıtı olan ve umutsuzluğun esir aldığı halkı kurtarmak isteyen Jacques Magnifico, Marcel Janco, Emmy Hennings, Tristan Tzara, Jean Arp ve Richard Hülsenbeck gibi sanatçılar hazırladıkları bildiriyi 1916 yılında yayınladılar ve böylece aklın hiçbir öneminin olmadığını savunan dadaizmin fitilini ateşlemiş oldular.

Ne Demek Bu Dada?

Akımın adı olması için seçilen “dada” kelimesini neden seçtikleri ve onların yükledikleri anlam hâlâ tam olarak bilinmemekle birlikte dada kelimesi Fransızca’da “Tahta oyuncak at” anlamına gelmektedir. Akımın öncülerinin genel fikirleri ve inandıkları doğrular çerçevesinde bakıldığında kelimenin bir anlamı olmaması da çok olası görülmektedir. Anlamı olmamasıyla bir noktada kesişen bir teori de “da da” şeklinde bir çocuğun ilk çıkardığı sesleri temsil etmesi amacıyla böyle bir kelime seçilmiş olmasıdır. Bu teori de akımın daha çocukça ve bu yüzden sınırsız oluşu temsil ettiği yönünde temellendirilmiştir. Hem bu teoriye hem de kelimenin Fransızca’daki karşılığına baktığımızda seçilme sebebi ne olursa olsun bir şekilde çocuksuluğun temsiline ve akıldan çok dürtülerin kullanımına dayandığı fark ediliyor.

Dadaizm Felsefesi         

1.Dünya Savaşı yıllarında başlamış olan ve entelektüel katılığa karşı ciddi bir tepki olarak ortaya çıkan dadacılık, sanat tarihindeki nihilist bir akım olarak yerini almıştır. Temel felsefesini “Sanat öldü, yaşasın sanat.” cümlesiyle açıklamıştır. O dönemde yaşanan savaşın ve savaş yanlılarının toplumda ve toplumun ruhunda bıraktığı en büyük etkilerden biri olan barbarlık ve gündelik yaşamdaki katılığa, bunalıma, umutsuzluğa karşı çok büyük bir ayaklanma olmuştur. Amaçlarını hayata geçirmek adına eylemlerini belirli kelimelerle açıklamışlardır. Bu kelimelerden en sıkı sıkıya bağlandıkları “sarsmak”tır. Şüpheciliği de kendi felsefelerinin içine yediren dadaizm akımı, hiçbir şey hakkında net karar vermeme ve eserleri üzerinde net yorumlar yapılamaması adına bir çaba sarf etme yolunda ilerlemiştir. Var olan tüm sanat anlayışını yıkma amacı gütmüşlerdir. Sanatçıyı kalıplara sokmanın sanatı öldüren şey olduğunu söylemişlerdir. Sanat eseri üretim sürecinde olan sanatçının zihinsel eylemlerinin süreç sonunda oluşan eserden daha önemli olduğu düşüncesi de bu akımda çok önemli bir bakış açısıdır.

 Dadaizmin Sanat Dallarına Özelleşmesi           

Görsel sanatlarda kabul görmeye başladığı ilk dönemlerde dadaizm, kübizmin gölgesi gibi görülmüştür. Dadaizmin tüm kalıpları yıkmasından dolayı eserlerde oluşan gerçekten uzak şekiller, kübizmin çizgilerinin farklılığıyla benzer görülmüştür. Sonraları dadaizm akımını benimseyen sanatçıların eserleri arttıkça ve sanatçılar kendilerini, sanatlarını anlatıp yıkıcı etkilerini göstermeye başladıkça aradaki fark ciddi bir şekilde görülmüştür. Dadaizm akımı ilerleyen süreçte etkisini kaybettikçe yerini sürrealizme bırakmıştır. Edebiyat ise dadaizmin kendi felsefesinin içine yedirdiği şüpheciliği en net görebildiğimiz sanat dalı olmuştur. Kesin yargıya varmayan cümleler, açık uçlu metinlerle soru işaretlerinin canlılığını metinlerde hep korumuştur.

Edebi sanat anlayışlarının tamamını anlamsız bulan dadaizm, romantizmin de ötesine geçerek aklı hiçe saymıştır. 1.Dünya Savaşı süresince ve sonrasında yaşanan her şeyi, toplumun genel durumunu, günlük yaşantının aldığı hali, mizah yoluyla ciddi bir şekilde eleştirmiştir. Bütün edebi akımları gereksiz bir gayret olarak gören dadaizm, aynı şekilde 1.Dünya Savaşı sonrası edebiyatçıların kalıplarla yazdıkları yazıları da gereksiz bulmuş ve alaycı tavırla hiçe saymıştır. Edebiyatta takındığı kuralsız tavırla Türk Edebiyatı’ndaki garip akımına da rol model olmuştur. Tiyatroda ise edebiyat ve görsel sanatlarda gösterdiği etkiyi gösterememiştir. İnsanlar sahnede gerçekten uzak ve net bir sonuca bağlanmayan bir eseri izlemekten hoşlanmamışlardır. Tiyatroda istediği etkiye ulaşamamış olsa da dadaizmin etki ettiği her alan hesaba katıldığında çok büyük bir etki yaratmıştır. Dadacılar dokunabildikleri her noktada sınırları yıkmışlardır.

Görsel: Wannart.com

Sosyal medyada paylaş

Deniz Bayramoğlu

Ent Dergi Kültür&Sanat editörüdür. Uludağ Üniversitesi Psikoloji Bölümü öğrencisidir. Okuduğu bölüme aşıktır. Küçük yaşlarından itibaren resim ve edebiyat alanları ile ilgilenmiştir. Özellikle sanat tarihi, sanat felsefesi, resim ve grafik tasarım alanlarında kendini geliştirmeye çalışmaktadır. TPÖÇG, Nilüfer Gençlik Meclisi, Nesin Köyleri, Bambu Gönüllü Eğitim Platformu, Türk Psikologlar Derneği, Bir Küçük Mucize Derneği, Enstitü Fabrika gibi topluluklarda gönüllü olarak yer almış ve yer almaya devam etmektedir. Sanatın ve sevginin gücü ile başka bir dünyanın mümkün olduğuna inanmaktadır.
Published On: Mayıs 2nd, 2021Categories: Edebiyat, Kültür & Sanat0 Yorum

Leave A Comment