Sosyal medyada paylaş

2020 yılının ilk aylarından itibaren içinde bulunduğumuz Covid-19 pandemisi, insan haklarının ve bu hakların sağlanmasının artması açısından ciddi bir süreç. Sağlık hakkı, çalışma hakkı ve en önemlisi yaşam hakkının büyük bir özveriyle ön planda tutulması gereken bir krizin içindeyiz. Aynı zamanda bu salgına karşı alınan önlemlerin çoğu maalesef mecburen insanın temel özgürlüklerini kısıtlayacak nitelikte. Ancak bu dönem içerisinde karşılaştığımız gerçekler, söylediklerimizin tam tersini, yani insan haklarının geri plana atıldığını gösteriyor.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 5(1)e maddesi salgın dönemlerinde insanın özgürlüklerinin kısıtlanabileceğini öngörüyor; ancak bahsedilen bu kısıtlama yasalarla bu kararın verilebileceğini, hukuki yollarla yapılacağını da açıkça belirtiyor. Ayrıca, belirtilen kısıtlamaların ayırımcı olmaması, toplumda eşitsizliği artırmaması gerektiği de gösterilen şartlar arasında. Ancak koronavirüs salgınına karşı alınan önlemler, bunu sağlamakta etkisiz kaldı.

Düşük gelirli çalışan kesim, işyerlerinin kapandığı iki dönemde de hayatlarını sürdürmekte zorlandı. Kafe ve restoran çalışanları, ilk karantinada kapatılan AVM’lerdeki mağazalarda çalışanların çoğu bu dönemde işsiz kaldı. Ayrıca hem devletten hem de işverenlerinden aldıkları düşük nitelikli ve yetersiz desteklerle geçinmekte zorlandılar. Gelirlerini kaybetmelerinin üstüne, günlerini evde geçirmelerinin de etkisiyle artan zamlanmış fatura ve alışveriş giderleri bu insanların borçlanmasına, hatta hayatlarını insanca idame ettirememelerine neden oldu. Aynı dönemde home-office çalışan insanlar bu etkileri bu kadar yoğun hissetmezken, bahsedilen grubun ekonomik çöküşü hızlandı ve bunu engelleyecek seviyede doğrudan destekler alamadılar.

İş hayatında etkilenen diğer bir topluluk ise marketlerde, kargo şirketlerinde, ulaşım alanında vb. çalışan kişilerdi. Evlerine kapanmaları gerektiği söylenen bu insanların böyle bir seçeneği yoktu; çünkü bunu yapmaları halinde tamamen işsiz kalacaklardı ve direkt devlet desteği olmadığı için gelirlerini kaybedeceklerdi. Bu insanlar pandeminin ilk döneminde kendilerini salgından koruyacak ekipman ve gereçleri edinme haklarına ulaşamadılar. Kısalan çalışma saatleri sebebiyle gelirlerinde düşüş olurken, pandemi etkisinin hissedildiği yüksek fiyatlarla ve elektrik, su, doğalgaz gibi temel ihtiyaçların zamlandığı faturalarla başa çıkmak zorunda kaldılar. Virüsün ırk, sosyal sınıf, ülke ayırmadığı kesin ancak alınan önlemlerin etkisi kuşkusuz ayrımlar yarattı.

Pandemi döneminde özellikle demokratik yönetime sahip olmayan sözde demokratik ve baskıcı hükümetlerin olduğu ülkelerde görülen bir başka sorun, insanların bilgi edinme hakkına ulaşamamasıydı. Ulusal çıkarlar ve devlet saygınlığı sebep gösterilerek, gerçek vaka ve ölüm sayıları bahsedilen ülkelerde uzun bir süre boyunca saklandı. Bu da toplumun krizin gerçek boyutunu görmesini engelledi.

Salgından Korunması Zor Olan Grupların Durumu

Evsizler, cezaevlerinde bulunan insanlar, göçmenler, hayatını tek başına sürdüremeyecek engelliler koronavirüse karşı özellikle savunmasız durumda. Birçok yönetim cezaevlerinin Covid-19’u hızla yayma potansiyeli olduğu gerekçesiyle birçok mahkum için af çıkardı. Ancak çıkarılan aflarda da bir eşitsizlik olduğu açıkça görülmektedir. İnsan hakları savunuculuğu yapanlar baskıcı yönetimin olduğu ülkelerde hala hapiste tutulurken, diğer mahkum grupları salıverildi. Hapishanelerin %40 oranında boşaltıldığı İran’da kadın aktivistler Nasrin Sotoudeh, Narges Mohammadi ve Atena Daemi hala cezaevlerinde tutuluyor (FrontLine Defenders). İnsan Hakları Savunucuları gibi, ülkelerde çoğu mahkuma genel af çıkarılırken, azınlık toplulukların mahkumları da koronavirüs riskine rağmen hapishanede tutulmaya devam ediyor. Eski mahkumların üstüne, Covid-19 kapsamında vatandaşların bilgiye erişim hakkını savunan gazeteciler, hükümetlerin gizlediği vaka sayılarını ve gerçekleri ortaya çıkardıkları için bu hükümetlere tehdit oluşturdukları gerekçesiyle suçlu bulunup cezaevlerine gönderiliyorlar. Türkiye’de bu süreçte bu sebeple 7 gazeteci tutuklandı.

Alınan Önlemler Demokratik Tepkiyi Engellemek İçin Kullanılıyor

İdeolojik sebeplerle Covid-19 kapsamında alınan yasaklar, karşıt görüşlerin fikirlerini belirtmesini ve protesto haklarını kullanmalarını engellemek üzere kötü niyetli kullanılıyor. Güç sahibi ideolojinin ve yönetimin desteklediği grupların yaptığı gösteriler engellenmezken, insan hakları savunucuları, aktivistler, haklarını talep eden azınlık gruplar, LGBTİ+ topluluğu gibi haksızlığa ve eşitsizliğe uğrayan grupların yapmak istediği yürüyüş ve etkinlikler pandemi önlemleri kılıf gösterilerek engelleniyor.

Eşitlik, insan haklarının uygulanabilmesi için en önemli koşuldur. Ancak hükümetler Covid-19 pandemisi gibi global bir krizin olduğu ve insan haklarının ön plana çıkması gerektiği bu dönemde eşitliği sağlamaktan ziyade bu salgını baskıcı yönetimlerini meşrulaştırmak üzere kullandı. İnsanların sağlık hizmetlerine erişim hakkı, çalışma hakkı, bilgiye erişim hakkı ve en önemlisi yaşama hakkı büyük zarar gördü. Pandemi devam ederken insan haklarının merkez konuma konulmasını ve önlemlerin eşitlik gözetilerek, insanları mağdur etmeden uygulanmasını umuyorum.

Kaynak:

tihek.gov.tr

tr.undp.org

coe.int

Görsel:

frontlinedefenders.org

Sosyal medyada paylaş

About the Author: İbrahim Aktürk

İbrahim Aktürk
Hacettepe'de tercümanlık okuyor. Bilimin, sanatın ve müziğin hep takipçisi. Kahve meraklısının teki. İnsan ve bilgi arasında köprü olmayı amaçlayan iletişim heveslisi. Sosyal adalet savaşçısı, yarı zamanlı müzisyen, yarı zamanlı çevirmen.

Leave A Comment