Son zamanlarda dünyanın tek gündemi olan, hatta kendi küçük yaşantılarımızın bile korkulu distopyası haline gelen salgın Covid-19 sebebiyle hepimiz küçük bir dünyaya hapsolduk.

Yalnız bu süreç yine her zamanki gibi en çok yoksulları ve bu düzenin ötekileştirdiklerini vurdu. Zaten günlük yaşam standartlarında bile kadının görevi olarak görülen ev içi emek kadınların yaşamını kaplayarak onları iyice bu düzene hapseden bir duruma soktu. Kadınlar yalnızca ev içinde sömürülmüyor. Ayrıca, bu süreçte hâlâ işe gitmek zorunda olan emekçi kadınlar hem işte salgın tehdidiyle karşı karşıya kalıyor hem de eve gelip ev içi yükü üstlenmek zorunda bırakılıyor. Kadınlara, bu süreçte dahil, güvenli ve adaletli bir yaşam mutlaka sağlanmalı ve ısrarla talep edilmelidir.

Bu sürecin bir diğer mağduru da tutsaklar olmakla beraber büyük bir tehlike altında bulunuyorlar. Bu süreçte gündeme gelen infaz yasası düzenlemesinde kadın katilleri, çocuk istismarcıları, mafya düzene hizmet eden tüm suçlular yasaya dahil edilmek istenirken siyasi tutsaklar, aydınlar, gazeteciler, düşünce tutsakları bu infaz yasasına dahil edilmek istenmiyor. Zaten normal şartlarda yeterince sağlıksız olan cezaevleri bu süreçte ölüm evlerine dönüşmenin eşiğinde. Kadın katillerine, çocuk istismarcılarına geçit verilmeyeceği gibi, düşünce tutsakları da ölüme terk edilmemelidir.

Aynı gemide olmadığımızı dünyayı ve tüm insanlığı sarmış bir hastalıkta bile göz önüne seren bu düzen göz göre göre işçileri, kadınları, yoksulları ölüme terk etmiş durumda. Bu süreçte patronlar ve zenginler tarafından “evde kalın” çağrısı yapılırken, işçiler için herhangi bir düzenleme yapılmamakta. İş çıkarmalarının da giderek arttığı bu ortamda, yine bazı işçiler ücretsiz izne çıkarılıp açlığa terk edilirken bazıları ise işe gitme zorunluluğu nedeniyle salgınla baş başa bırakılmaktadır.

Bir kere daha diyoruz; hayatın eve sığabilmesi için ücretli izin, kadınlara adaletli yaşam hakkı ve infaz yasasında eşitlik!

Görsel: https://thumbs.dreamstime.com/z/cov-corona-virus-concept-human-wear-mask-virus-enters-lungs-vector-design-cov-corona-virus-concept-human-wear-169477269.jpg

Sosyal medyada paylaş

Leyla Can

Kjersti Skomsvold’un “Ben turuncuyum ve hiçbir şey turuncuyla kafiyeli değil.” alıntısında kastettiği renktir Leyla. Biraz yoldur, biraz şiir; nitekim Başak Köklükaya’nın iki kaşı arasındaki gölgesine razı fesleğendir. Yolda olmayı ve rastlaşmaları önemser. Kelimeler, cümleler, jestler ve anlar biriktirir. Kendine has zarifliği ile akar sokaklara. Daima öfkeli baktığı çocukluk fotoğraflarının ardında güzel bir kız çocuğu durur geleceğe karşı. Serpilirken sımsıkı sarılıyordur tutkularına. Detayları sever, gizlenmiş olanda bulduğu bağlar onu sıradanlığa. Pencere pervazına çiçekler gibi kitaplar dizer. Yakasına her sabah bir umut, evden çıktığındaysa yüzüne muzur bir gülümse iliştirir. En güzel mahiyeti dostluktur. Ruhu her an alıp başını gitmeler çekerken zaman akmıyormuş gibi dingindir aynı zamanda. Turuncu gibi hiçbir şeyle kafiyeli olmayan bir yaşayışın umut dolu naifliğini hayata döken şiirin başıbozuk hallerine benzer. Düşlerini gerçeğe dökmektir uğraşı. Bir nevi hep mujer naranja.
Published On: Nisan 6th, 2020Categories: COVID-19, Gündem, İnsan Hakları, Kadın0 Yorum

Leave A Comment