Sosyo-ekonomik düzey ile Covid-19 süreci arasında, kişilerin iyi oluş hallerini ilgilendiren ilişkilieri inceleyen yeni bir araştırma yayınlandı.

Düşük gelirli insanların salgından daha fazla etkilendiği bir sır değil. Covid-19’un bir sonucu olarak daha fazla fiziksel zarar ve finansal zorluk yaşadılar. Öyleyse psikolojik açıdan daha fazla zorlandıklarını düşünebiliriz, değil mi?

Journal of Applied Psychology’de yayınlanan yeni bir makale diyor ki; çok da emin olmayın!

Minnesota Üniversitesinden Connie Wanber liderliğinde bir grup araştırmacı sosyo-ekonomik düzeyin iki tanımlayıcı özelliği olan gelir ve eğitimin, pandemi sürecinde ortaya çıkan psikolojik iyi oluştaki gerilemeyi öngörebildiğini buldu.

Araştırmacılar pandemi sürecinde düşük eğitim seviyesine sahip kişilere göre yüksek eğitim seviyesine sahip kişilerin depresyon semptomlarında daha büyük artışlar yaşandığını ve yaşam doyumlarında daha büyük düşüşlerin ortaya çıktığını gösterdi. Ek analizlere göreyse gelir düzeyi ile iyi oluş arasında eğrisel bir ilişki vardı yani en yüksek gelir düzeyine sahip kişilerin yaşam doyumlarındaki düşüş, düşük gelir düzeyine sahip kişilerin yaşam doyumlarındaki düşüşten daha fazlaydı.

Bu sonuca varmak için bilim insanları Bin 143 ABD’li yetişkinle yapılan iki farklı anketi inceledi. İlk anketin verileri, salgın meydana gelmeden önce, Nisan-Haziran 2019 arasında toplanmıştı. Aynı kişiler, Nisan 2020’de tekrar ankete tabi tutuldu. Bu durum araştırmacılara pandeminin bireylerin psikolojik iyi oluşları üzerindeki etkisini ön test/son test yöntemi ile inceleme fırsatı verdi.

 Genel olarak, 2019’dan 2020’ye doğru katılımcıların psikolojik iyi oluşlarında önemli bir düşüş olduğunu tespit ettiler. Bu, elbette pandeminin açık bir sonucuydu. Örneğin, “Şu anda bir bütün olarak hayatınız hakkında ne hissediyorsunuz?” (1=hiç tatmin edici değil, 10=oldukça tatmin edici), sorusu için 2020’de katılımcıların verdiği cevaplar 2019’da verdikleri cevaplardan anlamlı derece düşüktü. Kesin olmak gerekirse, soruya verilen cevapların ortalaması 2019’da 7.76 iken 2020’de 7.12’ydi*. Depresyon semptomlarında da artış vardı, en büyük artışlar ise “etkinliklere karşı ilgide azalma ya da bundan zevk alamama”, “az ya da aşırı yeme”, “gazete okumak ya da televizyon izlemek gibi şeylere konsantre olamama”, “bitkin, depresif ve umutsuz hissetme” ve “çok fazla uyuma ya da uykuya dalamama ya da uykuyu sürdürememe” semptomlarında görüldü.

Psikolojik iyi oluş halinde düşüş yüksek sosyo-ekonomik düzeye sahip kişilerde daha yüksekti ancak araştırmacılar bu durumun nedenlerini açıklamakta zorlandı. Olası bir açıklama, yüksek sosyo-ekonomik düzeye sahip kişilerin başlangıçta daha yüksek yaşamsal doyuma ve daha düşük depresif semptomlara sahip olduğu gerçeğine dayanıyordu. Başka bir deyişle, bu kişiler koronavirus etkisiyle düşüş hissetmek için daha fazla alana sahipti. Bir başka olası açıklama ise, bu insanların pandemi kapsamına giren haberleri veren medya organlarına yakın olması ve bunun sonucunda da psikolojik iyi oluşlarında daha büyük bir düşüş yaşamalarıydı.

Üçüncü bir açıklama ise, yüksek sosyo-ekonomik düzeye sahip kişilerin “kaynakların sürekli ulaşılabilirliği” ile ilgili güçlü inançları olduğuna ve kriz anlarında bu inancın sarsılması ile daha büyük düşüşler yaşadıklarına işaret ediyor. Bilim insanları düşük sosyo-ekonomik düzeye sahip kişilerin fiziksel sağlık ve kişisel ekonomi gibi psikolojik olmayan değerlerinin pandemi sürecinde daha fazla etkilendiğinin altını çizerek bu açıklamayı zorlama olarak değerlendiriyor.

Eğer bir jüri varsa bu açıklamalardan hangisinin eldeki bulguları en doğru şekilde açıklayabildiği konusunda kararsız. Araştırmacılar bu rakip açıklamaları birbirinden ayıran ve test eden devam çalışmalarına olan ihtiyacın altını çiziyor. Ayrıca gelecekteki çalışmaların sosyo-ekonomik düzeyin mental sağlık üzerindeki zamana bağlı etkisinin izini sürmeye devam edeceğini umuyorlar ve diyorlar ki,  “Gelecekteki araştırmalar yüksek ve düşük sosyo-ekonomik düzeyde yer alan grupların uzun süren pandemi sürecindeki iyi oluş hallerine etki eden değişkenleri incelemeye devam etmelidir.”


E.N: Okumuş olduğunuz metin ilk olarak psychologytoday.com adresinde İngilizce dilinde yayınlanmış olup, İngilizce’den Türkçe’ye Ent Dergi adına Erdal Kozan tarafından tercüme edilmiştir.

Ç.N: Bu fark istatistiki analiz yöntemlerine yabancı olanlar için küçük görülebilir. Ancak bilimsel veriler analiz edilirken hangi farkın anlamlı olduğuna araştırmacılar değil test değerleri karar verir ve yapılan analizlerde bu iki değer arasındaki farkın anlamlı olduğu test değerleri ile saptanmıştır

Sosyal medyada paylaş

Ent Çeviri

Okumuş olduğunuz bu yazı Ent Dergi Çeviri Editörlüğü seçkisidir ve Ent Dergi tarafından / Ent Dergi adına tercüme edilmiştir.
Published On: Kasım 22nd, 2020Categories: Bilim, Psikoloji0 Yorum

Leave A Comment