Kategoriler
    More

      Çocuk Hakları Krizi: İklim

      Bir zamanlar önümüze iklim değişikliği diye düşen haberler vardı. Ozon tabakası hastalanıyordu, onu hasta ediyorduk. İyileştirmek bir yana dursun, çoğumuz değişime açık birileri haline dahi gelmedik. İklimler değişiyordu, havalar ısınıyordu ve havalar ısındıkça dünya yanıyordu. Biz bu ateşi Ocak ayını gerçek bir kış mevsimi gibi yaşayamadığımızda fark ettik, kutup ayıları ise buzları eriyince fark etti. Göründüğü üzere onun evini de yok etmeye kalktık, yani zararı sadece sana ve bana dokunmadı. Yaptığımız en ufak hareket, belki de bir kız çocuğunun okula gitmesine engel oldu ve başka bir erkek çocuğunun zehirli hava solumasına sebep oldu. Orası dünyanın bir ucu olabilir; evlerimizin arasında kilometreleri yıllarca koşmak zorunda kalacağımız kadar uzaklıkta ya da parmaklarımızın değebileceği kadar yakınımızda olabilir. Ne fark eder ki? Dünyanın her yeri evimiz değil mi? Ben bir toprağa ait olmak istemem, dünya benim evim ve ben başka evde istemem. Bu arada size evimden bahsetmek isterim. Evim çok güzel; bazen mavi bazen ise siyah ve büsbütün ait olduğum bir gökyüzüne sahibim. Ayrıca gökyüzünde uçan yıldızlar, ışık saçan güneş ve iple asılı parlayan bir ay var. Ah, ne şahanedir ayla denkleşip yürümek! Ama gökyüzü artık huzurlu hissetmiyor; biraz kirli ve biraz nefessiz kaldı. Bilirsiniz işte; fabrikalar, fosil yakıtlar, termik santraller, motorlu araçlar içini karartmış o güzel gökyüzünün. İstemeyeceği kadar ona zarar verecek gazlara maruz kalmış; gökyüzünden çok özür dilerim, kendim dâhil herkes adına. Tabi bu yaşananlardan sadece gökyüzü etkilenmedi; berraklığına inanamayacağım kadar enfes sular, aldığım nefes diye ilan-ı aşk ettiğim ormanlar ve dünya üzerinde karıncasından filine yaşayan tüm canlılar etkilendi.

      Sanayileşme dönemine girmeyle başladı asıl felaket. Bu döneme adım atarken sadece bulunduğumuz konumu değil, aynı zamanda dünyanın konumunu da değiştirdik. Dünya, bu olanları kaldırabilecek güçlükte değildi; anlayacağınız birilerinin para hırsı onun sağlığını yok etti. Fabrikalar kuruldu ama filtreler takılmadı. Nefesimizi yok etme pahasına termik santraller kuruldu, ses çıkardık ama sesimiz duyulmadı. Yenilemeyen enerji kullanımı yasaklanmalıydı, haykırdık; temiz ve sürdürülebilir enerji istedik ama duyulmadık. Doğa havasıyla, suyuyla, kendiyle barındırdığı canlılarla yok edildi. Kendisiyle barındığı canlılardan birisi de biz insan topluluğuyduk ama o kadar getirim hırsına gömüldük ki köreldik. Fabrikalar ve binalardan ne gökyüzünü görebildik ne de geleceğin neslini suyun berraklığına şahit edebileceğiz. Ormanlar kıyıma maruz kaldı belki hayvan yemi üretimi belki yeni bir madencilik çalışması için ve bu yüzden aldığımız nefesten de olduk. Su kaynaklarını, ormanları, havayı, hayvanları ve bitkileri koruyamadık. Koruyamadığımıza şahit olanlar ve koruyamadığımız dünyayı yaşayacak olanlar ise aynı bireylerdi; çocuklar ve gençler.

      Bu yenilemeyen enerji kaynaklarını ve fosil yakıtları ekonominin ya da sanayinin başyapıtı haline getiren sistemi inşa edenler yarın bizimle olmayacak. Yarın bizimle olanlar çocuklar ve gençlerdir. Onlara yaşayabilecekleri bir dünya vermek yerine yaşayamayacakları paralı hayatlar yaratıldı, tabi yoksul kesim parasız ve yaşayamayacağı bir hayata gömülürken yine adil bir sistem oluşmadı.

      “Kasırgalardan kuraklıklara, sellerden orman yangınlarına kadar iklim krizinin sonuçları etrafımızı sarmış durumda. Bu durum en fazla çocukları etkiliyor, sağlıklarını, eğitimlerini, korunmalarını ve doğrudan yaşamlarını tehdit ediyor. Çocuklar, iklim krizine yanıt verilmesinde başlıca aktörler konumundadır. Tüm çabalarımızı fark yaratabileceğini bildiğimiz çözümlere yöneltmek, afetlere daha az maruz kalınmasını sağlamak, su kaynaklarının yönetilmesinde iyileşmeler yapmak ve ekonomik kalkınmanın çevresel sürdürebilirliği yok etme pahasına gerçekleşmemesini sağlamak onlara karşı borcumuzdur…”

      UNICEF İklim Değişikliği, Enerji ve Çevre Kıdemli Danışmanı Gautam Narasimhan

      Yaşadığımız zaman diliminde getirim hırsı uğruna inşa edilen sistem neden çocuklar ve gençler için adil bir sistem değil biliyor musunuz? Çünkü 17 milyonu 1 yaşın altında olan yaklaşık 300 milyon çocuk zehirli hava soluyor. Bu çocuklar WHO tarafından belirlenen PM2.5[1] düzeylerinin altı katı üzerindeki bölgelerde yaşıyorlar. Ya da yine hava kirliliğine bağlı olarak yaşanılan afetlerde kız çocukları eğitimlerinden geri kalıyor ve küçük yaşta evliliğe maruz bırakılıyorlar. Peki, yaklaşık 160 milyon çocuğun ileride kuraklık çekecek bölgelerde yaşadığını biliyor muydunuz? Eğer olur da 2040 yılına kadar gelebilirsek her 4 çocuktan biri aşırı su sıkıntısı içeren bölgelerde yaşayacak ve yine zararlı gaz kaynaklarından zehirli hava soluyan her çocuk hayatını ağır solunum yolu sorunlarıyla yaşamak zorunda kalacak. Bu sorunlar her yıl beş yaş altı yaklaşık 600 bin çocuğun ölümüne sebeptir.

      Herkes adına ama en çok bizim adımıza konuşuyorum. Yaşamak ve yaşatmak istiyoruz. Yeterli su kaynakları ve bu kaynakların temkinli kullanılmasını istiyoruz. Kız çocuklarının okullarından yarattığınız iklim krizi yüzünden ayrılmasını ve bu sebepten evlendirilip istismara uğramasını istemiyoruz. Daha yeşil, sürdürülebilir ve yenilenebilir enerji kaynakları istiyoruz. Kamu ulaşımı ücretsiz olsun ve özel araç kullanımı azalsın istiyoruz. Daha fazla yeşil alan ve daha iyi atık sistemi istiyoruz. Biz doğayı istiyoruz, biz doğayla yaşamak istiyoruz.


      [1] PM2.5 bir insan saç telinin yaklaşık %3’ü büyüklüğündedir ve bir elektron mikroskobu ile tespit edilebilir. Araştırmacılar, ince partiküllerin kan damarlarında birikebileceğini, kalp ve çevresindeki kan damarlarında enflamasyona yol açabileceğini düşünmektedirler. PM 2.5 olarak adlandırılan ince parçacıklar ise çeşitli kaynaklardan gelebilir. Bunlar arasında enerji santralleri, fabrikalar, motorlu taşıtlar ve uçakların yakıt artıkları, evlerdeki odun ve kömür kullanımı, orman yangınları, tarımsal yanma, volkanik patlamalar ve toz fırtınaları yer alır. Araştırmalar, bu ince partiküllere maruz kalma ile kalp ve akciğer hastalığından erken ölüm arasında yakın bir bağ olduğunu ortaya koymuştur. İnce parçacıkların astım, kalp krizi, bronşit ve diğer solunum problemleri gibi kronik hastalıkları tetiklediği veya kötüleştirdiği bilinmektedir.

      Kaynakça: https://www.unicef.org/turkey/bas%C4%B1n-b%C3%BCltenleri/unicef-iklim-krizi-bir-%C3%A7ocuk-haklar%C4%B1-krizidir

      Fotoğraf: https://global.unitednations.entermediadb.net/assets/mediadb/services/module/asset/downloads/preset/assets/2019/04/05-04-2019-Bangladesh-children-risk-UNICEF-UN0286416.jpg/image1170x530cropped.jpg

      Hivda Polat
      Hivda Polat
      Pamukkale Üniversitesi İktisat bölümü öğrencisi. Lise dönemlerinde tiyatroya merak saldı ve yazı yazma isteğini tiyatro metinleri üreterek tatmin etti. ''Her Okula Yüz Kitap'' adıyla yaptığı proje ile 10 köy okuluna 1000 kitap göndererek sosyal sorumluluğa adım attı. Daha sürdürülebilir ve yaşanılabilir bir hayatın peşinden giderken tür gözetmeden ilerlemek istediği için vegan olmaya karar veren Hivda, vegan bir aktivist olarak her türlü ayrımcılığa karşı gelen biri haline büründü. Bölümü ile bağdaş olarak Wangari Maathai edasıyla sistemin içine girerek sistemi değiştirebileceğine inan Hivda daha yeşil ve sürdürülebilir ekonomiyi kendi alan mercisi haline getirdi. Daha çok hayvan hakları, iklim krizi ve sürdürülebilir ekonomi alanına hakim olmakla beraber hak ihlallerinin her türlüsü yazabildiği konular içindedir. Dediği gibi; yazmak onun aktivizmi.

      Rastgele Yazılar

      Kaktüsten Yapılma Vegan Deri, Hayvan Zulmüne Son Verecek

      Meksikalı iki girişimci tarafından tasarlanan yenilikçi çözüm vegan deri, sadece kaktüs kullanarak deri yaratma yollarını sunuyor.

      Neydi Bu SLS?

      Bilimsel adı Sodyum Loril Sülfat (Sodium Laureth Sulphate) olan SLS, emülgatör işlevi görür. Yağ ve su birbirine karışmayacağından dolayı bunları bağlama görevi...

      G4 EA H1N1: Yeni Virüs, Yeni Bir Salgına Yol Açabilir

      Çinli bilim insanlarının yaptığı ve Amerika Birleşik Devletleri Ulusal Bilimler Akademisi tarafından yayımlanan çalışmaya göre G4 EA H1N1 virüsü, 2009’da yaşanan domuz...

      Mitoloji-Felsefe İlişkisi ve Akıl-Doğa Ayrımı Ekseninde Toplumsal Cinsiyet: Troyalı Kadınlar

      Euripides, Atina’nın yetiştirdiği üç büyük tragedya şairinden biridir. Euripides eserlerinde insanları bekleyen zorlu koşulları gözler önüne sererek onları düşünmeye teşvik etmiştir. Ayrıca...

      İlgili Makaleler

      CEVAP VER

      Lütfen yorumunuzu giriniz!
      Lütfen isminizi buraya giriniz