Bugün ölüleri. Maviliğinde yaşadığımız gökyüzünün altı; yaşadığına inandığımız, konuştuğumuz, sarıldığımız bugün ölüleriyle çevrili. Zombi filmlerini korkmak için izlediğimiz saatlerde, evimizin önünden geçen binlerce bugün ölüsünden korkmuyoruz. Gözlerinin derinlerine bakıldığında ölülüğünü ağlarcasına itiraf eden binlerce bugün ölüsü. Yaşadığına inanmak için aynanın karşısında elini yüzünde gezdiren; gerçekliğin pürüzlü bir deriden ibaret olması için kendi zihnine karşı ikna çabası içinde olan binlerce bugün ölüsü.

Geçmişin tazeliğini yitirmemek için gözyaşları içinde bitkiler yetiştiren geçmiş zaman kralları ve eskimiş etek uçlarının yamasını gizleyerek yürüyen eski acıların kraliçeleri. Yenisini yazmaya tenezzül bile etmediğimiz, eski alışkanlıklarla tapmaya devam ettiğimiz binlerce ölü paragraf. Tekrarlanmayacak hatıraların, gözümüzün daldığı ufuk çizgisinde tekrar tekrar oynatılan özeti. Geceleri, uyku öncesinin ölü monoloğunda varlığına inanılan sonsuz eski duygu. Viking gemisindeki kürekçilerin ritmik hızıyla çekilen kürek, minik bir kayıkla ulaşılmaya çalışılan gelecek günler…

Doğmamışlıktan bile doğmamış, belirsizlikten bile belirsiz ve tüm meteoroloji haberlerinde sisli görünen sırası daha gelmemiş saatler. Akrep ve yelkovan koşusunda, hep ortada duran ve onları tüm bu rekabete rağmen bir arada tutan vidanın kazandığı zaman akışı. Ne zaman bırakacağımıza bizim karar vermediğimiz ve bir sonraki sayfası biz okurken yazılan upuzun bir kitap.

Bir de ortanca kardeş; bugün. Eski zihniyetli bir köyde “Dünya yuvarlaktır!” diye haykıran ama kimsenin dinlemediği bir yaşlı amca. Herkesin içinde olduğu ama kimsenin oynamadan ileriye ya da geriye baktığı bir kum havuzu. Sahip olduğumuz tek şey, gerçekliğin kendisi… Süslü sözlerle göz boyamayan, hüzünlü bir tablo gibi sadece duvara asıp bakmadığımız, tam da bu an. Görmezden geldiğimiz tam da şimdi aldığımız nefesin bizden aldığı acı. Pişmanlık ve kaygı canavarlarının kurbanı olan bizler… Olmuşların ve olacakların arasında olmakta olanları kaçıran binlerce bugün ölüsü. 


İnsanın geçmişle bağlarını koparamayıp sürekli gelecekten korkma veya geleceğe bel bağlama isteğinin bataklığına, kendi gücümüzü kanıtlama zamanı. Anımızı onun kontrolüne vermeme ve gerçekten, her şeyimizle yaşamak vakti geldi de geçiyor bile. Dün ve yarın kelimelerini sayarak kullanıp şimdinin zaferini izlememiz lazım. Şimdi yapmamız lazım bunu. Ama tüh dün yapsaydık keşke değil mi? Aslında haftaya salı sınavlar bitiyor o zaman mı yapsak ki? Hayır çok sevgili bugün ölüsü dostlarım, tam da şimdi olmalı bu başkaldırı. Takvimlerin üzeri çarpılı sayılarını ve arka sayfaya çevrilmiş ayları kapalı bir sandığa koymamız ve tüm ajandaları rafa kaldırmamız lazım. Şimdi dirilmektir görevimiz. Bugün ölüleri olmaya isyan etmektir bizi diriltecek olan. Çiçeklerin birazını toprağa, birazını ruhlarımıza ekip saate baktığımız saniye için gülümsemeliyiz. Hep birlikte yeniden yaşamalıyız.

Görsel Kaynak: Karolina Koryl

Sosyal medyada paylaş

Deniz Bayramoğlu

Ent Dergi Kültür&Sanat editörüdür. Uludağ Üniversitesi Psikoloji Bölümü öğrencisidir. Okuduğu bölüme aşıktır. Küçük yaşlarından itibaren resim ve edebiyat alanları ile ilgilenmiştir. Özellikle sanat tarihi, sanat felsefesi, resim ve grafik tasarım alanlarında kendini geliştirmeye çalışmaktadır. TPÖÇG, Nilüfer Gençlik Meclisi, Nesin Köyleri, Bambu Gönüllü Eğitim Platformu, Türk Psikologlar Derneği, Bir Küçük Mucize Derneği, Enstitü Fabrika gibi topluluklarda gönüllü olarak yer almış ve yer almaya devam etmektedir. Sanatın ve sevginin gücü ile başka bir dünyanın mümkün olduğuna inanmaktadır.
Published On: Ekim 3rd, 2020Categories: Edebiyat, Kültür & Sanat0 Yorum

Leave A Comment