Kategoriler
    More

      Biyopolitika İktidarın Oyuncağıdır

      Yaşam ve politika her zaman karşılıklı bir ilişki içinde olmuştur. Her ikisi de devlet, toplum ve bireyden oluşur. Bazen iktidarı ele geçirme bazense yaşamı düzenleme eylemleri içinde bulunan bir politika alanı olarak, burada karşımıza biyoiktidar kavramı çıkar.

      Biyoiktidar, biyopolitikanın genişletilmiş halidir. Biyopolitika, devletin nüfus politikalarıyla yakından ilişkili bir kavramdır. İktidarın istekleri doğrultusunda nüfusun şekillenmesi biyopolitika kavramıyla açıklanabilir. Bununla birlikte beden de biyopolitik bir unsurdur. Bu yüzden iktidar nüfusun şekillenmesinde biyopolitikayı kullandığı gibi, bedenin tahakkümünde de biyopolitikayı kullanır. Göç, doğum kontrol teknikleri, cezaevleri, ıslahevleri vb. biyopolitika çağının vazgeçilmezleridir.

      İktidar gündelik yaşama dahil olup öznelerin eylemlerini ve zihinlerini yönlendirme gücüne sahiptir. Fakat iktidar, bu gücü sürekli uygulamaz; o yüzden etkilidir. Sürekli uygulanan güç zamanla etkisini yitirir. Bu güç uygulama işini de söylem üreterek yapar.

      Devletin vatandaşları üzerindeki sorumluluğu yadsınamaz bir gerçektir. Kontrol sistemleri de bu yüzden iktidar için önemli bir hale gelir. Foucault’un deyimiyle; hapishanelerin, tımarhanelerin vb. kullanımı karşımıza iktidarın biyoiktidar yüzü olarak çıkar. Çünkü burada bedenlerin tahakkümünü görmekteyiz.

      Foucault’un Panoptikon olgusundan hareketle, günümüzde medya sayesinde insanların kontrol altında tutulması sağlanmaktadır. Aynı zamanda bu olgu, yine medya sayesinde hız kazanmış ve farklı bir boyuta evrilmiştir.

      Panoptikon, aslında 1700’lü yılların sonunda tasarlanmış bir hapishane modelidir. Bu tasarım, hapishanenin bütünüyle gözlemlenmesine izin verir bir yapıdadır. Böyle bir yapı içinde hücrelerinde bulunan mahkumlar, onları gözetleyen biri olmasa bile, sürekli gözetlendikleri hissine kapılmakta ve davranışlarını düzenlemektedir. İşte buradan hareketle Foucault, Panoptikon olgusunu ortaya atmış ve hapishane örneğini, iktidar ve özne arasındaki ilişkiye aynen uygulamıştır.

      Biyopolitika İçin Günümüzden Bir Örnek: Covid – 19

      Günümüzde Covid-19 salgınıyla bu hastalığa yakalanma riski ya da hastalığı taşıyıcı riski yüksek olanlar sokağa çıkma yasağı ile karşı karşıya. İşte yine bunu biyopolitikayla açıklayabiliriz. Hükümet, tedbir olarak bu grupların özgürlüklerini kısıtlamaktadır. Nüfusun geri kalanı bu salgından etkilenmesin diye kontrol altına alma girişimi, iktidarın gücü temelinde açıklanabilir. Bu grupları evde tutarak disipline edici bir tavır sergiler. Bu gruplarda yer alan insanların bedenlerini tahakküm altına alır.

      Burada özne-iktidar ilişkisine dikkat çekmek gerekir. İktidar gündelik yaşamın her yerinde bulunur; bu yüzden özne ile ilişkisi hiçbir zaman kesilemez. Öznenin hayatına müdahale ederek onu kendine bağlar.

      Yukarıda bahsettiğim Foucault’un Panoptikon olgusundan hareketle Covid-19 salgını için şu örnek verilebilir: Haberlerde yasak olduğu halde dışarıya çıktığı görülen gruplardan herhangi birinin aldığı ceza, bu kişilerin izlendikleri hissine kapılmalarına ve evde kalmalarını sağlamaktadır. Yani dışarda ceza almama ihtimali de vardır; fakat bu risk kişilere empoze edilerek onların gözetim altında tutulmaları sağlanır.

      Salgın aslında tıbbi bir olgu iken, insan dışı bir olgu iken; etkileri bakımından insanı ilgilendirdiğinden toplumsal bir boyut kazanmıştır. Bu da devletin buna müdahalesinin temelini oluşturur. Bununla birlikte nüfus üzerinde bir etkisi de olduğu için iktidar bedenlerin tahakkümünde biyopolitikayı kullanmaktadır. Özgürlüğü kısıtlanan bu kişiler, her ne kadar bazı durumlarda bundan memnun olmasalar da iktidarın gücü karşısında sessiz kalmakta ve iktidarın isteğine göre şekillenen kurallara uymaktadırlar. Uyum sağlamak istemeyen kişiler de ceza yöntemiyle, uyum sağlamaya yönlendirilmektedir. Bununla birlikte kurallara uyan kişiler için ise bir ödül bulunmamaktadır. Çünkü ceza her zaman ödülden daha etkili bir yöntem olarak karşımıza çıkmaktadır. İnsanlar ödül kazanmamayı o kadar önemsemezken ceza almamak için pek çok şey yaparlar.

      Kaynak: https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/612119

      Görsel: ayrintidergi.com

      Beste Begüm Yigit
      Beste Begüm Yigit
      Ege Üniversitesi Sosyoloji Bölümü'nden taze mezun. Ent Dergi'de yazar ve Yaşam Kategorisi editörü. Kendini tanımlamayı ve kimliği reddeden biri. Hayvan sömürüsüne karşı. Kadın, LGBTİ+ ve azınlıklar konusunda aktivist. Analog makinelere, tiyatroya ve bağımsız sinemaya ilgili. Çoğunlukla okur kimi zaman yazar.

      Rastgele Yazılar

      Bir Taşla 4 Kuş: Barolar, İşçiler, Basın Ve ‘İbneler’

      Türkiye'nin dört bir yanından Ankara'ya yürüyen barolar il girişinde polis müdahalesiyle engellendi. Ardından yaşananlarsa "Yeni Türkiye'nin" kısa bir özeti.

      Vive La Commune: Paris’te Tarihin İlk İşçi İktidarı Kuruluyor

      Paris Komünü 18 Mart 1871’de başlayan, - resmi olarak 26 Mart / 30 Mayıs 1871- bir işçi sınıfı iktidarının tarihteki ilk deneyimidir....

      Bir Dağ Gibi Düşünmek

      "Toprağı tahrip ediyoruz çünkü onu bize ait bir mülk olarak görüyoruz. Toprağı bizim de ait olduğumuz bir topluluk olarak görmeye başladığımızda onu...
      Önceki İçerikObezite Ve Psikolojik Boyutu
      Sonraki İçerikPlastik ve Okyanus

      İlgili Makaleler

      CEVAP VER

      Lütfen yorumunuzu giriniz!
      Lütfen isminizi buraya giriniz