Son zamanlarda ne kadar gündemde olan bir konu olsa da görmezden gelinen ve ciddiye alınmayan, işlerin giderek daha da kötü hale gelmesine izin verilen bir konu var; iklim değişikliği.

İnsanın varlığının bütün dünyadan oluştuğunu söyler Şükrü Erbaş bir şiirinde… Gerçekten de biz bu dünya ile ‘birlikte’ var değil miyiz? Bu dünya bizim için değil, hayvanlar bizim için değil, ormanlar, göller, ‘biz’den olmayan insanlar bizim için değil. Oysaki insanlar olarak egomuzu ön plana koyduk, doğaya hükmedebileceğimizi sandık, birbirimize, ‘diğerlerine’ hükmedebileceğimizi sandık; kendimiz dışında her şeyi yok saydık. Savaşlar yaptık, ormanları yok ettik, gölleri kuruttuk, hayvan türlerini yok ettik, çok şey yok ettik; birlikte vardık, şimdi ise birlikte yok olacağız.

Son zamanlarda ne kadar gündemde olan bir konu olsa da görmezden gelinen ve ciddiye alınmayan, işlerin giderek daha da kötü hale gelmesine izin verilen bir konu var; iklim değişikliği. Bu olay artık değişiklikten de çıktı, bir kriz haline geldi. Kendi ellerimizle kendi gezegenimize getirdiğimiz son… İklim değişikliği sadece hava sıcaklığını arttırmıyor, büyük fırtınalar, seller, büyük doğa felaketlerini de, kısaca doğanın yıkım gücünü de beraberinde getiriyor. Büyük yangınlar oluyor, sebepsiz yere masum milyonlarca canlı ölüyor. Yakında sular yükselecek, şehirler, ülkeler sular altında kalacak ve belki de yıkılacak… Peki, tüm bunlar insanlardan en çok kimleri etkileyecek? Büyük siyasetçileri ya da zenginleri etkilemeyecek. Gelişmemiş ülkelerde veya sokaklarda yaşayan insanları, maddi durumu yetersiz insanları, yine hep görmezden geldiklerimizi etkileyecek aslında. İşte, bizim kendi ellerimizle yarattığımız sonumuz, göz göre göre yok oluşumuz…

Sera gazları dediğimiz bazı gazların atmosferde olması gerektiğinden fazla birikmesiyle aslında yararlı olan doğal sera gazı etkisinin zararlı hale gelmesi ortalama yüzey sıcaklıklarındaki arttırıyor ve iklimleri değiştiriyor. WWF’nin yayınladığı belgeye göre, iklim değişikliğinin etkisi sıcaklıklardaki artıştan ibaret değil. Kuraklık, seller, şiddetli kasırgalar gibi aşırı hava olaylarının sıklığı ve etkisinde artış, okyanus ve deniz suyu seviyelerinde yükselme, okyanusların asit oranlarında artış, buzulların erimesi gibi etkenler sonucunda bitkiler, hayvanlar ve ekosistemlerin yanı sıra insan toplulukları da ciddi risk altındadır.

Yapılan araştırmalar gösteriyor ki, iklim krizinin en büyük sorumlularından biri hayvancılık sektörü. Birkaç örnek vermek gerekirse mesela; Amazon ormanlardaki yıkımın (Eğer hatırlıyorsanız geçen zaman diliminde haftalarca yandı amazon ormanları, herkes sosyal medyada ciğerlerimiz yanıyor diye ağladı.) %91’inden hayvancılık sektörü sorumlu, küresel ısınma sebeplerinden olan egzoz gazı salınımı sera gazının %13’ünden sorumluyken, hayvancılık tek başına %18’inden sorumlu  (2050’ye kadar bunun %80 olacağı öngörülüyor)… Yediğimiz bir hayvan bedeninden yapılmış hamburger, sadece bir hayvan ölümüyle bitmiyor (ki bu da aslında çok büyük ve korkunç bir sonuç), aynı zamanda gezegeni de üzerinde yaşayanlarla birlikte ölüme yaklaştırıyor. Baktığımız zaman, hayvancılık sektörünün hem doğaya hem insanlara olan zararı açıkça ortada, belirtmek isterim tekrardan biz birlikte var olduğumuz için bu dünyada neye zarar verirseniz aslında dünyadaki her şeye zarar vermiş oluyorsunuz. Örnekleri de açıkça ortada, fakat neden hala devam ediyor tüm bunlar? Tüm bu acılar, bu ölümler, bu yok oluşlar… İnsanlar etik anlamda evrimleşir, şu anki yaşadığımız anda özellikle sebepsiz yere bir canlıya zulüm etmek kabul edilemez. Evrim teorisinde de görüldüğü gibi hepimiz ortak atadan geldik ve diğer insan olmayan hayvanlarla farkımız yok. Bir kuzuyu öldürmek ve bir kediyi öldürmek ve bir insanı öldürmek arasında fark yok. Ceset (et) yemek etik anlamda kabul edilemez. Evet, faydası olabilir ama sırf bize faydası var diye bizimle aynı olan canlıyı öldürmek ne kadar doğru? Patronun sırf faydası var diye işçiye işkence çektirmesiyle, erkeğin sırf kendisini tatmin ediyor ve kendisin faydası var diye kadına tecavüz etmesiyle hiçbir fark yok aslında. Hepsi aynı ortak bakış açısının ürünü. Pekâlâ, şu yöne çevirelim bir de, çok eski zamanlarda yaşasak milattan önce vs. hiçbir alternatifimiz olmasa, evet yaşam mücadelesi için hayvan avlamak öldürmek kabul edilebilirdi. Ama şu an başta söylediğim gibi ahlaki açıdan evrimleşmiş bir tür olmamızın yanı sıra çok sayıda alternatifimiz ve aynı zamanda bize öncülük eden bilim var. Etten aldığımız besinlerin hepsini topraktan da alabiliriz. Hem de sağlıklı, zararsız, sömürüsüz bir şekilde ama tüm bunlara rağmen devam eden bir hayvan tüketim çılgınlığı var. Çünkü alışkanlıklar var, kapitalist sistemin bizlere dayattığı reklamlar var, insanların egosu var, refahımız var…

Yarattığımız tahribata yıkıma bir bakın. Dehşet verici kabul edilemez bir şiddet ve kendi ellerimizle getirdiğimiz sonumuz… Dilerim ki bizler bunu değiştirebiliriz, belki şu ana dokunamıyoruz ama şimdiden köklü değişikliklere gidilebilir ve gelecek kuşak eğitilebilir, değiştirilebilir. İnanıyorum ben bizler bunu başaracağız, barış olacak, birlikte yaşamayı öğreneceğiz ve özgür olacağız, Maksim Gorki’nin Ana’da dediği gibi, “Yeryüzünde özgür insanlar, özgürlüklerle yüceltilmiş kişiler yaşayacak; herkesin yüreği açgözlülük ve ihtirastan arınmış olacak.(…) O zaman yüreklerinde bütün bir sevgiyi barındırabilecek kişiler, en derinlerinde sevmesini bilenler en özgür olanlar insanların en iyisi sayılacak… Çünkü güzel ancak onlarda barınabilir!”

Sosyal medyada paylaş

Serenay Sabırlı

Okumayı öğrendiği ilk andan itibaren kendini edebiyata, daha fazla okumaya, araştırmaya, öğrenmeye adamış. Henüz ilkokuldayken okuduğu Samipaşazade Sezai’nin Sergüzeşt kitabını asla unutamaz. Türk edebiyatına ayrı bir hayran, doğunun büyüsüne inanıyor ve hep eskiyi özlüyor. Yaşamının anlamını barış ve sevgide bulmuş. Sanata ve doğaya aşık; gerçek ve sonsuz özgürlük peşinde. Hayatının dönüm noktası vejetaryen ardından da vegan olmasıymış. Gelecek kuşağa inanıyor, insan ve hayvan özgürlüğü için mücadele ediyor, mücadelenin zaferle sonuçlanacağına, güzel günlerin geleceğine inanıyor.
Published On: Mart 5th, 2020Categories: Ekoloji, Hayvan Hakları, Veganlık0 Yorum

Leave A Comment