Bir Modern Toplumu Önerisi: Şiddeti Meşrulaştırma!

Türkiye’nin kronik toplumsal problemlerinin başında gelen erkek şiddeti, her geçen gün medyada sorunlu bir şekilde karşımıza çıkıyor. Yapılan haberler, yorumlar, paylaşımlar aslında tüm bunlarda kullandığımız dil bu şiddeti yeniden üretebiliyor. Kadınlar, çeşitli medya formatlarında toplum tarafından atfedilen geleneksel rolleri üzerinden ya da herhangi bir sebeple taciz ediliyor, şiddete maruz bırakılıyor.

Peki Bu Şiddeti Nasıl Tanımlarız?

Birleşmiş Milletler Kadınlara Yönelik Şiddetin Önlenmesi Bildirgesi’nin birinci maddesinde, kadınlara yönelik şiddet, “ister kamusal isterse özel yaşamda meydana gelsin, kadınlara fiziksel, cinsel veya psikolojik acı veya ıstırap veren veya verebilecek olan cinsiyete dayanan bir eylem veya bu tür eylemlerle tehdit etme, zorlamaya veya keyfi olarak özgürlükten yoksun bırakma” şeklinde tanımlanıyor. Kadınlara Karşı Ayrımcılığın Önlenmesi Komitesi’ne göre, kadınlara yönelik toplumsal cinsiyete dayalı şiddet, “bir kadına sırf kadın olduğu için yöneltilen ya da oransız bir şekilde kadınları etkileyen” şiddettir, şeklinde ifade ediliyor.

Peki Nasıl Oluyor Tüm Bunlar?

Ataerkil düzen ve inşa ettiği toplumsal roller, kadınlar üzerinde bir dayatma aracı oluyor ve kadın başlı başına bir birey olmaktan çok nesne olarak görülüp, erkeğin ardına itiliyor. Türkiyeli kadınlara dayatılmış toplumsal roller ise kadını eve mahkûm ediyor. Bu coğrafyada kadının en temel “görevlerinin”, ev işleri yapmak, çocuk doğurmak ve onun bakımını üstlenmek, ailenin tüm ihtiyaçlarını karşılamak olduğunu varsayarsak erkek şiddetinin en temelde bu dayatmaları yerine getirmediği zaman oluştuğunu görüyoruz. Kadına en hayati ihtiyacı olan yaşama hakkına ve özgürlüğüne ket vurulduğunda oluyor tüm bunlar. Okuyamazsın, gidemezsin, giyemezsin, konuşamazsın, yapamazsın’lar başladığında şiddet de varlığını gösteriyor.

Evli olduğu erkek tarafından katledilen Pınar’ı, 21 yaşındaki Kezban’ı, boşanmak üzere olduğu erkek tarafından katledilen Duygu’yu tanıyor ve biliyoruz. Her gün şiddete uğrayan, katledilen kadınların haberleriyle uyanıyoruz. Gördüklerimiz ve duyduklarımız gerçeğin kısır bir çeyreği iken bize bu haberleri sunanların kullandığı eril dil ile şiddet arasında sıkışıp mücadele etmeye çalışıyoruz. İşte bu sorunlu dil, kadını ötekileştiriyor, şiddeti minimalize ediyor ve meşrulaştırıyor, ortada “sorun” kalmayana dek kadınların ölüm haberlerini yeniden yeniden ve yeniden “sorunlu” bir şekilde önümüze sunuyor.

https://www.ozgurpolitika.com/haberi-erkek-siddeti-nefes-aldirmiyor-3240

Peki Nasıl Şiddet Meşrulaşır?

Günümüz yeni medya teknolojileri kitlesellik bakımından incelendiğinde fayda sağlarken diğer bir yandan şiddeti yeniden üretebilecek bir ortam hazırlıyor. Ana akım medyanın erkek şiddetini yeniden üretmesi, sosyal medyanın hızı ve popülaritesi ile birleştiğinde ortaya korkunç bir manzara çıkıyor. Teknolojinin sınırlarının belirsizleşmesi, erişim olanakları ve bireylerin özgür bir ortamda fikirlerini beyan edebilmesi bu mecranın işlevselliğini olumsuz yönde etkiliyor. Tek tıkla ulaştığımız haberlerin sorunlu dili bir yana; paylaşırken her bir kullanıcının düşüncesini ifade ettiği yorumlar, haberi paylaşım biçimi etkilediğimiz alanı genişleterek bu şiddeti görünür kılıyor. Şiddeti görünür kılarken meşrulaştırma eşiğindeki birçok kullanıcı tehlikenin boyutunu fark etmeden ilerliyor, birçoğu da bile isteye bu şiddeti destekliyor. Şiddet haberlerinin izleyicinin dikkatini çekecek şekilde verilmesi -katledilen kadın fotoğrafları, olay yerinden kareler- şiddete karşı duyarsızlaşma gibi sonuçları ortaya çıkarıyor. Öte yandan failin işsiz olması, ekonomik sıkıntılar çekmesi gibi bilgilerin verilmesi şiddeti meşrulaştırmaktadır.

Peki Biz Okuyucu/ Kullanıcı/ İzleyici’ler Ne Yapabiliriz?

Medya, özelikle son yıllarda, erkek şiddetinin kamuoyu nezdinde görünür hale gelmesinde etkili olmuştur. Ancak, medyanın erkek şiddeti olaylarını haberleştirme biçimi ve üslubu, bazı durumlarda bu şiddetin yeniden üretilmesine yol açıyor. Hemen her gün bir kadın cinayetinin işlenmesi, potansiyel şiddetin hedefi olan kadınların korunmasının ve erkek şiddeti ile mücadelenin ne derece önemli olduğunu ortaya koyuyor. Tam da bu noktada okuyuculara ve sosyal medya kullanıcılarına düşen sorumluluk oldukça önemlidir. Gördüğümüz şiddet haberlerinde ya da yaptığımız  paylaşımlarda, yazdığımız yorumlarda eril bir dil kullanmamaya dikkat etmeli, erkek şiddetini mazur gören, özendiren ifadeler kullanmamalı, sansasyon yaratan haberleri değil erkek şiddetini toplumsal gündemde bir kez daha kınamalıyız. Kadınlarla birlikte mücadele etmeyi, en önemlisi ve etkilisi olan sosyal medyadaki paylaşımlarda eril dili ortadan kaldırmalıyız. Pınar’ın, Kezban’ın, Duygu’nun uğradığı şiddetle mücadele etmek ve ona karşı durmak tek tuş kadar yakın! Şiddeti meşrulaştırmadan birbirimizin sesi olalım.

Kaynak:

Görsel: https://gazetekarinca.com/2020/04/salgin-suresince-erkek-siddeti-artti-devlet-kadinlara-sosyal-mesafeli/

https://humanrightscenter.bilgi.edu.tr/tr/content/140-kadnlara-kars-ayrmclgn-onlenmesi-komitesi/

https://m.bianet.org/bianet/print/35881-kadinlara-yonelik-siddet-nedir

Şebnem Subaşı
Şebnem Subaşı
Ege Üniversitesi’nden mezun, mesleğine küstürülmüş bir gazeteci. Okumayı çok sever, bir şeyler yazmayı sıkça dener. Arada bir çizer, tuvallerini çiçeklendirir. Yaşamının büyük bir bölümünü anı biriktiricisi olarak geçirir. Nostaljik bir yapısı olduğu için bu çağa kendini eğreti görenlerdendir. Ent Dergi/Yaşam kategorisinde yazar. “Ni una menos” sözüyle hayata tutunan bir dünya vatandaşıdır.

Rastgele Yazılar

Marksizm ve Hukuk Okulu 12. Döneminde Çevrimiçi Devam Edecek

2015 yılında hukuk öğrencisi ve avukatlardan oluşan bir grup tarafından kurulan Marksizm ve Hukuk Okulu mevcut eğitim mentalitesinin dışında ve karşısında...

Mülteci Kadınların Ortak Paydası Ne?

Birleşmiş Milletler 2017 verilerine göre 258 milyon insan doğduğu topraklardan farklı bir yerde yaşıyor. Uluslararası Göç Örgütü’nün 2020 Dünya Göç Raporu analizine...

Japonya’nın Animasyon Babası: Hayao Miyazaki

Hayao Miyazaki'yi, Japonya’nın ya da tüm dünyanın animasyon babası olarak tanımlamak hiç de abartılı olmayacaktır.

Viva Zapata- 1952 ABD Yapımı Biyografik Western Film

Yönetmenliğini ( söyleyemeden geçemeyeceğim) İstanbul'un Haliç kıyısındaki tarihi semti Fener'de doğmuş olan Elia Kazan'ın üstlendiği, oyuncu kadrosunda Marlon Brando, Anthony Quin gibi usta isimler yer alan Meksika devriminin liderlerinden biri olan Emiliano Zapata'nın devrim mücadelesini konu alan tek solukta izleyebileceğiniz bir başyapıt.

İlgili Makaleler

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz