Bir Eylem ve Direniş Sembolü: Dirmit

Büyülü gerçekçilik akımının kullanıldığı ilk yer resim sanatıdır. Büyülü gerçekçilik bir terim olarak ilk İtalyan yazar Massimo Bontempelli tarafından kullanılmıştır. Büyülü gerçekçilik akımını her ne kadar farklı edebiyatlarda karşımıza çıksa da, akım kendisini en çok Latin Edebiyatı’nda göstermiştir. Bu akım içerisinde verilen ilk eser Jorge Luis Borges’ın Alçaklığın Evrensel Tarihi adlı yapıtıdır. Akımının bir diğer önemli ismi Gabriel García Márquez’dir. Kolombiyalı yazar, Yüzyıllık Yalnızlık (Nobel Ödülü) yapıtıyla akıma büyük bir etki yaratmıştır. Günter Grass, İtalo Calvino, Salman Rushdie, Janet Frame ve John Fowles akıma destek veren yazarlar içerisindedir.

Büyülü gerçekçilik “magic” kelimesinden türemiştir. “Magic” kelimesi büyülü, gizemli manalarına gelir. Olağanüstü, gerçek dışı şeyleri anlatmak için kullanılır. “Magic” kelimesi akıl dışı, mantığa sığmayan durumları anlatırken kullanılır. Diğer bir kelime olan ”realism” ise gerçekçiliği ortaya koyar. Büyülü gerçekçilik, genel olarak postmodern eserlerde karşımıza çıkar. Bu yüzden postmodernizmin ana merkezi olarak kabul edilir. Büyülü gerçekçilik; gerçekçilik ve fantastikle yakından ilişkilidir, fakat ne gerçekçi ne de fantastik edebiyata özdeş sayışır ( Özsevgeç, 2015).

Büyülü gerçekçilik, Türk Edebiyatında kendini 1980’lerden itibaren göstermeye başlar. “Magic Realism” olarak bilinen akım Türkçe’ye “Büyülü Gerçekçilik”, “Büyüleyici Gerçekçilik” ve “Muhteşem Gerçekçilik” olarak çevrilmiştir ( Özsevgeç, 2015). Türk Edebiyatında Latife Tekin ve Nazlı Eray gibi yazarlar kullanmıştır. Elif Şafak’ta zaman zaman bazı eserlerinde büyülü gerçekçilik akımından faydalanmıştır. Bu yazının devamında Türk postmodern yazar Latife Tekin’in kısa yaşamı, edebi anlayışı ve Sevgili Arsız Ölüm adlı yapıtı üzerine kısa bir inceleme yapacağız.

Latife Tekin, 1957 yılında Kayseri’de doğdu. 9 yaşındayken ailesiyle birlikte İstanbul’a geldi. Ortaöğrenimini Beşiktaş Kız Lisesi’nde tamamladı. İstanbul Telefon Başmüdürlüğü’nde kısa bir süre çalıştı. İlk kitabı “Sevgili Arsız Ölümü” 1983’te yayımladı. Eseri Gabriel García Márquez’un “Yüzyıllık Yalnızlık” adlı yapıtıyla benzerlik gösterir. Eserleri birçok dile çevrildi. Latife Tekin, Bodrum Gümüşlük’te bir “Edebiyat Evi” projesi başlatmıştır. 2019 yılında, Erdal Öz Edebiyat Ödülü’ne layık görüldü.

Latife Tekin, ilk romanını yayımladıktan sonra edebiyatta kendisine yer aramaya başladı. Kendisi de yazdığı romanlardaki tutumunu Anadolu’daki ya da köydeki halkın sesini oluşturduğunu düşünmüyordu. Sevgili Arsız Ölüm’ü romanında karşımıza çıkan mistik, gerçek dışı tutumundan kaynaklı, onu büyülü gerçekçilik akımı içerisinde değerlendirdiler. Latife Tekin, ne dil ne de üslup bakımından kendisini bu tutumda değerlendirmedi. Latife Tekin eserlerinde, köyden kente göçen insanları ve bu insanların şehirde tutunma çabasını işler. Aynı zamanda, o da köyden kente göçtüğü için “içselliği”, “benimsemeyi” ve “içtenliği” dilinde görebiliriz. Latife Tekin’in içinde bulunduğu dönem, eserlerinin dilinin bu denli özgün oluşunu etkilemiştir. Gece Dersleri ve Unutma Bahçesi romanlarında, yazıldığı dönemin sanat ortamını ve siyasi anlayışını görebiliriz. 12 Eylül 1980 darbesinin hemen ertesi günü eline kalınca bir defter alan Latife Tekin, Sevgili Arsız Ölüm romanını nasıl yazdığını şöyle anlatır:

“12 Eylül’den hemen sonra, neredeyse ertesi sabah Sevgili Arsız Ölüm’ü yazma kararıyla evimizin arka odasına çekildim. Ucuzundan kalınca bir defter aldım, bir de tükenmez kalem (…) Altı ay, bana ‘Evet bu yazmayı hayal ettiğim romanın ilk sayfası olabilir’ dedirtecek bir şey yazamadım doğal olarak. Sonra işte bir yarım sayfa yazdım ki yüzüme dikilen üzüntülü bakışlardan kurtulmamı sağladı. O odadan yenilmiş olarak çıkarsam, başaramazsam kesinlikle yaşamaya razı olamayacağım bir hayatın içine çekilirmişim gibi bir korku sarmıştı beni ” (Andaç 2002: 23)

Latife Tekin’in bu romanı yazmaya iten şey, dönemin siyasi hareketliliğidir. Aynı zamanda hayatından da izler taşır. O, ne kadar kötü hissettiği bir dönem de yaşarsa yaşasın üretmekle arasına mesafe koymamış.

“O dönemde, o kadar önemliydi ki benim bir şey yaparak kendimi kurtarabilmem… 12 Eylül’ün şiddetini bertaraf edip parçalanmamak için benim de o şiddette bir şey yapmam gerekiyordu” (Özer 2005: 21)

Latife Tekin Sevgili Arsız Ölüm eseriyle Batıl inançların zirve yaptığı Aktaş ailesine, dikkatleri yönlendirir. Romanda, Akçalı köyünde yaşamlarını sürdüren Aktaş ailesi, yaşadıkları olumsuzluklardan dolayı köyden kente göçerler, kentteki yaşadıkları olumsuzluklar anlatılmaktadır. “Sevgili Arsız Ölüm’de göç, mekân değiştirmeyle sınırlı değil; ölüm-yaşam zıtlığı, yoksulluk ve farklı bireysel temalara bağlanan içsel yolculuklar üzerinden de açımlanır.”  Eserde, ülkenin herhangi bir Anadolu kasabasında görebileceğimiz halk inançlarını, içerisine gerçek dışı ve gizem katılarak anlatılır. Romandaki mekânların, dış dünyayla ilişkisi yoktur.

“O zamana kadar Alacüvekliler bir yerden bir yere eşeksırtında gitmeye bile alışık değillerdi. Gidip geldikleri yerler kasaba dışında iki adımlık yoldu. Kasabaya da öyle sık gidip geldikleri yoktu zaten. Üstelik bu uzun yolu kısaltmak için iyi de bir kolaylık bulmuşlardı” ( Tekin 11-12).

Sevgili Arsız Ölüm okuyucuya böyle bir girizgah sunarak esere olan ilgiyi canlı tutar ve merak duygusunu da sık sık harekete geçirir. Büyülü gerçekçilik akımı anlatıldığı yer ve zamanı özel kılar; ayrıca zaman zaman da gerçekçilikle ilişkilendirilen bir tür olarak bilinir ( Özsevgeç, 2015). Akımın bu özelliğinden dolayı eserde Latife Tekin’e ait otobiyografik unsurlarla karşılaşırız. Eserde okuyucunun dikkatini ve merakını canlı tutmak için gerçekliğin içine olağanüstü öğeler katılır. Zaman zaman dua, büyü, ölüm ve dirilme gibi konular eserin dinamiğidir. Büyülü gerçekçiliği açıklayan bir diğer kelime zıtlıktır. Sevgili Arsız Ölüm’de birbirine tamamen zıt şeyleri görmek mümkündür. Atiye’nin kentten köye göçmesine rağmen köy yaşamına hemen uyum sağlaması, ara ara ölüp dirilmesi gibi durumlar zıtlıklara örnek olarak verilebilir.

Sevgili Arsız Ölüm’de Atiye ve Huvat çiftinin dört çocuğu var. Tekin, romanın ilk bölümünde Aktaş ailesinin küçük kızının hayal âlemi üzerinde durmaktadır. Dirmit’in doğumunda ve doğumdan sonraki olaylarda bazı olağanüstülükler vardır. Köylü erkânından birisi olan Cinci Mehmet, Dirmit’in normal bir çocuk olmadığını tüm köye yayar. Dirmit, çocukluğundan itibaren cansız varlıklarla konuşması, çevresi tarafından “cinci” olarak anılmasına sebep olur. Atiye’de kendi kızının cinli olduğunu düşünür, ona yakınlaşmaktan korkan bir anne olarak karşımıza çıkar, köydeki toplumsallaşma ve sürü psikolojisinin içerisinde yer aldığını görürüz. Aslında çocukların küçük yaşlardan itibaren cansız nesnelerle iletişim kurması, konuşması gayet normaldir. Huvat, oğulları Halit ve Seyit’le beraber şehirde çalışırken köydeki Atiye ve diğer çocukları da yanlarına almaya karar verir. Aktaş ailesinin yapmış olduğu göç yoksulluk, işsizlik gibi bir dizi sorunu getirir. Huvat kendisini dine verir, Halit girdiği hiçbir işte tutunamaz, Seyit’te sakatlık sorunları yaşar. Evin geçimini sağlamaya çalışan Atiye, yaşadıkları bazı sorunlardan kurtulmak için Nuğber’i gizlice çalışmaya göndermekte bulur. Gizlice çünkü evin erkekleri bunu kabul etmez. Evin küçüklerinden olan Mahmut da okulu bırakıp çalışmak zorundadır. Dirmit, evde okula devam eden tek kişidir. Dirmit’in yeri romanda çok önemlidir. Değişime açık, zorluklarla mücadele eden, farklı şeylere ilgi duyan kişidir. Evden kaçıp sokaklarda dolanmak isteyen de, şiir yazmak isteyen de, bekâretini neden koruması gerektiğini bilmek isteyen de odur. Dirmit’in isyanlarının karşısında da duran Atiye’dir. Defalarca Azrail’e teslim olmayan ama en sonunda nihai sonuca erer.

Dirmit bir başkaldırının, özgürlüğün ve eylemin parçasıdır. Duygularını dolu dolu yaşayan, kuş, rüzgâr, kar ile dertleşen bir karakter. Aklına yatmayan bir şey olduğunda soran, araştıran ve en önemlisi de her şeye direnir. Dirmit, fark etmeden içimize girer, hepimiz onda kendimizden bir parça bulur, romanın en sevdiğimiz karakteri olur.

Toplumsal cinsiyet kavramı, biyolojik cinsiyetimizin ötesinde toplumsal olarak inşa edilen cinsiyet edinme sürecine dikkat çeker ( Bakan, 2013). Herhangi bir toplumun içinde kadın ya da erkek olmak, cinsiyet farklılığının da ötesindedir. Erkeklere; güçlü, toplum içersin de ağlamaması gibi kadınlara ise; narin, utangaç, duygularını açık bir şekilde yaşaması gibi kalıpların içerisinde tutarız. Biz doğmadan önce ya da doğduktan sonra bize verilen görevler ve kodlarla yaşıyoruz. Bu süreç, erkeklerin evini geçindiren baba, kadınların ise çocuklarını büyütüp, evi temizlemesi gibi yükümlülüklerle devam eder. Daha sonra ise, gelecek kuşaklara bir gen misali aktararak tekrar eden bir süreç hâlini alır. Bu döngüyü ancak öğrendiğimiz ya da öğretilen şeyleri değiştirerek kırmak mümkündür.

Latife Tekin de Sevgili Arsız Ölüm adlı romanında cinselliği, kadının toplumdaki yerini, kadın ve erkeğin cinsel ve sosyal kimlik arayışlarını sorgulama biçimleri açısından feminist bir yaklaşım içindedir (BAKAN , 2013). Dirmit, ağabeylerinin yaptıklarını neden yapamadığını sorguladığında, Nuğber’in genç yaşta evlendiği için değersizleştirilmesi, şimdiye kadar olan rollerin sorgulanması söz konusudur. Romanda, cinsiyet fark etmeksizin toplumun koyduğu kurallara uyulmadığında bireylerin ötekileştirilip, dışlandığını gözlemleyebiliriz:

“Dirmit daha yüzündeki parmak izleri silinmeden iriyarı sarı kızla arkadaş oldu. Çok geçmeden kızın ne kadar huyu varsa kaptı. Ondan kopya çekmeyi, derste çıplak kadın resimleri yapıp oğlanlara göstermeyi, oğlanlarla öpüşmenin ayıp olmadığını öğrendi. Öğrendiklerini gelip bir de evde sayıp döktü. Atiye’nin yüreği ağzına geldi. Sonra sonra sarı iriyarı kızın büyüyünce orospu olacağı içine doğdu” ( Tekin 83).

Koyulan kuralların dışına çıkıldığında, toplum tarafından kötü olarak görülen şeyleri yapmaya başladığında, insanlara başka şans tanınmaz. Sevgili Arsız Ölüm’deki cinsiyet rolleri, toplum içerisindeki karakterler üzerine harmanlanmıştır. Latife Tekin’in romanın başarısı cinsiyet eşitsizliğini, tabuları ve daha nice konuyu okuyucuya hissettirmeden anlatmasından gelir. Bu, romanı tekdüzelikten kurtarırken, okuyucuları sıkmaz ve vermek istediği mesajları düşündürmeye sevk eder.

1. “Sevgili Arsız Ölüm‘ün Olağanüstü Gerçek Korkuları”, Millî Folklor (79), 2008.

 

KAYNAKÇA:

1-) Tekin, Latife. (2013). Sevgili Arsız Ölüm. İletişim Yayıncılık.

2-) Bakan, Ronay. (2013). Sevgili Arsız Ölüm’de Toplumsal Cinsiyet. Boğaziçi Üniversitesi Kadın Araştırmaları Kulübü. http://www.bukak.boun.edu.tr/?p=854#_ftn2.

3-) Gökçe, Ayşe. (15 Ocak 2014). Türkçenin yarına kalacak büyülü mirası: Latife Tekin romanları. Arka Kapak. https://arkakapak.babil.com/turkcenin-yarina-kalacak-buyulu-mirasi-latife-tekin-romanlari/.

4-) Tüzül, Şule. (2 Temmuz 2015). Bir direnişten doğan roman: “Sevgili Arsız Ölüm”. Edebiyat Haber. https://www.edebiyathaber.net/bir-direnisten-dogan-roman-sevgili-arsiz-olum-sule-tuzul/.

5-) Tanrıtanır, Bülent Cercis ve Çalışkan, A. Melike. (2017). Gabriel García Márquez’in Kırmız Pazartesi Romanıyla Latife Tekin’in Sevgili Arsız Ölüm Romanında Büyülü Gerçekçilik. Ç. Ü. Sosya Bilimler Enstitüsü Dergisi, Cilt 26, Sayı 1, Sayfa 302-312.

6-) Özsevgeç, Yıldırım. (2015). “Büyülü Gerçekçi Kurgu Üzerine.” Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi, Cilt.8, Sayı 39, s.188-194.

Sosyal medyada paylaş

Birgül Tekin

2000 yılında Denizli'de doğdu. Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde eğitim hayatı halen devam ediyor. Edebiyat tutkunu. Küçük yaşlarından beri şiir ve deneme yazıyor. Fikir ve düşünce hayatında Ahmet Hamdi Tanpınar, Orhan Pamuk, Yaşar Kemal, Montaigne ve Halide Edip Adıvar etkilidir.
Published On: Eylül 28th, 2021Categories: Kültür & Sanat0 Yorum

Leave A Comment