Çok popüler olan eğlencelerden uzak durun diyen Epiktetos’un sözünü dinlemedim. Netflix’ten bir dizi izledim. Dizi, kariyerinde ilerlemek isteyen pozitif karakteri ve iş aşkıyla sinir bozucu tatlılığa sahip Emily’nin Amerika’dan Paris’e taşınmasının hikayesini anlatıyor. Diziyi genel olarak sığ bulsam da Amerikan kültürü ile Fransız kültürünün çatışmasını izleyebilmek keyifli geldi. Üstelik sosyal medya ve pazarlama üzerine günümüzdeki iş hayatına dair gerçekçi izlere de denk geliyoruz. İlerleyen bölümlerde Emily, Çinli genç bir kadın ile samimi bir arkadaşlık kuruyor. Benim hikâyem de burada başlıyor. Bir sohbetlerinde Çinli kadın Paris’te yaşamanın onu nasıl hafiflettiğinden bahsederken kulaklarımıza bir kavram fısıldıyor; Flaneur (Flanör). Dizide hiçbir şey yapmadan yaşayabilmenin karşılığı olarak tanımlanıyor. Oradan başlıyorum Flanör’ü aramaya. En ısındığım kısa tanımı ise, “Şehir Gezgini” olarak karşıma çıkıyor. Bu kavramla ilgili yazılmış o kadar çok kitap var ki bütün yıl boyunca okuyabilirim.

Paul Gavarni tarafından tasvir edilen bir Flâneur (1842)

Dostoyevski’nin “Beyaz Geceler” hikayesindeki baş karakterimizin de tam olarak bir Flanör olduğunu öğrenince İş Bankası Kültür yayınlarından basılan Beyaz Geceler adlı kitabı okumaya karar verdim. Kitapta Beyaz Geceler öyküsüyle birlikte Dostoyevski’nin 1848 yılına ait dört öyküsüne de yer veriliyor. Yazarın en beğenilen öykülerinden biri olan Beyaz Geceler’de hem hüzünlü ve karmaşık bir aşk hikayesi, hem de dönemin Rusya’sının sosyo-ekonomik yapısının ipuçlarını da görebiliyoruz. Karakterlerin aşka yükledikleri anlam aşk hakkında üç farklı tartışmaya götürüyor bizi. Her birinin aşk anlayışları kafamı o kadar karıştırdı ki aradığım kavramı unutup hikâyede kayboldum. Hikâyenin kendisi mi yoksa atipik karakterin özellikleri mi daha görünür? Hikâyeyi güçlü kılan hangisiydi? Buna karar vermek için derin tartışmalara ihtiyaç var. Flanör’ü Benjamin’in tanımındaki “Aylaklık ve hedonizmi yaşam tarzı haline getiren kişi.” olarak düşündüğümüzde hikayedeki isimsiz hayalperest karakterle bu kavram birbiriyle oldukça örtüşüyor. Onun hayat felsefesinin en sağlam özetine ise  hikayenin sonunda sevdiği kadına yazdığı mektuptaki şu cümleyle ulaşıyoruz:

“Tanrım! Bir anlık mutluluk! Koskoca bir ömürde az şey mi?”

Kafamda Dostoyevski’nin “Beyaz Geceler”i ve Emily in Paris dizisi dolaşırken raflara “Bisiklet Mucizesi” diye bir kitap yerleşti. (Yazının bu kısmını yazarın kitabında önerdiği iki müzik eşliğinde okumanız keyifli olacaktır. Charles Trenet – Y’a d’la joie ve Bourvil A bicyclette ) Antropolog Marc Augé hem bisikletin tarihine hem de insanlığın tarih boyu bisikletle olan ilişkisine değindiği kitabında aynı zamanda içinde bulunduğumuz çağ için bisikletin öneminden bahsediyor. Bunu yaparken de kentlerin yapılarının neden değişmesi gerektiğini açık ve net bir şekilde tartışıyor. Bu tartışmayı bisikletin insanları sahici bir özgürlük hissine nasıl yaklaştırabileceğini anlatarak sürdürüyor. Bisikletin hem doğa için hem de bireysel sağlığımız için iyileştirici gücüne her bölümde yer veriliyor. Kitabın işime en çok yarayan tarafı ise Paris sokaklarına, Seine Nehri’ne, Fransa taşralarına yolculuğa çıkıyor oluşumuz. Burada Flanör ile yeniden karşılaşıyorum. Merakla peşine takılıyorum.

Sayfalar ilerledikçe kafamdaki “Flanör kime denir?” sorusunun yerini “Paris’in yeni Flanörleri nasıldır?” sorusu alıyor. Arayışın büyüsü bu olsa gerek, Marc Augé’yi Flanör’ü tanımak için okurken hem uzaklaştığımız bisikleti hem de pek az konuştuğumuz büyük şehirlerin yapılarını yeniden düşünebileceğimizi hatırlıyorum. Yazar; hayatın değişmesi gerektiğini, bunun da kentlerin değişmesiyle sağlanabileceğini savunuyor. Marc Augé için yeni dünya düzeni bir ütopyadır. Bisikletse bu ütopyayı gerçek kılmada önemli bir araçtır.“Bisiklet Mucizesi”nde Paris’te bisikleti okurken İstanbul’da bisikleti düşünmeden edemiyorum. Şöyle bir düşününce sağlığın ve doğanın kıymetini acı tecrübelerle anladığımız şu günlerde bisiklete bir şans verebilir miyiz? Daha kullanışlı ve daha faza bisiklet yolu talep edersek kentin sorunları sıralamasında kaçıncı sıraya yazılırız?Paris’ten İstanbul’u düşünmeye geçmişken İstiklal Caddesi’nde sadece dolaşıp gelip geçeni gözlemleyen, zihni hikayelerle bulanmış Flanörler görmüş, tanımış olabilir miyim? Fransa’da doğmuş bu kelimeyi İstanbul’un hangi sokaklarında bulabilirim? Belki ben bunları düşünürken yanımdan gelip geçmiştir. Kim bilir? Flanör’ü kitaplarda aramaya devam edeceğim.

 

Kapak Görseli: Konstantin Kakanias

Sosyal medyada paylaş

Goncagül Yılmaz

Van’da doğdu. Biraz büyüdü. İstanbul Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım bölümünü bitirdi. Bir süre kurumsal kimlik danışmanlığı yaptı. Son üç yıldır yayın ve kitap alanında çalışıyor. Son gemi, Zamansız ve Oku-yorum dergilerinde öyküler yazdı. Jack London ve Virginia Woolf’un tavsiyelerine uyuyor. İstediği gibi yazabilmek için çok çalışıyor.
Published On: Ocak 28th, 2021Categories: Dizi, Edebiyat, Kitap, Kültür & Sanat0 Yorum

Leave A Comment