Sosyal medyada paylaş




“Kadının özgürlüğünün tamamlanması ancak, gündelik yaşamdaki köklü bir dönüşümle gerçekleşebilir”


Aleksandra Kollantay 31 Mart 1872’de (bazı kaynaklarda 19 Mart olarak gösteriliyor) St. Petersburg’da burjuva bir ailenin çocuğu olarak doğdu. Ailenin beklentisi olan sosyete hanımefendisi olmak yerine Marx ve Engels üzerine çalıştı.

19 yaşında evlendi. Bir yıl sonra bir çocuğu oldu. Kocasının çalıştığı fabrikaya ziyaretinde işçi sınıfının yaşam koşullarını gördüğünde hayatına yeni yönler vermesi gerektiğini düşündü. Evliliği çok benimseyemeyen Kollantay, 1893 yılında eşinden boşandı ve Zürih’e ekonomi okumaya gitti.

1906’da Rus Sosyal Demokrat İşçi Partisi’nde görev aldı. Burada Rosa Luxemburg’un düşüncelerinden etkilenerek ‘Sınıf Mücadelesi’ üzerine görüşlerini yayımladı. Çalışmaları, işçiler arasında oldukça popüler olmasına karşın üst düzey yöneticiler öne çıkan bu düşüncelerden hiç hoşnut olmadılar ve onu Almanya’ya sürgüne yolladılar. Burada da Alman Sosyal Demokrat Partisi’ne (SPD) üye oldu.

1910 yılının Ağustos ayında Kopenhag’da yapılan Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansı’na katıldı. Burada anne ve çocuğunun gözetilmesi sorununa ilişkin bir konuşma yaptı. Clara Zetkin ile birlikte 8 Mart’ın her yıl Uluslararası Çalışan Kadınlar Günü olarak kutlanılmasını önerdiler.

Uluslararası kutlanan ilk Dünya Emekçi Kadınlar Günü konuşmasını 19 Mart 1911’de Frankfurt/Main’da yaptı. Bu ilk Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde, ülkesinden uzakta, işçi kadınların oy hakkı üzerine konuştu. Bundan 6 yıl sonra Rusya’ya Çarlık otokrasisini yenilgiye uğratacak Ekim Devrimi’nde aktif rol oynamak üzere geri döndü. İç savaşla geçen yılların sonunda, 8 Mart 1920’de ise dünya kadınlarına şöyle seslendi:


“Sadece kapitalizmin yıkılıp Sovyet iktidarının kurulması, kapitalist ülkelerdeki emekçi kadının hayatını zorlaştıran acı, aşağılanma ve eşitsizlik dolu dünyadan kurtarabilir. Emekçi Kadınlar Günü oy hakkı mücadelesi için bir gün olmaktan çıkmış, kadınların tam ve mutlak özgürleşmesi için uluslararası bir mücadele gününe dönüşmüştür. Bu da Sovyetlerin zaferi için, komünizm için mücadele demektir!”


1917 yılında Rusya’ya dönen Kollantay Bolşevik hükümetinde ki tek kadın olarak çalıştı ve kadınlarla ilgili yoğun çalışmalar yaptı. Kadınlarında erkekler gibi aşklarını özgür yaşamaları için kampanya başlattı. Hatta bu konu üzerine iki kitabı da vardır biri İşçi Arıların Aşkı (1924), diğeri ise Büyük Aşk (1929)’tır.

Sovyet hükümetindeki bakanlık görevinde de tepkiler çoğalmaya başlayınca Kollantay, 1926’da Meksika’da, 1927’den 1930’a kadar Norveç’te ve 1930’dan 1945’e kadar da büyükelçilikte görevlendirildi. Rusya’daki burjuva devriminden sonra ülkesine döndü.

Kollantay’ın bakan olduğu dönemdeki öneri ve katkıları sayesinde; kadınlara yasal eşitlik, eğitim ve oy hakkı tanıyan bir dizi yeni yasal düzenleme yapıldı. Evlilik; kilisede kutsanan, hayat boyu süren bir ilişki olmaktan çıktı. Annelik izinleri uzatıldı, meşru ve gayrimeşru çocuk ayrımı kaldırıldı. Ayrıca kadınlar artık aktif şekilde politikaya katılabilmek için kadınların parti içerisinde ayrı olarak örgütlendikleri Jenotdel Örgütü kuruldu.

9 Mart 1952’de kalp krizi geçirirken elini kalbine götürdü ve ‘Ah! Benim yüce partim!’  diyerek son sözlerini söyledi ve hayata gözlerini yumdu.

 

Aldığı ödüller:

1933’te kadınlar arası çalışmaları için ona Lenin nişanı verildi. 1942-1945 arası yılarda diplomatik çalışmalarından dolayı ona İşçi Sınıfı Kızıl Sancağı ödülü verildi.

 

 

 

https://www.catlakzemin.com/31-mart-1872-kadinlarin-kurtulusuna-dogru-aleksandra-kollontay/

https://www.evrensel.net/haber/375262/gerceklesmis-bir-dus-kuran-kadin-aleksandra-kollontay

https://tr.wikipedia.org/wiki/Aleksandra_Kollontay#:~:text=Aleksandra%20Mihayilovna%20Kollontay%20(Rus%C3%A7a%3A%20%D0%90%D0%BB%D0%B5%D0%BA%D1%81%D0%B0%CC%81%D0%BD%D0%B4%D1%80%D0%B0,Sovyet%20h%C3%BCk%C3%BCmetindeki%20ilk%20kad%C4%B1n%20bakan.

Sosyal medyada paylaş

About the Author: Halime Rüveyda Erdem

Halime Rüveyda Erdem
Halime Adana'da yaşıyor. Dönemsel dizi ve filmleri çok seviyor. Su altı belgesellerini çokça severek takip ediyor ve en sevdiği yazar Mina Urgan. Gezmeyi, fotoğraf çekmeyi, keşfetmeyi seviyor. Şu anlık vejetaryen beslenerek yaşamını sürdürüyor.

Leave A Comment