Kategoriler
    More

      Beyhude ya da Değil

      Görsel: James Lee Chiahan

      “Yaşamak? Beyhude.” Dostunun bu sözü üzerine masada oturuşunu değiştirdi. Dirseklerini masaya dayayıp yaklaştı. “Sevgisiz yaşamak diye düzeltmek isterim.” Tekrar geriye doğru yaslandı. Konuşmanın gideceği yolu az çok gözünde kestirmişti. Neler söyleyeceğini düşünmeye başladı. Bir başka dostu elindeki kadehi masaya sertçe bıraktı ve yerinden kalktı. Radyoyu kapatıp, ayakta durarak berjere verdi tüm ağırlığını. “Düşünüyorum.” dedi. Tüm gözler ona çevrilmişti. Kendisine bakan 6 çift gözle teker teker karşılaştı. “Düşünüyorum da tatmin edici bir hayat mı yaşıyorum emin olamıyorum.”

        Duraksadı. Neler söyleyeceğini kestiremiyordu. Kafasında dönen düşünceler kendilerini dışarı atmakta muvaffak olamıyorlardı. Her şey birbirine girmişti. Bu konuda oldukça doluydu, toparlayamıyordu bir türlü. Onun bu durumunu hisseden arkadaşı, onun düşüncelerine kapı açmak amacıyla sordu, “Tatmin edici hayat nedir sence?” Bir başkası atladı. “Öleceğimiz zaman arkamıza baktığımızda boş yaşamadığımızı görmemizdir kesinlikle.” Düzene sokamadığı kafasında, suyun akmasını sağlayacak ufak bir delik açıldı böylece. “Söylesenize, boş yaşamamak nedir?”Berjerden kendini çekip sandalyesine tekrar oturdu. Konuşmanın buraya geleceğinden emin olan genç hemen tekrar oturuşunu değiştirdi. Söyleyeceği her şey tasarlıydı. Masadaki dostlarına doğru eğildi. “Her şey geçicidir. Para, mülk, şöhret… Ama sevgi bakidir. İnsan sevince başka hiçbir dünyevi zevkin öneminin olmadığını anlar. Aşktan bahsetmiyorum bakın. Bu yaşama sevgisidir. Yaşamak istemek de değil. İnsanın kalbini saran, oradan tüm vücuduna akın eden iyi ve güzel olan her şeydir sevgi!  İnsan önce kendini sevmeli, sonra çevresindeki her bir canlıyı, hatta cansızları da. Dünyayı döndüren güç de budur. Sevgi! Eğer sen sevdiysen, mutlusundur. Gözlerin açık gitmez arkadaş!” O kadar heyecanlanmıştı ki, sesinin ne kadar yükseldiğini fark edince durdu. İşte şimdi tüm söyleyecekleri birbirine karışmıştı.

      Bir başkası lafı devraldı. “Sanmıyorum. Sevgi önemlidir evet ama bunu eyleme dökmedikçe ne anlamı kalır ki? Yanımda komşum açlıktan ölüyorsa benim sevgim neye yarar!” Sesi çatallaşmıştı, gözünün önüne yardıma ihtiyacı olan insanlar geliyordu. “Asıl önemli olan, bu yaşamı yardım ederek, paylaşarak geçirmektir. Toplumun temel alması gereken erdem budur. Hiç bakmayın öyle kardeşim! İnsanlar neler yaşıyor. Bizler şanslıyız diye dünyaya pembe bakıp onları yok saymak bencillik! Ben… çocuklar yaşayamazken daha… yaşamakta çok zorlanıyorum be arkadaş… baksanıza dünya nasıl bir halde. Savaş, açlık, yıkım… Sadece kendimize değil, hayvanlar ve bitkilerle birlikte etrafımızdaki her şeye karşı cephe almışız. Yaşam çok korkunç. İnsanlar sebepsiz yere nefrete, hırsa, kıskançlığa, faşizme kurban giderken benim sevgim eyleme geçmedikten sonra neye yarar! Yok yok! Eğer ölürken bir insanın yaşamına dokunamadığımı, onu mutlu edemediğimi, yaşamını güzelleştiremediğimi düşünürsem gözüm açık gider. Hayatı dolu yaşamamış, bir şey anlamamış olurum.” Bu noktada başı öne eğildi. Çektiği acı dışarıdan da belli oluyordu. Çok hassastı. Dünyadaki haksızlıklar onu yerle bir ediyordu.

      Sohbetin başından beri gazete küpürünün köşesini karalayan genç gerildi ve elindekileri bıraktı. Kadehinden üst üste birkaç yudum aldı, yavaşça geri bıraktı. “Canım, çok hırpalıyorsun kendini! Sizler yaşamak nedir bilmiyorsunuz! Güzel müzikler var, operalar, tiyatrolar, kitaplar… Güzel kadınlar, erkekler…  Partiler ah! Bu gece davetliyim birisine gelin sizi de alayım! Israr ediyorum gelin! Kuzular, sizlerin içi ölmüş! Dünya harika bir yer! Bence hayatı boş geçirmemek doyasıya yaşamaktır, gezmektir, tozmaktır! İyi bir insan olduktan sonra her şey muvaffak olur. Bizler iyi insanlarız. Başka hiçbir şey mühim değil şu dünyada. Etrafımıza ışık saçarak yaşamak güzel! Böyle karamsarlığa düşmeyin rica ederim! Umut değil midir insanı yaşatan nice duygu! Geleceğe dair umutlarınızı taze tutun! Ben de sana katılıyorum dostum, sadece kendimizi düşünerek, ses çıkarmadan yaşamak ne korkunçtur! Bence asıl önemli olan hayatı her anlamda dolu yaşamak ve insanlara yardım etmektir.  Yaşam güzel dostlarım! Güzel! Başkasına zarar vermeden yaşayın, gerisi önemli değil.”

      Yaşamın beyhudeliğinden dert yanan arkadaşına döndü. “Canım bu arada hatırlatayım dedim sergime geliyorsun değil mi? Senin biraz canlanman gerek!”  “Maalesef bir söz vermiş bulunduk boş ânımızda. Hiç sevmem böyle şeyleri… Sizler çok tuhafsınız yahu! Yaşam gerçekten beyhude! Kısacık bir ömrümüz var arkanıza yaslanın biraz. Böyle çırpınıp durmanız komik. Balık gibisiniz dostlarım!” Üzgün genç sıçradı bir anda: “Ne yani senin gibi tüm gün felsefe okuyup varoluşumuza kafa yoralım ve şu saçma 3.gözümüz için mi uğraşalım! Hadi oradan! Asıl sen tuhafsın! Nereye kadar gidecek bu söylesene? Duyarsız kalmana inanamıyorum. Oysa ki senin gibi iyi kalpli bir insanı mücadelemizde görmeyi ne kadar isterdim! Ama sen sadece içine kapanıksın ve kendinle konuşuyorsun. İyi bir insan olmak yetmiyor ki elini taşın altına koymalısın!” Genç öksürerek sigarasını tablaya bıraktı. “Düşünmüyor değilim. Çok düşünüyorum. İnsanlar çok korkunç olabiliyor bazen. Ama ne yapayım?! Belki de olması gereken budur. Ben sevgi ve barıştan yanayım ama işte… Beyhude be dostum. Vallahi beyhude. Keşke tüm herkes iyi olsa tüm gün kafayı bulup mutlu mutlu yaşasak! Ama olmuyor işte ben de kendimi bu ortamdan soyutlayıp böyle mutlu oluyorum. Bu beyhude yaşamımda böyle tatmin oluyorum işte. Ah, işte sorunun cevabını verdim. Kendinizi mutlu etmeye bakın, hep başkalarını düşünerek ancak kendinize acı çektirirsiniz!”

      Konuyu açan genç sonunda müphem düşüncelerine az da olsa çeki düzen vermişti. Tekrar aynı şekilde konuya girdi. “Düşünüyorum da kendimden ve sizlerden memnunum. Hepimiz çokça okumuş, bilgili gençleriz, kültürlüyüz. Okuruz, düşünürüz, tartışırız, gezeriz, öğreniriz, dinleriz. Hepimize maşallah! Ama bazı insanlar var ki canımı çok sıkıyor! İşte boş yaşayan insanlar onlardır bakın; imkanları olmayana sözüm yok ama bazıları var ki! İmkanları tepe tepe ama boşlar arkadaş boş! Hayat gürültüden ibaret sanki. Düşünmezler etmezler. Öylece yaşarlar. Dedikodu ederler. O benim hakkımda ne demiş, o benim hakkımda ne düşünmüş diye kafa yorarlar. Çiğdir bu insanların kalpleri çiğ! Kıskanırlar kendilerinden olmayanı. Bir şey bilmezler. Tahsil okumayı marifet sanarlar ama düşünmezler ki kafalarının içi boştur. Bence asıl böyle olmamak gerekir işte. Geriye dönünce yaptığımız işlere, yaşadığımız deneyimlere, okuduğumuz kitaplara bakmak gerek… Yanlış mıyım?” bu konuda herkes hemfikirdi. Bir başkası sessizliğini bozdu bu sefer. “Dediklerinizi hep dinledim. Bence her şey birden olabiliriz! Kendimizi sınırlandırmaya ne gerek var! İçimizde sevgi, umut, güzellik olsun yeter. Bir şarap kadehinde veyahut bir kitap satırında, bir kaldırım taşında, bir çam kozalağında her yerde anlam gizli. Gezmek de gerek eğlenmek de, kendimize vakit ayırmak kendimizi düşünmek de, yardım etmek sevgiyi dağıtmak da! Yeter ki boş insanlar olmayalım. Her geçen gün kendimizi geliştirelim. Yaşam hem beyhude hem de mühim!”

      Hiç konuşmamış olan bir genç elinde kadehiyle kalktı.

      “Yaşamak istiyorum
      Yaşamak istiyorsun
      Yaşamak istiyor

      Böyle şiir olmaz, diyeceksin; biliyorum.
      Ama böyle dünya olur mu?
      Böyle barış olur mu?
      Böyle hürriyet olur mu?
      Böyle kardeşlik olur mu?
      Biliyorum ki, katlanıver, diyeceksin;
      Ama böyle yaşamak olur mu!” Gülümsedi, kadehindeki az bir yudumu kafasına dikti ve masaya bıraktı. Şapkasını koltuğun üzerinden aldı. “Haydi boş verin! Yaşayalım sadece, kardeşlikle, sevgiyle, beyhudelikle! Parti var demiştiniz haydi, haydi!”

      Şiir: Metin Eloğlu

      Serenay Sabırlı
      Serenay Sabırlı
      İzmir Ekonomi Üniversitesi'nde hukuk okuyor ve İzmir’de yaşıyor. Okumayı öğrendiği ilk andan itibaren kendini edebiyata, daha fazla okumaya, araştırmaya, öğrenmeye adamış. Henüz ilkokuldayken okuduğu Samipaşazade Sezai’nin Sergüzeşt kitabını asla unutamaz. Türk edebiyatına ayrı bir hayran, doğunun büyüsüne inanıyor ve hep eskiyi özlüyor. Siyah beyaz caz kuşağı ile rengarenk hippi kuşağı arasında bir yerlerde kaybolmuş. Yaşamının anlamını barış ve sevgide bulmuş. Sanata ve doğaya aşık; gerçek ve sonsuz özgürlük peşinde. Hayatının dönüm noktası vejetaryen ardından da vegan olmasıymış. Gelecek kuşağa inanıyor, insan ve hayvan özgürlüğü için mücadele ediyor, mücadelenin zaferle sonuçlanacağına, güzel günlerin geleceğine inanıyor. Nazım Hikmet’in o şiirine inanıyor “Aya gidilecek daha da ötelere…”

      Rastgele Yazılar

      Kapitalizm Gölgesini Satamadığı Ağacı Keser

      Doğa intikamını almadı, tarih tekerrür de etmedi. Sadece insan...

      Tesla’nın Işığında

      Herkese merhaba! Bu haftaki yazıma geçmeden önce belirtmek isterim ki; tüm dünyayı etkisi altına alan bir salgının ne kadar ağır sonuçlar doğurduğuna...

      Dezenfektan Nedir ve Nasıl Kullanılmalıdır?

      Dezenfektanlar: Bakteri endosporlarının dışında kalan mikroorganizmaların üremesini durduran maddelerdir. Dezenfektanlar sterilizasyon sağlamaz, yani mikroorganizmaları öldürmez. Tüm mikroorganizmaların öldürülmesi "sterilizasyon" işlemidir. "Dezenfeksiyon"...

      Psikologlar Hedeflere Ulaşmadaki Sırrı Çözüyor: Ödüllü ve Çabalı Basit Bir Hile

      Yazar: Queen Mary University of London Çevirmen: Merve Aksu Londra Queen Mary Üniversitesi’ndeki bilim insanlarınca yürütülen araştırma,...

      İlgili Makaleler

      CEVAP VER

      Lütfen yorumunuzu giriniz!
      Lütfen isminizi buraya giriniz