Kapitalizme karşı mücadelede işçi sınıfının rolü en önde gelendir. Peki kimdir bu işçi sınıfı? Yalnızca kol gücüyle çalışan “mavi yakalı” işçiler mi?

Mavi yakalı ve beyaz yakalı arasındaki ayrım, şüphesiz ki beyaz yakalıların kendilerini üstün görmelerine ve burjuvazinin gösterişine kanmalarına neden olmuştur. Fakat daha nesnel bir perspektiften bakıldığında beyaz yakalılarla mavi yakalıların hizmet sektöründe hemen hemen eşit oranda yer aldığı söylenebilir.

Kapitalist gelişmenin etkisiyle hizmet sektörünün günümüzde oldukça büyük bir alanı kapsadığını söyleyebiliriz. Bununla birlikte bu sektörün çalışanları homojen bir yığın değildir. Beyaz yakalı olmak demek işçi olmamak demek değildir. Hizmet ve sanayi sektöründe yer alan ve “kafa emeği” harcayan üniversite mezunları, beyaz yakalı “işçiler” olarak tanımlanabilir. İşgücünü ücret karşılığında satan, plaza veya benzeri iş merkezlerinde çalışan doktor, mühendis, öğretmen, muhasebeci, avukat, reklamcı vb. mesleklerde çalışan herkes yaka renginden bağımsız olarak işçidir.

Beyaz yakalı olarak adlandırılan işçi sınıfının bu kesimi, maalesef ki küçük burjuva yanılsamaları nedeniyle örgütlenememektedir. Kapitalist gelişme, bu meslekleri ayrıcalıklı meslekler olmaktan çıkarmış ve ücretli işçi konumuna itmiştir. Fakat beyaz yakalı işçiler, bu gerçeği görmekte zorlanmakta ve küçük burjuvazinin kandırmacısına inanmayı yeğlemektedir. Günümüzde üniversite mezunu olmanın bir avantajı kalmamakla birlikte, iş bulma konusunda güçlük çeken veya düşük ücretlerle, zor koşullarda çalışan pek çok kişi vardır. Bu da iyi bir mesleğe sahip olabilmek için harcanan zamana bakıldığında kapitalizm karşısında tüm işçilerin ortak mücadele etmesini zorunlu kılmaktadır.

Hizmet sektöründe pek çok alanda çalışan beyaz yakalı işçilerin çalışma koşullarına bakıldığında mavi yakalı işçiler kadar ağır olduğu görülebilir: Uzun çalışma saatleri, ek mesai ücreti yok, işe ne zaman başlanacağı ve işten ne zaman çıkılacağı belli değil. Böyle bir ortaklık söz konusuyken işçiler arasındaki rekabet maalesef oldukça kötü sonuçlar vermektedir. Sürekli daha önemli konumlara yükselmek için işçiler, patronlar ve işverenler tarafından rekabete zorlanmaktadır. Bu rekabet içinde yer almak istemeyen işçiler ise mobbinge maruz kalmaktadır. Aynı zamanda yoğun çalışma ve sosyal hayattan kopukluk yaşayan işçiler psikolojik sorularla da baş etmek zorunda bırakılmaktadır.

Beyaz Yakalı İşçilerin Örgütlenmesi Mücadeleye Bir Katkıdır

Yukarıda bahsedilen ağır çalışma koşullarına rağmen beyaz yakalı işçilerin örgütlenmeyi kabul etmemesinin en büyük nedeni kendilerini işçi olarak görmemeleridir. Beyaz yakalıların kendilerini ayrıcalıklı hissetmeleri, mavi yakalılardan farklı olarak “okumuş” olmalarından kaynaklanmaktadır. Zaten burjuvazi de bu düşünceyi empoze etmeye çalışır ve çalışma ortamından dolayı beyaz yakalı işçiler bu ideoloji benimser. Beyaz yakalıların işçi sınıfında olmalarına rağmen zihinsel olarak kendilerini küçük burjuvaya ait hissetmeleri kapitalizme karşı ortak mücadeleyi zorlaştırmaktadır.

İşçiler, mavi ya da beyaz yakalı olmalarından bağımsız olarak örgütlendiklerinde ve ortak mücadele içinde yer aldıklarında burjuva ideolojisinin karşısında durabilirler. Kendiliğinden mücadele ve örgütsüzlükle burjuva ideolojisine karşı gelinemez. Çünkü kapitalizm, burjuva ideolojisini desteklemekte ve işçi sınıfına karşı üstün olmak için sürekli çalışmaktadır.

Beyaz Yakalıların Orta Sınıf Olarak Görülmesi

İlerleyen dönemlerde pek çok sosyolog tarafından üretim ilişkileri yeniden analiz edilmiştir. Burjuva ideolojisinin ele geçirdiği bazı sosyologlar toplumu üretim ilişkileri ve mülkiyet kavramından bağımsız olarak incelemiştir. Bu durumda sınıflar üretim ilişkileri içinde tuttukları yere göre değil; mesleklere, yaşam biçimlerine, gelir düzeylerine bakılarak yeniden oluşturulmuştur. Bunun sonucunda da işçi sınıfı içinde yüksek maaş alan kesimler işçi olarak değil, orta sınıfın bir üyesi olarak kabul edilmiştir.

Klasik Marksist ideolojiye göre basit olarak üretim araçlarını elinde bulunduran ve emek satın alanlar burjuva; ellerinde üretim aracı olmadığında emek güçlerini satarak hayatta kalanlar da proleteryadır. Bu bağlamda avukat, doktor, mühendis gibi meslekleri sınıfsal ilişkiler açısından bir şey ifade etmez. Bu nedenle bu meslekleri orta sınıf adı altında burjuvaziye yakın bir yere konumlandırmak herkesi büyük bir yanılgıya düşürmekten başka bir şey değildir.

Yukarıda bahsettiğim meslekleri sınıf ilişkileri içinde bir yere koymamız gerektiğinde şu örnek daha açıklayıcı olur: Bir inşaat mühendisi düşünün. Bu mühendis şüphesiz ki hayatta kalmak için elinde olan işgücünü inşaatın sahibine satar. İnşaatın sahibi ise sermaye sahibi olarak bu işgücünü satın alan kişidir. Böylece mühendisin işçi sınıfı içinde yer aldığı apaçıktır. Bu örnek diğer “orta sınıf” meslekleri için de verilebilir.

Beyaz Yakalı İşçidir, Küçük Burjuvazi Değil

Bir beyaz yakalının kendine küçük burjuvazi içinde yer bulması nesnel açıdan imkansızdır. Küçük burjuvazi, mülk sahibidir ve bu sınıf içinde de farklılıklar mevcuttur. Küçük burjuvazi işgücünü bir kapitaliste satmaz; kendi işgücünü harcayarak hayatta kalır. Fakat bu çok belirsiz bir konumdur. Sermaye merkezi hale geldikçe ve kapitalizm geliştikçe küçük burjuvazi, işçi sınıfına dahil olacaktır. Başka diğer deyişle beyaz yakalılar, makineleşmenin etkisinde vasıflarını yitirerek orta sınıfa doğru kaymaktan ziyade, işçi sınıfı içinde olma eğilimindedirler.

Sınıf atlamanın bu kadar önemli bir şeymiş gibi algılanması tamamen kapitalist gelişmeye bağlı olarak burjuvazi güzellemesidir. Beyaz yakalı işçi işte bu güzellemeye kendisini “Boşuna mı okuduk” gibi laflarla inandırmaktadır. Aydın bir birey olmak tamamen okumakla ilişkilendirilmekte ve bununla birlikte ayrıcalıklı sınıfa ait olma isteği gelmektedir. Aslında bu iki değişken birbirini etkilemektedir. Yani ayrıcalıklı sınıfa ait olmak için bireyler okumaktadır. Fakat okuduktan sonra düşündüğü gibi bir işe, maaşa sahip olamayan beyaz yakalı işçiler, en az mavi yakalılar kadar sömürülmektedir.

Burjuva ideolojisi güzellemesi yalnızca kendini orta sınıfa ait hisseden beyaz yakalıları yanıltan bir şey değildir. Aynı zamanda işçi sınıfı içinde yer alan ve kendini işçi sınıfına ait hisseden kişiler de çocuklarının okuyup önemli yerlere gelmeleri için çabalamaktadır. Bu yanılsama çok tehlikeli ve sömürücüdür.

Burjuvazi Beyaz Yakalıyı Sömürür

Tüm bu zor çalışma koşullarının arasında beyaz yakalı işçiler kendilerini orta sınıfa ait olarak görüp övünmeye devam ederken aslında burjuvazinin onları nasıl sömürdüklerini göremezler. Gösterişli ve şık yaşam koşullarına sahip olarak kendilerini ayrıcalıklı hisseden beyaz yakalı işçiler, sosyal yaşamlarının bittiğinin, psikolojilerinin bozulduğunun, kendilerini rekabete teslim ettiklerinin farkında değildirler.

Bu noktada beyaz yakalı işçilerin bu durumunu yabancılaşma kavramıyla açıklayabiliriz. Bireyler kapitalizmin dayatması içinde sürekli daha yüksek bir konuma yükselmek, daha yüksek maaşa ve ayrıcalıklı koşullara sahip olmak amacıyla kendilerini sadece işe vermekte ve kendilerine yabancılaşmaktadırlar. Yani ne kendilerinde meydana gelen değişikliklerin ne de burjuvazinin onları nasıl sömürdüğünün farkında değildirler.

Kapitalizmin bu kadar sömürücü ve dayatıcı bir güç olmasının nedeni, beyaz yakalı işçilerin de mavi yakalı işçilerin de örgütlenememesinden kaynaklanmaktadır. İşçi sınıfı ne zaman bilinçlenip kapitalizmin karşısında örgütlü bir güç olarak var olursa, işte o zaman toplumsal anlamda değişiklikler meydana gelir. İşçi sınıfı sömürüden kurtularak gücü eline alır ve yükselişe geçer. Bu yükselişin içinde beyaz yakalı işçiler de elbette ki yer alır ve bundan etkilenir. Sürekli tüketerek kapitalizme ve burjuvaziye hizmet eden beyaz yakalı işçiler acilen bu yanılsamadan kurtulmalı ve kendilerini diğer işçi kardeşleriyle bir görmelidir. Dayanışma, birlik, mücadele yaşatır!

Kaynak: marksist.net

Görsel: iwwist.org

Sosyal medyada paylaş

Beste Begüm Yigit

Ege Üniversitesi Sosyoloji Bölümü'nden taze mezun. Ent Dergi'de yazar ve Yaşam Kategorisi editörü. Kendini tanımlamayı ve kimliği reddeden biri. Hayvan köleliğine karşı bir abolisyonist vegan. Kadın, LGBTİ+, hayvan hakları ve azınlıklar konusunda aktivist. Analog makinelere, tiyatroya ve bağımsız sinemaya ilgili. Çoğunlukla okur kimi zaman yazar.
Published On: Ağustos 25th, 2020Categories: Emek, Sosyoloji0 Yorum

Leave A Comment