Tutturamadığımız düzenin ta kendisiyiz. Böyle olmasında hepimizin parmağı varsa ah keşke elim kırılsaydı. Kırılsa mıydı? Yoksa gerçekten birinin elini tutabilirsem yaşadım diyebilir miyim? Kadın

“Kutsanmış durumlarda, kasvetli bir şehrin penceresinden sızan ufak bir ışık gibi hissediyorum. Dilimin tutulduğu anlardan birini anlatmanın zamanı geldi de geçiyor diye düşünüyorum. Türkiye gerçekleri diye başlayan kocaman manşetleri okumaktan, aralarında iyi haberler ayıklamak istemek dürtüsünden asla kopamıyorum. Ne denir buna? Umut mu denir, bilemiyorum. Belki de içimizdeki saklanan o küçücük şeyin kocaman aydınlığa dönme vakti gelmiş de geçiyordur. Döküleyim…”

2019 Aralık – Kadın

2019 yılının Aralık ayı, bu yola baş koymanın haklı gururunu yaşayarak sahada çalışmalar yapmaya başladım. Bir çalışmanın denetleme görevindeyim. Ufak çaplı bir araştırma mevzu bahis, okuduğum bir kitaptan aklımda kalmış bir cümlenin içindeyim tam da. Şöyle diyor “Düşünceleriniz ne ise, hayatınız da odur. Hayatınızı değiştirmek istiyorsanız, düşüncelerinizi değiştiriniz.” Pek çok düşünce etrafında şekillenen benliğinizin, ne yaptığınızı anladığınız o yolu görmenizin değerine çok az şeyde rastlarsınız ya öyle bir an… Yirmi kadın, ev ekonomisi için emek emek işledikleri dantelleri sattıkları bir kooperatif bünyesindeler. Kooperatif düzenini bilirsiniz, herkes ortaktır ve hiç kimsenin başka birinden fazla hakkı olmamasına özen gösterilir ise bir düzen ortaya çıkar. Tek tek içeriye buyur ettiğimiz kadınlarla sohbetimiz bu işleyiş üzerinden başlıyor sonrasında birebir görüşmelere geçiyoruz. Yanımda bir uzman psikolog, bakanlıktan bir yetkili, ilçenin sosyal sorumluluk departmanından bir görevli var. Dört kişi görüşmeleri sağlarken, ses kaydını katılımcıların onayı ile başlatıp o malum sorulara geçiyoruz. “Adınız, soyadınız, kaç çocuğunuz var?” gibi yekpare soruları daha öznel sorular kovalıyor. En sonunda şunu soruyoruz kendilerine, – aile içi şiddete hiç maruz kaldınız veya ailenizden birini bu durumda mağdur gördünüz mü?- Kadın

H.A – Kadın

Dilinizin dönmesi bile bu konuya o kadar zorken katılımcılarımızdan H.A nefesini göğsünde tutar gibi yutkunarak geliyor yanıma. Sanki hayatı boyunca bu sorudan kaçmış da yolun sonunda beni görmüş gibi gelip sarılıyor bana, göğsümde bastırdığı başını hissediyorum. Boyum pek az uzun olduğundan gözlerim saçlarının beyazlarını sayıyor istemsiz. O varoluş ile o yokluğun yaşanmış bütün hatıraları tırnaklarını geçirircesine sırtıma yaslanıyor. Ellerini sırtımda hissediyorum. Biliyor musunuz, bu yok oluşu bu şekilde hissetmek dünyanın en güzel manzarasını görüp nefes almak isteği doğuruyor insanda. Olmuyor mütemadiyen olmuyor, bir kadının size böyle içten sarılmasını yaşamalı mısınız bilmiyorum. Son günüm olsa neden demezdim muhtelif hislerden göğsümde bastırdığım o acıyı yanımda götürmek isterdim, hissetmenizi çok isterim, zira biz her gün aynı acıyı içerisinde dağlayan onlarca kadının hikayesini gözlerimizle görüyoruz ama bu başka. H.A altmış beş yaşında, kırk dört yıldır evli. Eşinin psikolojik travmaları olduğunu, şiddete maruz kaldığını söylüyor. Psikologla ya da diğer kişilerle görüşmek istemiyor. Beni istiyor ama ses kaydı almadan mevzu olan görüşmeye girmem yasak.  Konuşmak anlatmak istiyor ama prosedürler buna izin vermiyor o an için,  ben bir aralık bulup ikna ediyorum, kahve yapıp götürüyorum, dinlenmesini rica ediyorum ve hazır olduğunda bana seslenmesinin yeterli olduğunu belirtiyorum. Bütün görüşmeleri bitirip yanına gidiyorum.

“Mutlu hanım, ben yıllardır yaşamaya para veriyorum, eşim benden yaptığım her şey için para istiyor, yıkanmamdan, yemek yememe, torunlarımı sevmekten, uyumama kadar evdeki her şeye para verdiğim için burada kooperatife girdim, buradan kazandığım da oraya gidiyor.”  İşte böyle bir cümleyle o göğsümde bastırdığım acının, saydığım beyaz tellerin, tuttuğum nasırlı ellerin kime ait olduğunu anlayıverişimi görüyorum. Nasıl diye soramazsınız, hayır bundan sonra öyle olmayacak diyemiyorsunuz. Aştığınız prosedürleri hatırlayıp devamında ne yapacağınızı bilemediğiniz bir sohbetin içine salıyor sizi. Öfke, kin, kızgınlık, hayal kırıklığı ve bir kadının gözlerinden akan yaşı parmaklarınıza değdirdiğiniz o an herhangi bir su birikintisi değil ve ne olduğunu bilmek istemiyorsunuz. Biliyorsunuz, işte o yol sizin yolunuz oluveriyor. İki saat kırk dört yıllık evlilikle en çok kaybolmuş bir hayatı ve içten içe yaşanmış “para karşılığı” o sevgiyi görüyorsunuz. Çocuklarına bir şey diyememiş bir anne, sevilmemiş bir kadın olmanın gafil avlanışını kısaca. Öldürülesiye dövülmüş bir gün ve bunun için iki bileziği alınmış, vay efendim neymiş hak etmeseymiş…

“Beni sen kurtar, ne olursun iki kuruş daha fazlam olsun ama olmaz mı soruversen? Ben göğsüme yaslayıp şöyle seviversem torunlarımı, çocuklarımı öpüp koklasam yaşım da geçiveriyor…” Toprağında acı olan bir çehre bu, yalan dolan sözlere kendisini avutmuş yıllarca yirmi beş yaşında bir kadının göğsünde süzdüğü yaşlarla dilinden düşen bu cümlelerle koşuyor size. Simsiyahımı beyaza çevir diyor, zamanın nasıl geçtiğini bilememiş, kalbi ziyan olmuş. Sessizliği yıllarca kendisine siper edinmiş o gürültü ordularında, çehresini deniz gibi mavi tutmuş  bir kadının yalnızlığını ben size nasıl anlatayım… Kadın

Hemen kalkıyorum yerimden orada kim varsa, başka nereye ulaşabilirsem arıyorum. Yaşadığım yere dönünce bu teyzem için koşturuyorum. Ödenek buluyorum iki dernekten, araştırmadan H. A. İsmini kaldırıyorum. On dokuz kişi teslim ediyorum dosyayı, kimseye bir şey demeden sessizce ben bununla yaşamaya başlıyorum o saatten sonra. Para verdiğim her şeyi düşünüyorum, büyük savaşlar görüyorum ama o savaş var ya dünyanın bütün kapital düzeninden, parayı bulan Lidyalılara kadar saydırıyor, isyan ettiriyor bana. Yolumuz hep zor diyorum, bizim yaslanacak omzumuz var, bir şekilde hayatta kaldık ama susmayı hiç bu kadar tırnaklarım çekilircesine hissetmemiştim.

2021 Şubat – Kadın

2021 yılının Şubat ayı telefonum çaldı, ödeneklerden biriyle ilgili bir dernekten arıyorlar. İş bulduk hanımefendiye diyorlar onu da çağırmışlar derneğe, görüşmek istiyor benimle. Ben o sesi bir daha duymak ister miyim bilmiyorum, çekinerek oluruna bırakıyorum biraz da. “Mutlu Hanım, eşim öldü, dünyanın külfeti kalktı üzerimden, çocuklarımı bedava seviyorum, torunlarıma gülümsüyorum.” Rahat rahat uyuyup uyandığından, artık çalışacağından biraz da olsa gezip tozacağından bahsediyor… Yıllarca onun yaşama hakkını elinden alan birinin eceliyle ölümüne seviniyor. Şimdi bütün dünya onun, ilk defa bir ölüme seviniyorum, utanıyorum kendimden sonra…

Yaşama hakkı elinden alınan bütün kadınlar için, yaşamaya karar veriyorum. Ben, benim gibiler, benim yaşamama saygı duyan, benim öznemi kabul eden bütün insanlara dostum. Canımıza kastı olan, dünyamızı dar eden, bizi bu gökyüzü altında yaşamaktan, yağmurundan güneşinden eden, edecek olan, bunun düşüncesini aklından bilhassa geçirip planını yapan kimseye verecek bir serbestliğim yok. Gerçek sevgiyi ve sevilmeyi her zerremizde hissedeceğimiz, güvende, onurumuzla, seçimlerimizle mutlu olabileceğimiz bir hayat diliyorum kendime ve bize…

Özne sizsiniz, ister gizli olun ister açık. Bu cümle sizin, yazın, çizin, konuşun, duyun, bağırın, çağırın ama lütfen bir şekilde bu suskunluğa izin vermeyin…

 

Kapak Görseli: vectorstock.com

İlginizi Çekebilir: Uluslararası Aile İçi Şiddet Kaynak Rehberi

Sosyal medyada paylaş

Büşra Mutlu Yaşar

1994 yılında İzmir’de doğdu, Arkeoloji mezunu. Tarihe ve edebiyata ilgili. Kadın çalışmaları alanında yüksek lisansını sürdürmekte. Hayali; insan hakları ve hayvan hakları üzerine yapılan çalışmaların içinde yer almak. 76 il gezmiş, coğrafyaya ve doğaya hayran bir kadın. Yazabilmenin kendisine ayrı bir dünya yarattığını düşünüyor. Her gün insanların derdini dinlediği ve çözüm üretebildiği bir işte çalışıyor. İnsanlar için önemli olanın insanlık olduğuna inanıyor, sevgi ve emeğin getirdiği gücün her şeyi aklayabileceğini savunuyor.
Published On: Mayıs 31st, 2021Categories: Edebiyat, Kadın, Kültür & Sanat0 Yorum

Leave A Comment