Yoruluyorum kendimle yaşamaktan, her şeyin üzerine bu kadar uzun düşünmekten. Kafamdaki sesleri susturamıyorum, hiçbir an bende öylesine olup geçmiyor, her şey yer ediyor zihnimde ve üzerine uzun uzun düşünüyorum. Beynim onlarca farklı anıyı binlerce kez tekrar tekrar oynatıyor, üstelik aynı anda! Karmakarışık hissediyorum kafamın içindeki o sesler susmadıkça. Susturmak istiyorum; bir düzen sağlamak, sessizlikte kafamı dinlemek, içinde bulunduğum anın tadını çıkarmak, farkında olmak istiyorum yaşadığımın. Olmuyor, ne geçmişten kurtulabiliyorum ne gelecekten. Bulunduğum anın içinde olamıyorum bir türlü. Geçmiş, annesinin eteğine yapışan küçük çocuklar gibi geriye çekerken gelecek de gözaltına almaya çalışan toy bir polis gibi kolumdan çekiştiriyor sanki. Olduğum yerde duramıyorum, parçalara ayrılıyorum ve binlerce kişiye bölünüyorum; bölündüklerime yetemiyorum.

Nadiren de olsa bazen kafamın içindeki bu sesleri bastırabildiğim oluyor tabii. Öyle anlarda büyük bir yanılgıya düşüyorum elimde olmadan. Her şey bitti zannediyorum, bir daha aynı çukura düşmeyecekmişim gibi geliyor ama belli ki benim hayat yolcuğum bu çukurlarla bezeli. Birinden çıkıp yola devam etsem de çok geçmeden yenisine düşünüyorum. Tam kurtuldum derken kendimi birdenbire yerin dibinde buluyorum yine. Her düşüşümde yaralanıyorum elbette. Her yerim yara bere içinde, yaralarım daha iyileşmeden yeniden yaralanıyorum. Kendimi yarasız gördüğümü hiç hatırlamıyorum.

Beynim bir daha böyle çukurlar kazmasın diye beynimi düzeltmek için ne kadar uğraştım, kimse bilmez. Gecelerimi uyumadan geçirdiğimi, gündüzlerimi kafamın içindeki seslerden sağır olana dek acı çekerek yaşamaya çalıştığımı kimse bilmez. Öyle çok özeniyorum ki doğduğu günden beri beyniyle mücadele etmek zorunda kalmayan herkese. Öyle özeniyorum ki hayatı geldiği gibi yaşayan, hiçbir şeyi uzun uzadıya düşünmeyen, kendiyle mücadele etmek zorunda kalmayan herkese. Benim en büyük düşmanım kendimim, en büyük düşmanım beynim sanki. Tüm bunların yanında bir de en büyük destekçisiyim kendimin. Bu ikilemlerin içinde kayboluyorum. Parçalara ayrıldığım yetmezmiş gibi bir de kendimle çatışıyor, kendimi karşımı alıyorum.

Ne zaman biter bunlar? Ne zaman derin bir oh çekip kesintisiz bir şekilde hayatın tadını çıkarabilmeye başlarım?  Yıkıcı öfkemden ne zaman kurtulurum? İşe yaramayan çırpınışlarım ne zaman biter? Ne zaman o ağaçlı yolda manzaraya baka baka çukurlara düşme korkusu yaşamadan özgürce yürüyebilirim?

Ama inkar da edemem, çok şey öğrendim bu yolculukta. Artık yaralarım iltihap kapmıyor mesela, iltihaplarım beni ateşler içinde kıvrandırmıyor. Çukurlardan eski düşüşlerime göre daha kolay çıkmayı da öğrendim artık. Kendimi güvenli bir yere alıp pansuman yapabiliyorum yaralarıma. Kimsenin desteğini esirgeme blöfü korkutmuyor beni eskiden olduğu gibi. İstedikleri gibi biri olmam karşılığında beni çukurdan çıkarabileceğini söyleyenlere kulak asmıyorum. Beni sevgisiyle, ilgisiyle, desteğiyle tehdit edenlere “Nanik!” diyebiliyorum. Kendimi sarmayı öğrendim çünkü; o şartlı, samimiyetsiz destekler olmasa da devam edebilirim yola.

Büyümek mi deniyor buna yoksa kendine yetebilmeyi öğrenmek mi, bilmiyorum fakat en güzel başarılarımdan biri bu. Hiç kimsenin sevgisiyle korkutarak kontrol altında tutabileceği biri değilim ben artık. Canımı çok yakan o yaralara bakıp “Olsun, en azından böyle güzel bir özellik kazandın.” diyebiliyorum kendime bu sayede.

Keşke hiç o çukurlara düşmeseydim ama düşmesem belki bugün böyle birine dönüşemezdim, bazen yaralar bile güçlendiriyor insanı. Yolum çukurlu olsa da yürümekten korkmuyorum artık.

Sosyal medyada paylaş

Gizem Karaköçek

Hukuk emekçisi. Karanlığı delmek için sesini yükseltmeyi amaç edinmiş biri. Uzun zamandır vejetaryen, yakın zamandan beri vegan. Kendini hiçbir canlıdan üstte konumlamayan, saygıyı ve eşitliği önemseyen düşünce sistemini benimsemiş biri. Güneşe aşık; hayatındaki en güzel anlar gün batımını ve gün doğumunu izlediği anlar. Umudu gerçeğe dönüştürmek en büyük hayali. Gülten Akın’ın da dediği gibi “Bir büyük şehrin kalabalığında, yaşadığını duyuyordu her şeye rağmen”.
Published On: Eylül 24th, 2021Categories: Kültür & Sanat0 Yorum

Leave A Comment