Kategoriler
    More

      Bayram Olmaktan Çoktan Vazgeçmiş Kurban Ritüeli

      “Kurban” ve “bayram” kelimelerinin bir arada kullanılmasından rahatsızlık duyulmaması sizce de hayvan katliamını meşrulaştıran bir söylem değil midir? Bir cana kıymanın kutlanacak bir şey olarak görülmesi ne zamandan beri insan soyu için keyiflendirici olmuştur? Kurban ölümü ifade eder, bayram ise yaşamı ve sevinci. Bu karşıtlığın bir arada bulunması imkansızdır ve insanlığı daha da çığrından çıkarmaktadır.

      Yeryüzünde farklı insan toplulukları tarih boyunca kurban ritüelini farklı şekillerde gerçekleştirmişlerdir. Yani kurbanın evrensel bir olgu olduğunu söyleyebiliriz. Kurban bütün toplumlarda evrensel olarak görülen bir olgu olduğuna göre toplumun varlığı ile kurban arasında bir ilişki olması gerektiği düşüncesi akıllara gelmektedir. Tabi ki bu ilişki homo sapiens’in, homo erektus’un ortaya çıktığı dönemlere dayanmaktadır.

      Kurban, homo sapiens dönemlerinde toplumsal bir varoluş olarak algılanmaktaydı. Kıtlığın bir kalıntısı olarak toplumla birlikte ortaya çıkmıştır. Bayram ise neolitik dönemde kıtlıktan kurtulmanın ve düzenli bir artı ürün elde etmenin sonucu ortaya çıkan bir olgudur. Toplumun bireylerin toplamından daha fazla olması, o dönemlerde kurbanın anlaşılabilmesini sağlamaktadır. Kurban üretici güçlerin ve toplumun var olmasının gelişme düzeyine göre açıklanabilir.

      İnsan türü neolitik çağa kadar toplum olarak değil, sürü halinde ve kıtlık içinde yaşamaktaydı. Biyolojik olarak canlıların varlığını sürdürebilmesi için başka bir canlıyı yemesi gerekmektedir. Çünkü canlılığın temelinde bu yatar ve bunun için de yaşayabilmek gerekir. Fakat bu, yalnızca sürü halinde yaşayan ilkel çağdaki insanlar için geçerlidir, toplumlar için geçerli olamaz. Toplum oluştuğu anda, bir birey acıktığında başka bir bireyi yiyebilme hakkına artık sahip olmamıştır. Sürünün tüm üyeleri kardeş olarak görülür ve artık bireyler değil, toplum karar merciidir. Yalnızca toplumu yaşatmak için bir bireyin feda edilmesi mümkündür. Buna da kurban adı verilmektedir. Tüm bu bilgiler ışığında, bütün toplumlardaki kurbanın ortak özelliği ortak bir şekilde yenmesi ve kutsal olmasıdır. Binlerce yılda bu ritüel değişikliğe uğramış olsa da toplum, kendi içinden birini yiyerek varlığını sürdürebilme hakkına sahipti. Bu kurbanların toplumdaki çocuklardan seçildiğine dair çok büyük kanıtlar vardır. Farklı dinlerde kurbanın ortaya çıkışıyla ilgili anlatılan hikayelerde bu kanıtlara rastlanabilir. Örneğin, İsa’nın kuzu olması ve İbrahim çocuğunu kurban edecekken meleğin koçu getirmesi.

      Yazının bu kısmına kadar olan bölüm ilkel dönemde kurbanın ortaya çıkışını anlamak ve anlatmak amacıyla yazılmıştır. Kesinlikle bir kurban savunması olarak okunmamalı, bilimsel ve tarihsel bir perspektiften okuma yapılmalıdır. Kurban, üretimin olmadığı ve kıtlığın hâkim olduğu bir dönemde cinayet olarak görülmemekteydi. İlkel dönemlerde bir ibadet olarak görülen kurban, kabilenin yaşaması için yapılan toplumsal bir eylemdi. Herhangi bir kişisel çıkar veya karar doğrultusunda gerçekleşmeyen kurban, kutsal bir varlık olarak görülür ve ona güzel hediyeler verilerek kurban edildikten sonra yenir.

      Buzul çağının sona ermesi sonucu iklim ısınmış, bitkiler sulanmış ve evcilleştirilmiş yani tarımsal faaliyet başlamıştır. Üretici güçlerin gelişmesi, kıtlıktan kurtulmayı ve bolluk ekonomisine geçmeyi sağlamıştır. Bütün bunlar artık çocuk kurbanının ahlaksız ve akıl dışı olarak görülmesine neden olmuştur. Bu noktada Marx’ın “alt yapı üst yapıyı etkiler” sözüne dikkat çekilebilir. Çocuk kurbanlarının yerini hayvan kurbanlar almıştır. Yani üretimin ve ekonominin gelişmesi dini bir olgu olan kurbanın içeriğini değiştirmiştir. Hayvanları kurban etmenin ahlaksız ve akıl dışı görüldüğü bir çağa geldiğimizi söyleyebiliriz. İnsanlık gelişti, dönem değişti ve kurbanın anlamı artık ilkel dönemdekinden farklı bir hale geldi. Aslında neolitik çağa yani tarımsal üretimin başlamasına kadar kurban, toplumun varlığını devam ettirebilmesi açısından önemli bir ritüel olduğundan, bunun bayram olarak nitelendirilmesi anlaşılabilir. Artık çocukları yerine hayvanların kurban edilmesi, üretkenliğin arttığını ve kıtlığın sona erdiğini ifade ettiğinden o dönemde kutlanacak bir şey olarak görülmekteydi. Üretimin artmasıyla birlikte kurbanın sona ermemesi yalnızca şekil değiştirmesi, kutsal bir ritüel olmasıyla açıklanabilir.

      Kurban edilecek hayvanın süslenmesi, adına dualar okunması, öldürme işleminin hızlı bir şekilde gerçekleştirilmeye çalışılması aslında kurbanın toplum için bir dayanışma olduğunu vurgulamaktadır. Bütün bunların yanında günümüzde hâlâ kurbanın devam etmesinin nedenleri çok başka bir boyuta ulaşmıştır. Üretimin artık çok ileri boyutlara ulaştığı bir çağda, hayvanların kurban edilmesi ilkel dönemdeki anlamıyla zıtlık göstermektedir. Artık bant üretimiyle hayvan üretilmekte, öldürülmekte, işlenmekte ve piyasaya sürülmektedir. Kıtlığın çoktan ortadan kalktığı bir dönemde buna neden gerek duyulmaktadır? Bugün kurban, toplumun dayanışma içinde olması veya varlığını sürdürmesi için bir gereklilik anlamından tabii ki uzaklaşmıştır. Zenginlik, güç gösterisi, prestij elde etme, dini bütünlüğü kanıtlama gibi işlevleri olan kurban, modern kapitalist dönemde kapitalizme hizmet eden bir olgu olarak görülebilir.

      Kurban çoktan ibadet işlevini yitirmiş ve kişisel çıkarlara yönelik bir anlam kazanmasıyla birlikte bir cinayete dönüşmüştür. Toplumun varlığını sürdürebilmesi için artık kurbana gerek yoktur; dini boyut adı altında kutsallık kelimesi kullanılarak kişisel bir gösteriş yarışı yapılmaktadır. Kitlesel bir katliam haline gelmiş ve kapitalizmin bir oyunu olarak “fakirlerin et yiyebilmesine imkân veren bir gelenek adı altında kurban, meşrulaştırılmaya çalışılmaktadır. Sınıflı toplum yapısı da bu kurban geleneğini besleyen bir olgudur. Zengin fakir ayrımının olması kimin ne yiyip yemediğine göre toplumu belli kurallara göre düzenleyebilmeye olanak verir. Yani kurbanın ortadan kalkması için mücadele edilmesi gereken bir diğer şey de sınıflı toplum yapısının ortadan kaldırılması olmalıdır. Bu sayede toplumdaki zengin fakir ayrımı da ortadan kalkacak ve fakirlerin et yemek için 1 sene boyunca beklemesine gerek kalmayacaktır. Bu mesele daha da detaylandırılabilir; fakat yazımızın konusu kurban olduğu için bu perspektifte devam edelim.

      Kurban Ritüeline Hukuki Bir Yaklaşım

      5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu adı üstünde hayvanları korumaktan ziyade, 12. maddesinde hayvanların kesimi ile ilgili düzenlemelere yer vererek bir canlının öldürülmesini yasalarla meşrulaştırmaktadır.

      “Hayvanların kesimi”

      Madde 12- Hayvanların kesilmesi; dini kuralların gerektirdiği özel koşullar dikkate alınarak hayvanı korkutmadan, ürkütmeden, en az acı verecek şekilde, hijyenik kurallara uyularak ve usulüne uygun olarak bir anda yapılır. Hayvanların kesiminin ehliyetli kişilerce yapılması sağlanır.

      Dini amaçla kurban kesmek isteyenlerin kurbanlarını dini hükümlere, sağlık şartlarına, çevre temizliğine uygun olarak, hayvana en az acı verecek şekilde bir anda kesimi, kesim yerleri, ehliyetli kesim yapacak kişiler ve ilgili diğer hususlar Bakanlık, kurum ve kuruluşların görüşü alınarak, Diyanet İşleri Başkanlığının bağlı olduğu Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.”

      Anılı kanunun 4/1-a bendinde tüm hayvanların eşit doğduğu düzenlenmiş olsa da, kanun koyucu aynı bentte yaşama hakkını bu kanun hükümleri çerçevesinde sınırlandırmayı da ihmal etmemiştir. Bu hükümler incelendiğinde dini bir ibadet gereği yapıldığı iddia edilen Allah’a kurban sunma kavramının bir kanun ile desteklendiğini açıkça ortadadır. Bir yasa tarafından dini ibadet kuralları çerçevesinde hüküm kurulmuş olmasının hukuk devleti kavramına aykırılık teşkil edeceği konusunu bir yana bırakırsak, kanun koyucunun, bir canlının yaşamı ve ölümü hakkında karar verme yetkisine sahip olması da bu durumun korkunç yönlerinden biridir.

      Hayvan Hakları Evrensel Bildirgesi 11. maddesinde ise “zorunluluk olmaksızın bir hayvanın öldürülmesi yaşama karşı suçtur.” ibaresi yer almaktadır. Bu durumda yerel mevzuatta dini ibadetlerin getirmiş olduğu zorunluluk gereği hayvanların öldürülmesi meşru kılınmaktayken akıllara şu soruyu gelmektedir: “kurban dini bir zorunluluk mudur?” Kuran’da kurban kesmenin dini bir zorunluluk olmadığı günümüzde bilinmektedir.[1] Ne yazık ki günümüzde kurban bayramı, dini dogmalara dayalı bir kültür sonucu sorgusuz sualsiz süregelen bir katliam halini almıştır. Bu nedenle kurban ibadetinin Hayvan Hakları Evrensel Bildirgesi’ne de aykırılık teşkil ettiğini söylemek mümkündür.

      Kapitalist hukuk düzeninin bir sonucu olarak hayvanlar, mal kapsamında görülmeye devam edildiği ve ölümleri yasalarla meşrulaştırıldığı sürece; yaşayan ve acı çeken bir canlı, kurban olarak alıp satılmaya, “bayram” olduğu iddia edilen bir gecede televizyonlarda kanlı görüntülerle süslenmiş toplu katliam haberleri sunulmaya devam edilecektir.


      1 Detaylı bilgi için bkz; İrem Tutcu, İslam Veganlık Ve Kurban İbadeti, Ent Dergi, 27.07.2020


      Görsel: https://commons.wikimedia.org/wiki/File:Sacrifice_boar_Louvre_G112.jpg

      Ent Yaşam
      Ent Yaşamhttp://entdergi.com
      Okumuş olduğunuz bu yazı Ent Dergi Yaşam Editörlüğü'nün seçkisidir.

      Rastgele Yazılar

      Faydacı Etik Perspektiften Kürtaj Meselesi

      Ahlaki perspektifte kürtajı değerlendirmek tabi ki de kürtaj uygulandıktan sonra elde edilen mutluluğun mu daha büyük olduğuna yoksa doğumdan sonra elde edilen mutluluğun mu daha büyük olduğuna bağlı olarak değişir.

      Tren Sosyolojisi

      Katılacağım bir toplantı için Ankara’ya gitmem gerekiyordu ve ben biletimi hızlı trenden alıp yolculuk yapmaya karar vermiştim. Bilet olarak 3...

      Covid-19 ve Hayvan Ticareti

      Dünya gündeminde yer alan COVID-19 virüsü zoonotik bir virüstür, tıpkı seneler önceki tarihlerde yer alan virüsler gibi… ‘’Zoonotik virüs ne demektir?’’ başlığını ele alırsak; tabiri caizse hayvanları tüketerek vücudumuza aldığımız ölümcül olan virüslere denir. Çin’in Wuhan kentinde ortaya çıkan bu virüs ilk günlerde Çin’de satışa çıkarılıp yemek olarak tüketilen yarasa, yılan ya da maymundan insanlara bulaştığı öngörüldü. Daha sonra ise bu virüsün sebebinin yarasa, yılan ya da maymundan değil de nesli tükenmekte olan ve salgının başlandığı dönemde yasak olmasına rağmen yumuşak, lezzetli bir eti olduğu için Çin pazarında satılan pangolin diye bilinen bir memeli türünden insanlara bulaştığı tespit edildi.

      Cinsel Kimlik Tabusu

      Toplumda alışagelmiş, kabul edilmiş, tabulaşmış birtakım profiller, kalıplar var. Doğduğumuz an çevremizdekiler kim olacağımızı belirlemeye çalışıyor ve bu hayatımız boyunca devam ediyor....

      İlgili Makaleler

      CEVAP VER

      Lütfen yorumunuzu giriniz!
      Lütfen isminizi buraya giriniz