Hayal görmediğinden emin olmak için arkasına döndü, kadının yanında yattığını tekrar gördü ve bu, yüzünde bir tebessüm oluşturdu; ardından derin bir, oh, çekti. Onun yanında olması ve birlikte uyuyup ertesi günü de birlikte geçirecek olmaları içinin kıpır kıpır olmasına neden oldu. Bu anın geleceğini asla tahmin edemezdi ama işe bakın ki kadın, yanı başında öylece uzanıyordu. O, ay ışığının altında gözle görülebilmesini imkânsız kılacak kadar beyaz ve geceyi kıskandıracak kadar da karaydı. Hiçbir şey yapmasına gerek yoktur, yatağında hareketsizce uzanması bile tanrıların dahi bütün dikkatlerini onu izlemeye vermeleri için yeterlidir ve ola ki küçük kalbinden saçılan sevgi parçacıkları etrafa saçılsın, herkes kendi payına düşeni, aydınlıkta, rahat rahat görüp alabilsin diye güneş haddinden fazla aydınlatır yeryüzünü.

İşte, yanında böyle biri yatıyordu, ertesi birkaç günü onunla geçireceği için kendini şanslı hissediyordu ve birlikte geçirecekleri bu günlerin olabilecek en güzel şekilde geçmesini istiyordu. Birlikte olacakları bu kısa sürede neler yapacaklarını şimdiden düşünmeye başlamıştı bile.

Adam bunları düşünürken kadın kendisine iyice sokuldu, arkasından sıkıca sarıldı. O şimdi kadının nefesini ensesinde tatlı tatlı hissediyordu. Bu anın hiç bitmemesini istedi, sırf bu yüzden o gece uyumamayı diledi ama etrafa tatlı, loş bir ışık saçan gece lambasına bakarken göz kapakları ağırlaştı, kadının kolları arasında olmanın verdiği mayışmayla uykuya daldı.

Uyandığında kadın çoktan kalkmış ve kahvaltı hazırlamaya koyulmuştu. O da üstüne hızlıca bir şeyler geçirip yardım etmeye gitti.

Mutfağa girdiğinde kadına, günaydın, dedi ve yanına gidip ona sarıldı. Ardından kadının tezgâha koyduğu kahvaltılıkları aldı ve salona gidip masanın üzerine koydu. Kadın da çay demlemişti, o da çayları getirdi ve adamın karşısına oturdu, birlikte kahvaltı yapmaya başladılar. Kahvaltı yaparken sadece birbirlerine baktılar, hiçbir şey konuşmadan… Dışarıdan görenler aralarının iyi olmadığını, konuşacak konu bulamadıklarını, iletişim problemlerinin olduğunu düşünebilir ama karşılıklı oturdukları bazı zamanlarda sessiz kalıp sohbet etmemelerinin sebebi, aslında konuşacak konu bulamamaları ya da aralarının limoni olması değildir. Sohbet etmemelerinin sebebi, birlikte oldukları anlarda mutlu olabilmek için birbirlerinden başka bir şeye ihtiyaç duymamalarıdır, bu yüzden de havadan sudan konuşmak ya da konuşacak konu bulmaya çalışırken sıkıcı vakit geçirmek gibi şeylere ihtiyaç duymazlar. İyi vakit geçirmeleri için birbirlerinin yanında olmaları yeterlidir.

Kahvaltılarını bitirdikten sonra adam eline gazetesini aldı, sayfaları biraz karıştırdı. Kısa bir süre sonra cinayet, dolandırıcılık ve kedinin gitgide şişmanladığını gösteren tonlarca haber okuduktan sonra içi daraldı, gazeteyi alıp okuduğuna pişman oldu, bu sefer farklı bir şey beklediği için kendine kızdı ve iç çekerek gazeteyi sehpanın üzerine geri bıraktı. Kadın ise gündemi takip etmeyi bırakalı epey olmuştu, eskiden beri de pek ilgisini çekmezdi zaten ama “Belki önemli bir şeyler vardır.” düşüncesiyle arada bakardı. Son zamanlarda ise gündemi işgal eden haberlerin olumsuz ve tekdüze olmasından dolayı haberleri okumayı tamamen bırakmıştı.

Adam bütün gün evde oturmak istemiyordu. Kadınla dışarıda vakit geçirmek istiyordu, mesela dışarıda kahve içebileceklerini düşündü. Bu fikrini kadına da söyledi, kadının da kabul etmesiyle dışarı çıkmaya karar verdiler ve ikisi de üstlerini değiştirmek için odalarına gitti. Kısa süre sonra ikisi de hazırdı, adam yeşil, kadife bir ceket; beyaz, puantiyeli bir gömlek ve yine yeşil, kadife bir pantolon giymişti. Kadın da beyaz bir pantolon ile siyah bir kazak giymiş ve birkaç takı ile de kombinini tamamlamıştı. İkisi de birlikte vakit geçirecekleri için heyecanlıydılar, bugün için güzel görünmek istiyorlardı.

İkisi de aynada son kez kendilerine baktıktan sonra evden çıktılar ve kafeye doğru yol almaya başladılar. Yürüyeceklerdi, zaten gidecekleri kafe çok uzak değildi. Yolda giderken sohbete daldılar. Konuştukları konular fazla derin değildi ve aslında böylesi daha iyiydi, üzerine uzun uzun konuşulabilecek konuları kahve içecekleri ana saklıyorlardı.

Nihayet kafeye vardılar, içeri girdiler, kafenin arka taraflarına doğru yürüdüler ve gözlerden mümkün olduğunca uzak olmak için köşedeki bir masaya oturdular. Adam masalarına doğru yürürken elini kadının beline attı, kapıda onları karşılayan garsonun ve diğer müşterilerin garipseyici bakışları ise dikkatini çekti fakat aldırış etmedi.

Masalarına oturduktan sonra garson geldi, siparişlerini sordu. Adam Türk kahvesi istedi, kadın için de latte söyledi. Kadın gülümsedi. Kendisi latteyi pek bir severdi ve her buluşmalarında latte içerdi, bu yüzden artık adam için kadının ne içeceğini tahmin etmek zor değildi.

Kahveleri gelene kadar kadın camdan dışarıyı izledi, adam da masanın üzerinde duran dergileri karıştırdı, arada da kadına dergide gördüğü ilginç şeyleri gösterdi. Bu sırada etraflarındaki müşterilerin çoğu onları izliyordu.

Kahveleri sonunda geldi. Adamın kahvesi fincanda, kadının kahvesi ise karton bardakta servis edildi. Garson, Türk kahvesini adamın önüne koydu ancak latteyi kadının önüne değil, adamın kahvesinin hemen yanına koydu. Adam, garsonun neden böyle yaptığını anlamadı ama “Herhalde uzanamadığı için onunkini de benim önüme koydu.” diye düşündü.

Garson gittikten sonra adam, karton bardağı kadına uzattı, kadın da elini uzattı ve bardağı tuttu. Sonra adam bardağı tutmayı bıraktı, tam kendi kahvesini eline alacaktı ki önce bir şeyin yere düşme sesini duydu ve ardından da bileklerinde bir sıcaklık hissetti. Kahve yere düşmüştü. Anlamamışçasına kadına baktı çünkü onun bardağı tuttuğundan emindi. Bütün müşteriler onlara bakıyordu çünkü gördükleri şey orta yaşlı bir adamın elindeki bardağı doğrudan yere bırakmasıydı. Garson, adam ve kadının oturduğu masaya yakın bir yerde duruyordu ve olan biteni o da görmüştü, adamın yanına geldi ve bardağı neden yere attığını sordu. Adam ise anlamadı ve şaşkın gözlerle tekrardan kadına baktı. Garson, bu garip adamla daha fazla uğraşmak istememiş olacak ki bir havlu getireceğini söyleyip tezgâhın arkasından havlu almaya gitmekten başka bir şey yapmadı. Adam da garsona yardımcı olmak için bir peçete aldı ve yeri silmeye başladı.

Yeri silerken şaşkınlığı üzerinden gitmemiş ve herkesin kendisine bakması onu rahatsız etmişti. Yeri temizlerken kadına bardağı neden düşürdüğünü sormak istedi, kafasını kaldırıp kadına baktı ama kadın az önce oturduğu yerde yoktu. Kaşlarını çattı, kendini ayıplarcasına kafasını iki yana salladı ve yine aynı şeyi yaptığı için kendini azarladı. Artık gitmesi gerektiğini düşündü. Hesabı ödeyip kafeden ayrıldı ve kadının gerçekten bulunduğu yere doğru yürümeye başladı.

Görsel: “Man drinks coffee for the first time” Lee Ellis

Sosyal medyada paylaş

Gökalp Yelken

2001 yılında Sakarya'da doğdu. İlk ve ortaöğretimini doğduğu şehirde tamamladı. Daha sonra Hacettepe Üniversitesi Fransız Dili ve Edebiyatı Bölümü'nü kazandı, akademik hayatına Ankara'da devam ediyor. Ent Dergi'de bilim ve kültür-sanat kategorileri editörü olarak çalışıyor ve aynı zamanda düzenli olarak yazılar yazıyor.
Published On: Aralık 20th, 2020Categories: Edebiyat, Kültür & Sanat0 Yorum

Leave A Comment