Sosyal medyada paylaş

“Kadın doğulmaz: Kadın olunur.”

Simone De Beauvoir

Biyolojik cinsiyet ve toplumsal cinsiyet birbirinden farklı, iki ayrı kavramdır. İsimlerinden de anlaşılabileceği gibi biri kişinin anatomisiyle ilgiliyken; diğeri biyolojik cinsiyetine bağlı olarak bireyden yapması beklenen davranışları ve rolleri ifade eder. Toplum tarafından verilen bu erkeklik ve kadınlık hakkındaki görüşler hem her iki cinsiyet için hem de ikili cinsiyet sistemi içinde yer almayan bireyler için oldukça problemlidir. Tarih boyunca biyolojik cinsiyeti doğrultusunda kendisine dayatılan toplumsal cinsiyet rollerini reddeden insanlar ötekileştirilerek toplumdan dışlandılar ve ne yazık ki günümüzde de bunun birçok örneğiyle karşı karşıyayız.

Aileler çocuklarının varlığını öğrendikleri ilk andan itibaren, onlara bazı cinsiyet rolleri atamaya başlarlar. Örneğin, çocuklara verilen isimler bile feminen ve maskülen olarak ikiye ayrılmaktadır. 2-5 yaş arasındaki çocuklarla toplumsal cinsiyet rolleri üzerine yapılan görüşmelerde[1] şu sonuca ulaşılmıştır: 2 yaşındaki çocukların büyük bir çoğunluğu kendisinin kız mı yoksa erkek mi olduğunu biliyor. Aynı zamanda 4-5 yaşlarındaki çocukların çoğu sorulara benzer cevaplar veriyor. Önlerine koyulan oyuncak bebekler gösterilerek, hangisinin evi temizlediği ya da bebek bakımından hangisinin sorumlu olduğu soruluyor. Çocuklar dişi olan oyuncağı, hangisinin işe gittiği sorulduğunda ise erkek olan oyuncağı gösteriyorlar. Dahası, eğer toplum tarafından inşa edilmiş rollere uymazlarsa (örneğin erkek çocuk elbise giyerse), diğer insanların onlara güleceğine inanıyorlar. Bu görüşmelerden de anlaşılabileceği üzere, beyan ettikleri cinsiyetlerine bakılmaksızın, çocuklar belirli cinsiyet rolleriyle çok erken yaşlarda tanıştırılıyorlar. Yetmezmiş gibi bir de bu rollere göre hareket etmeleri gerektiğine inandırılıyorlar. Aksi takdirde “öteki” olarak etiketlendirileceklerini biliyorlar.

Toplumsal Cinsiyet Rolleri Oyuncaklar Aracılığıyla Çocuklara Öğretiliyor: Barbie Örneği

Toplumsal cinsiyetin inşasında oyuncaklar çok büyük bir rol oynuyor. Örneğin, Susan Jane Gilman Barbie bebeklerin kız çocuklarına belirli bir güzellik normu dayattığının altını çiziyor. Barbie bebeklerin verdiği mesaja göre, kadınlar için ideal olan dış görünüş uzun, zayıf, beyaz olandır ve eğer kişi bu ideale uymuyorsa, bu onun “değersiz” olduğu anlamına gelir. Ayrıca, Gilman diğer ırkları temsil eden Barbie bebeklerin (örneğin siyah Barbie), orijinal Barbie bebeklerle tamamen aynı özelliklere sahip olduğuna, tek farkın ten rengi olduğuna dikkat çekiyor. Bununla birlikte, bu Barbie bebeklerin sınırlı sayıda üretilmesi “normal” olmadıkları fikrini güçlendiriyor.

Gilman’ın da söylediği gibi, toplum, Barbie bebekler aracılığıyla kadınları tektipleştirmeye çalışıyor. Örneğin, astronot Barbie’ler (ve diğer meslekleri temsil eden Barbie bebekler), hala orijinal Barbie bebekler gibi giyiniyor ve görünüyorlar çünkü verdikleri mesaja göre bir kadının değerli ve başarılı olabilmesi için öncelikle ideal güzelliği yakalaması gerekiyor. Diğer bir deyişle, Simone De Beauvoir’ın İkinci Cinsiyet adlı kitabında da söylediği gibi, toplumsal cinsiyet normlarına göre, “Kadın, kadınlığını kabul etmeden ‘büyük insan’ olamaz.”

Dahası, 2019 yılında piyasaya sürülen cinsiyetsiz Barbie’yi orijinal Barbie’den ayıran tek özelliği daha kısa saçlara sahip olması ve kıyafetleri arasında elbise ve etekle birlikte pantolon seçeneğinin de bulunması. Tüm bu örneklerden anlaşılabileceği gibi, toplum kız çocuklarını çok küçük bir yaştan itibaren cinsiyet rolleriyle tahakküm altına almaya çalışıyor. Oysa Barbie bebeklerin verdiği “Standart olan güzeldir” mesajının aksine, standart olan güzel değildir. Biz, her zaman, birbirimizden farklılıklarımızla vardık, varız, var olacağız.

Kısacası, Simone De Beauvoir’ın İkinci Cinsiyet adlı kitabındaki ünlü “Kadın doğulmaz: Kadın olunur” sözünden de anlaşılabileceği gibi toplumsal cinsiyet rolleri sonradan öğrenilen şeylerdir. Bu nedenle, hiç kimse toplumsal cinsiyeti yüzünden yargılanamaz. Kısacası toplumsal cinsiyet rolleri yerine, cinsiyetsiz bir dünya inşa etmeliyiz!

[1] Görüşmelerin bir örneğine bu linkten ulaşabilirsiniz: https://www.youtube.com/watch?v=-VqsbvG40Ww&t=2s

 

Kaynak: 

Gilman, Susan Jane. “klaus barbie, and other dolls i’d like to see”. 2000.

Beauvoir, S. de. İkinci Cinsiyet (Second Sex). Çev. Gülnur Savran, Koç Üniversitesi, 2016.

Görsel:

stiloyuncak.com

 

Sosyal medyada paylaş

Beyza Genç

Beyza Genç
Hacettepe Üniversitesi Amerikan Kültürü ve Edebiyatı 4. sınıf öğrencisi. Aynı zamanda İngiliz Dilbilimi bölümünde yan dal yapıyor. Feminist edebiyat eleştirisi alanında araştırma yapmayı, bu alanda metinler okumayı ve yazmayı, sinema ve tiyatro etkinliklerine katılmayı çok seviyor.

Leave A Comment