“Annemin kızıyım, siyahi bir kadınım ve bununla gurur duyuyorum.”

Gent doğumlu Bahati Simoens, Hockney, Gaugin ve Rousseau’nun eserlerine hayran kalarak büyümüş, ancak hayatının ilerleyen dönemlerinde ilham almak için siyahi sanatçılara yönelmiş. Allyssia Alleyne Bahati ile işi, çocukluk döneminin etkileri, ailesiyle beraber geçirdiği tatiller ve annesinin mirasının yarattığı eserler üzerindeki etkisi hakkında konuştu.

Bahati Simoens başlarda onu büyük beden ve yüzsüz figürler çizmeye itenin ne olduğundan emin değilmiş ancak bir aşamadan sonra bunu sorgulamayı bırakmış. Geniş bedenler ve kollar, kahverengi tonlarındaki gövde ve bacaklar, minicik kafalar, daha da minicik şapkalar, küpeler ve saç stilleri artık onun imzası hâline gelmiş. Bu figürleri düz renk arka planlar ya da ona evini, Burundi’de geçen çocukluğunu ve annesinin Kongo’daki hayatına dair anlattığı hikayeleri hatırlatan sakin manzaralar üzerine resmediyor. Kucaklaşan çiftler, çocuklar, yemek masasında paylaşılan yemekler; hepsi akrilik ile temiz, aydınlık fırça darbeleriyle resmedilmiş.

“Paul Gaugin, David Hockney, Henri Rousseau… Hepsinin eserlerine ve parlak renkleri kullanış tarzlarına bayılırdım. Ancak şimdi online olarak keşfettiğim Siyahi sanatçılara, çocukluk anılarıma ya da resimlere yönelerek onlardan ilham alıyorum.” diye ifade ediyor Bahati ve şu an takip etmekten keyif aldığı isimlerin Cassi Namoda ve Wonder Buhle Mbambo olduğunu belirterek, Instagram’da takip edilmesi gereken sayfaları ve ziyaret edilmesi gereken sergileri örnek veriyor.

Ghent, Belçika’daki evinden telefonda konuşurken 27 yaşındaki sanatçının ses tonu nazik ve saygılı. “Normalde de çok uysal biriyim. Sakin bir kişiliğe sahibim, çok sabırlıyım. Gerçek bir oğlak burcuyum, sert gibi görünürüm ama aslında çok hassasım. Çok nadiren duygularıma yoğunlaşır ve onları açıkça ifade ederim.” diye belirtiyor Bahati.

 “Sanatıma dönmek için önlenemez bir arzu duyduğumu hatırlıyorum”

Eserleri, ırkçılık, aşk, azınlık olarak yaşamak ve memleketi hakkında kendini açıkça ifade edebildiği ve onu mutlu eden bir yer. Özellikle bu yıl, ince detaylar ile ortaya çıkan bir çatışma duygusu eserlerinde kendini göstermeye başlamış. Tropikal manzaranın önünde oturan ve tişörtünde FYPD (Kahrolsun Polis Departmanı) yazan bir adam; her tarafı dövmelerle kaplı, “YETER ARTIK” ve “Doğduğumdan beri Siyahiyim” diye haykıran bir gövde; önünde Breonna Taylor’un yüzünün olduğu bir elbise giyen bir kadın. Politik meseleleri daha açıkça konu edinen bir eserinde ise, bir aile Beyaz Saray’ın bahçesinde kucaklarında cansız bir beden taşıyor.

Bahati, renkleri kullanma tarzını ve tonların yumuşaklığını silahsızlandırmaya yönelik bir ifade biçimi olarak görüyor ve eserlerini insanları daha ciddi temalara yöneltmek için bir adım olarak değerlendiriyor. “Bence insanlarda bir konu hakkında farkındalık yaratmak istiyorsanız, bu siz öfke, acı ve hayal kırıklığı ile doluyken işe yaramıyor ve kendinizi bu konu hakkında bir şeyler yaparken buluyorsunuz.” diye gerekçe gösteriyor. “Bir noktaya daha yumuşak bir şekilde değinmek istediğinizde işe yarıyor.”

Bahati, başkalarıyla iletişim kurmanın bir yolu olarak sanata yönelmeden önce, bunu kendisiyle bağlantı kurmak için kullandığını söylüyor. Belçikalı bir matematik öğretmeni olan babası ve denizaşırı çalışırken tanıştığı Kongolu bir kadın olan annesi de sanatçı ruhlu bireylermiş ve Bahati’nin yeteneklerini genç yaştan itibaren desteklemişler. Annesinin kuş ve manzara çizimleri ile babasının soyut eserleri ve Afrika’da geçirdiği zamanları gösteren fotoğraflar ile sarılı olarak büyüdüğünü hatırlıyor. “Çok kültürlü ve aynı zamanda çok katı bir yetiştirilme tarzına sahip olarak büyüdüm.” diye belirtiyor.

Ebeveynleri  sekiz yaşında boşandıktan sonra Bahati, başlıca babası tarafından, kardeşleri ile birlikte Belçika’nın deniz kıyısında yer alan Oostende şehrinde, kültürel çeşitlilik olmadan, Beyaz bakış açısı tarafından yaralanarak ve babasının kuralları ile kısıtlanarak yetiştirilmeye devam etmiş. “Babam bir Hristiyandı ve eski geleneklere bağlıydı, bu sebeple 18 yaşıma gelene kadar erkek arkadaşım olmadı, dışarı çıkmadım, arkadaşlarımda yatıya kalmadım ve babam etraftayken televizyon izlemedim.” diye belirtiyor ve o günleri hatırlarken gülümsüyor.

Annesi, Bahati’ye geleneksel yemek tarifleri öğretirken ve  çocukluk hikayelerini anlatırken bizzat sistematik ırkçılığa maruz kalmış olmasına rağmen, Bahati ve kardeşleriyle ırk ve kültür meselelerini hiç tartışma gereği duymamış: annesinin onlara,”Siz artık Avrupalı bireylersiniz.” dediğini ekliyor.

Bahati 17 yaşındayken ise, bir yere ait hissedememe endişesinden kurtulmak için daha fazla kültürel çeşitliliğe sahip olan Gent şehrine taşınmış. Eğitmenleri tarafından bir takım basmakalıp davranışlarla karşılaştığı ve çoğunluğu Beyaz olan öğrenci profili tarafından köşeye sıkıştırılmış hissettiği kısa ve cesaret kırıcı bir dönemden sonra işler yoluna girmeye başlamış. Onu Afro-Amerikan kültürü ile tanıştıran Siyahi erkek arkadaşıyla yaşadığı ilk ilişkisinde, hevesli sanatçıların uğrak noktası olan bir kafede çalışırken, onlarla birlikteyken kendisi olabileceğini ve benliğinin derinlerine inebileceğini hissettiği farklı bir arkadaş grubu edinmiş.

İlk ilişkisi sona erdikten sonra Beyaz erkek arkadaşıyla yaşadığı ikinci ilişkisinde, erkek arkadaşının çevresinden ırkçı yorum ve eylemlerle karşılaştığı zaman onun umursamaz tavırlarına maruz kalmış. “Bu beni kesinlikle mahvetmişti, tekrardan düşüncelerini yüksek sesle söylemekten çekinen bir ergen gibi hissetmeye başlamıştım ve çevremde yer alan Beyaz ırktan bireyleri gücendirmemek için cümlelerimi sürekli tartıyordum.” diye ifade ediyor. “Ancak o yıllarda ise, sessiz kalmanın ve çevremi gözlemlemenin bana kazandırdığı bilgeliğe eriştim.”

“Sessiz kalarak ve çevremi gözlemleyerek büyük bir bilgeliğe eriştim.”

Hayatının ikinci dönüm noktası ise, 2017 yılında Güney Afrika’ya yaptığı bir aylık gezide, kendini çocukluğundan beri ilk defa bir ortama kaynaştığını hissettiği zaman gerçekleşmiş. “Ruhum, Siyahi bireylerle beraberken daha huzurlu ve rahat,” diye ifade ediyor. “Nazik ve sevecen bir çevrede, benim gibi olan bireylerle kaynaşırken ancak aynı zamanda ırkçılığın yol açtığı etkileri gözlemlerken; düşüncelerimi çekinmeden ifade etmenin ne kadar önemli olduğunun farkına vardım.”

Belçika’ya döndüğü zamanı ise, “Sanatıma dönmek için önlenemez bir arzu duyduğumu hatırlıyorum. Böyle yerlerde zihnimi canlandırmak ve tazelemek hem sanatçı hem de bir birey olarak, benim için vazgeçilmez bir şeydi… Erkek arkadaşımla, etrafındaki insanların uyguladığı ayrımcı/saldırgan söylemler ve genel anlamdaki adaletsizlikleri hakkında konuştuğumda ise bunun üstesinden gelemedi ve her şey işte buraya kadardı.” diye ifade ediyor.

Bu noktadan sonra ise resim çizmenin onun için bir terapi hâline geldiğini söylüyor. Asıl çizimleri kağıt üzerine çizdiği minik figürlerden oluşan küçük eserler olsa da, kendine olan güveni yerine geldikçe tuval üzerine daha büyük figürler çizmeye başlamış.

Eserlerinde, Instagram  paylaşımlarında ve gerçek hayatında artık Beyaz bakış açısının ağırlığı ve Beyaz bireylerin hassasiyetleri hakkında endişelenmediğini belirtiyor. Bunun yerine, Siyahi bireylerin kendilerini ve yaşadıkları deneyimlerin yansıtıldığını görebilecekleri eserler üretmeye adamış.

“Annemin kızıyım, Siyahi bir kadınım ve bununla gurur duyuyorum. Herkesin eserlerimden keyif aldığını görmeyi isterim, ancak önceliğim incinmişliği ve acıyı yumuşak bir şekilde ifade ederken, aynayı Siyahi bireylerin farkına varıldığı bir yöne doğru çevirmek.” diye ifade ederek sözlerini tamamlıyor.


Kaynak: We Present

 

 

 

 

 

 

Sosyal medyada paylaş

Deniz Bütün

Trakya Üniversitesi İngilizce Mütercim - Tercümanlık mezunu. Emily Brontë, Sylvia Plath, Tezer Özlü, Hakan Günday, Duygu Asena ve Şafak Pavey tekrar tekrar okuduğu yazarlar arasında yer alır. Hayatın içinden duygulara ve anlatılara yer veren biraz da melankolik edebi eserler okumayı tercih ediyor. Sanat-Kültür ve Edebiyat dergilerini takip etmeyi sever. Bunların dışında psikolojiye ve çevirisine meraklı, aynı zamanda özel eğitime ihtiyacı olan bireyler ile ilgili çalışmalarda yer almaya özen göstermekte. Bisiklet kullanıcısı, spor yapmayı ihmal etmez, sağlıklı ve bilinçli beslenmeye özen göstermekte, aynı zamanda vejetaryen ve yemek yapmayı çok sever. Türk kahvesi ve bitki çayları vazgeçilmezleri arasında.
Published On: Mayıs 16th, 2020Categories: Kültür & Sanat0 Yorum

Leave A Comment