Bulunduğumuz ülkenin en iyi 10 üniversitesinin Gazetecilik bölümü öğrencilerinden aralarında benim de bulunduğum toplamda 30 kişi seçilerek Antitopya ülkesine araştırma yapmaya gönderildik. İşin ilginç tarafı hiçbirimiz bu ülkeye isteyerek gitmiyorduk. Bu isteksizlik ise ülkenin bir diktatör tarafından yönetilmesi, ülkede; kadın, çocuk, hayvan, bitki olmanın ahlaken suç sayılması, her ne kadar yazılı olarak hukuk kuralları bulunsa da bu kuralların diktatör nasıl istiyorsa öyle uygulanması ve en önemlisi kimsenin can güvenliğinin bulunmamasından kaynaklanıyordu. Biz öğrenciler en sonunda bu araştırmanın kariyerimiz açısından büyük bir fırsat olacağı teminatını alınca Antitopya’ya gitmeyi kabul ettik.

Antitopya’nın sınırına geldiğimizde “bedensel özgürlüğümüz” hiçe sayılarak Antitopya hapishanelerinde olduğu gibi -bunu Antitopya’ya gelmeden önce yaptığım araştırmalar sırasında öğrenmiştim- intim arama denilen aramadan geçirildik. Başta hepimiz buna itiraz etsek de bu bedensel özgürlük ihlalinin ülkeye giriş yapmak için zorunlu olduğunu söylemeleri üzerine hepimiz istemeye istemeye boyun eğdik. Arama sırasında hepimizin akıllı telefonlarına geri verilmek üzere el konuldu. Anlaşılan ülkenin yaşam tarzı başkalarına gösterilmek istenmiyordu. Bize yaptığımız araştırmaları yazmamız için birer tane daktilo verdiler (internet üzerinden bilgisayar ile yayın yapmamızı engellemek amacıyla bilgisayarlara da el konulmuştu). Düşünce özgürlüğünün böylesine ihlal edildiği bir ülkede yaptığımız araştırmaları ülkemize götürmemize izin verecekleri konusunda aklımda bazı soru işaretleri var.

Ülkenin insanlarına şöyle bir göz attığımızda hepsinin suratında boş bir ifade vardı. Sanki gördüklerimiz insan değil birer robottu. Belli ki bu insanlara sorgulamamaları için beyni uyuşturan ilaçlar verilmişti. Çünkü sorgulayan bir beyin karşısında hiçbir diktatör ayakta duramazdı. Dikkatimizi çeken ilk şey ülkede kütüphane ve kitap satan yerler bulunmamasıydı. Daha doğrusu birkaç yer  vardı ama buralarda sadece diktatörün izin verdiği, sansürlediği kitaplar bulunuyordu ve bunların çoğu diktatörü öven biyografi kitaplarıydı. Rehberimizin söylediğine göre diktatör insanların yeni düşünceler üretmesini engellemek amacıyla sansürlediği kitaplar dışında kitap okumayı, satmayı ve bulundurmayı yasaklamıştı. Büyük yasak döneminde bütün evler tek tek gezilip kitaplar yakılmıştı. Haliyle ülkeye girerken başkalarının eline geçme tehlikesini ortadan kaldırmak için bütün eşyalarımız gibi kitaplarımıza da el konuldu. Tıpkı bütün diktatörler gibi bu da halkın yanında görünüp kendini sevdirerek başa geçmiş, sonrasında içindeki o koca şeytanı ortaya çıkarmıştı. O kanlı koltuğa oturduğu ilk yıllarda nasıl insanların zihinlerini kontrol altına alabilirim diye düşünüp çareyi çoğu insanın korumak uğruna kendinden olanları bile hiçe sayarak öldürdükleri “din”i kullanmakta bulmuştu. Bir süre sonra insanlar bunu fark edip diktatörü sorgulamaya başlamış, sonrasında zaman zaman küçük çaplı isyanlar çıkarmaya başlamıştı. Farkına varan insanlar internet üzerinden yayınlar yaparak; kitaplar, denemeler yazarak halkı uyandırmaya çalışmıştı. Halkı uyandırma çabalarının işe yaradığını gören diktatör bunun önüne geçmek için önce internet erişimine küçük kısıtlamalar getirmiş, ardından tamamen ülkede internet bağlantısını kapatmıştı. Ama diktatörün aldığı bu önlemler işe yaramamakla beraber halkı daha da kızdırmasına neden olmuştu. Bunun üzerine yeni yöntemler bulmaya çalışan diktatör ikinci çareyi ülkenin sularına özel olarak yaptırdığı bir kimyasalı katarak insanların beynini fiziksel olarak kontrol etmekte bulmuştu. Artık insanlar o ne derse onu yapıyor, çoğu kişi diktatör için canını vereceğini söylüyordu. Neyse ki burada sadece 1 hafta kalacağız ve bu süre boyunca ülkemizden getirdiğimiz suları kullanacağız.

Gelişimizin ilk gününde kalacağımız yerler gösterildi. Ülke -olduğunun tam aksine gelişmiş, bilime değer veren bir yer olarak- tanıtıldı. Yaptığımız uzun yoluculuktan sonra hepimiz bitkin düşmüştük. O yüzden otelde bize ülkeyi öven adamın konuşmasını yarıda bırakıp yavaş yavaş odalarımıza çekildik. Otel son derece lüks dizayn edilmişti. Söylenenlere göre diktatörün akrabaları kendini ziyaret etmeye geldikleri zaman bu otelde ağırlanıyormuş. Anladığım kadarıyla diktatör akrabalarına fazlasıyla değer veriyor. Devletin bütün kurumlarında diktatörün akrabaları en üst düzeyde görev alıyor. Bu akrabalar diktatöre sadık olduğundan dolayı kimyasal bulunan suyu kullanmıyorlar, haliyle hiçbirinin beynini bu kimyasal uyuşturmamış. Beyinlerini asıl uyuşturan şey para. Zaten bu akrabaların sadık olmasının sebebi diktatörü sevmeleri değil, diktatörün kendilerine devletin kasasından aktardığı para.

Konudan sapmadan otel ile ilgili düşüncelerimi aktarmaya devam edeyim:

Dışarıdan bakıldığında otel gibi görünse de içi tam bir saray. Her yer altın kaplamalı ve gereksiz derecede ışıklandırmalar mevcut. Bu kamuflajı yapmalarının amacı diktatörün insanların zihinlerini kontrol etmeden önce halkın isyan etme ihtimalini ortadan kaldırmakmış. Gelmeden önce yaptığım araştırmalarda ülkenin büyük çoğunluğunun açlıktan kırıldığı, hükümetin bunu kabul etmediği ve yalanladığı yazıyordu. Demek ki yazılanların yanı sıra burada çok zengin bir kesim de (akrabalar)  mevcut.

Saatlerce dönüp durmama rağmen bir türlü uyuyamadım. Antitopya hakkında o kadar çok soru işareti vardı ki kafamda, bu soruları bir türlü susturamıyordum. En sonunda yatağımdan kalkıp birileriyle sohbet etme umuduyla otelin kafeteryasına indim. Kafeteryada dışarıda gördüğümüz yüz ifadelerinin bire bir aynısına sahip 6-7 tane Antitopyalı ve bizim ekibimizden birkaç kişi oturuyordu. Anlaşılan onları da uyku tutmamıştı. Sorularıma yanıt bulma amacıyla buraya inmiştim ama indikten sonra buradaki insanların da beyinlerinin uyuşturulduğu aklıma geldi.

Bilgisayar yok. İnternet yok. Kitap yok. Anlayacağınız burası cahiliyenin başkenti.

Sosyal medyada paylaş

Ahmet Furkan Tunahanlı

Ent Dergi Kültür&Sanat Editörü. Anadolu Üniversitesi Adalet Bölümü Öğrencisi. Taze Vejetaryen, Pro-feminist. Kafkaokur Dergisi ile okuma alışkanlığı kazanıp sonradan yazı yazmaya başladı. Rol Modelleri Buket Uzuner ve Franz Kafka. Franz Kafka'ya olan hayranlığı öyle büyük ki yeni tanıştığı insanlara kendini Furkan Kafka olarak tanıtıyor.
Published On: Temmuz 27th, 2021Categories: Edebiyat, Kültür & Sanat0 Yorum

Leave A Comment