Ankara Katliamı’nın Ardından: İntikam Değil Adalet!

5 yıl önce yaşadığımız Ankara Gar Katliamı üzerine, travma, acı, öfke, adalet gibi kavramları da içeren birçok şey söylendi. Şüphesiz neredeyse hepsi de haklıydı. Söylenmiş onca sözden sonra yaşadıklarımızı tekrar tariflemeye çalışmayacağım. Afrika’daki yoksullara gıda yardımı yapan uluslararası kuruluşların, “bir deri bir kemik kalmış siyahi küçük çocuk” görselleri kullanması gibi bir ajitasyona da girmeyeceğim. 10 Ekim 2015 tarihinde Ankara’da bir araya gelen, her biri birer farklı özne olan insanların ortak taleplerini hatırlatmanın anılarını yaşatmak olduğunu düşünüyorum.

Barışta Israr Etmek


7 Haziran seçimlerinin ardından koalisyonun kurulamadığı ve Suruç Katliamı ile birlikte çözüm sürecinin sonlandırılması üzerine çatışmaların yaşandığı günlerde “Emek, Demokrasi ve Barış Mitingi” için Ankara’da bir araya gelinmişti. Emeğe, demokrasiye ve barışa ilişkin haklar, Anayasa’da ve Türkiye’nin tarafı olduğu uluslararası sözleşmelerde “düzenlenmiş” olmasına rağmen, o gün Ankara’da buluşan binlerce kişi, hakların hukuki metinlerde düzenlenince değil, uğrunda siyasal mücadele yürütülünce kazanılacağını biliyorlardı. “Barışta ısrar etmenin”, “demokrasiyi inşa etmenin”, “emeği savunmanın” harekete geçmeyi gerektirdiğini biliyorlardı. Evet, kimse ölümü göze almamıştı, başkentin ortasında böyle bir katliamı hiçbirimiz düşünmemiştik. Yaşadığımız şoku böylesine derinleştiren de bu beklemiyor oluşumuzdu. Ancak kronolojik sıralamayı doğru yapmak gerekiyor; yitirdiklerimiz, öldürüldükleri için haklı değiller, haklı oldukları için öldürüldüler. İşte bu yüzden, bugün onları hatırlatırken de aynı haklı talepleri vurgulamak önemli bir yer tutuyor. Onlar için adaleti ararken, onları anarken onların sözlerini tekrarlamak mecburiyetimiz.

Yaşananlar Tekrarlanmamalı


Katliamın ardından başlatılan ve sona yaklaşan yargılama sürecine ilişkin davanın avukatıyla yapılan şu söyleşi (https://www.gazeteduvar.com.tr/murat-kemal-gunduz-10-ekim-katliaminda-gorevi-ihmalden-ote-seyler-var-makale-1501272) durumu ortaya seriyor. Böyle büyük acıların ertesinde beklenen, istenen adalet hayatını kaybedenlerle ilgili değildir. Aksine, hayatta kalanlarla ilgilidir. Geçtiğimiz günlerde denk geldiğim bir tweette, son zamanlarda popüler olan “Kırmızı Oda” dizisine atıfla bütün toplumun büyük bir kırmızı odaya ihtiyacı olduğundan bahsediliyordu. Adalet, bu ‘kırmızı oda’nın bir parçasıdır işte. Suçtan zarar görenlerin; mahkemelerin dar yorumladığı haliyle değil, bu suçun etkilediği, travmalar yaşattığı hepimizin, toplumun ihtiyacıdır. Benzer süreçlerden öğrenilen bir gerçek; etkili bir soruşturma, maddi gerçeğe ulaşmaya çalışan bir kovuşturma ve hakkaniyetli bir hüküm toplumsal rehabilitasyonda sanılandan fazla rol oynamaktadır.


Kaybettiklerimizin ardından yürüttüğümüz mücadelede, unutturmamak, hayallerini gerçekleştirmek ve adaleti sağlamak var. Bunların hiçbir yerinde “intikam” yok. Kaybettiklerimizi bize ne bir savcı ne bir mahkeme hükmü geri verebilir. Onları anarken de adaleti ararken de benzer kötülüklerin tekrarlanmamasıyla ilgileniyoruz. Suçlular ve sorumluluğu olanlar bulunsun ve cezalandırılsın isterken aslında maruz kaldığımız şeyin tekrarlanmasına cesaret edilemesin istiyoruz. Gar meydanından mahkeme salonlarına yürüttüğümüz mücadelenin özü budur.

Rastgele Yazılar

Mülteci Kadınların Ortak Paydası Ne?

Birleşmiş Milletler 2017 verilerine göre 258 milyon insan doğduğu topraklardan farklı bir yerde yaşıyor. Uluslararası Göç Örgütü’nün 2020 Dünya Göç Raporu analizine...

Kapitalizm Gölgesini Satamadığı Ağacı Keser

Doğa intikamını almadı, tarih tekerrür de etmedi. Sadece insan...

The Umbrella Academy: Proje Süper Kahramanlar

-Diziyi izlerken olayların akışına kapılsak da tüm o aksiyonların arkasında çok büyük bir gaddarlık ve dram bizi bekliyor aslında. - Doğdukları andan itibaren ne yapacakları, ne olacakları, nasıl yürüyüp, nasıl konuşacakları belli olan bu çocuklara seçme şansı tanınmıyor.

Engelsiz Filmler Festivali 12-18 Ekim’de Gerçekleşecek

Herkesin kültürel yaşama katılma hakkına sahip olduğu basit gerçeğinden yola çıkarak "engelli bireylerin sosyal ve kültürel haklarını kullanabilecekleri koşulların yaratılmasının bir zorunluluk...

İlgili Makaleler

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz